<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd"
xmlns:rawvoice="http://www.rawvoice.com/rawvoiceRssModule/"
>

<channel>
	<title>M. Sadık Erdoğan Web Bloğu &#187; murat menteş</title>
	<atom:link href="http://msadik.com/tag/murat-mentes/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://msadik.com</link>
	<description>Ellerinden öpenin çok olmasın ey dünya!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 14 Feb 2012 15:06:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
<!-- podcast_generator="Blubrry PowerPress/2.0.4" -->
	<itunes:summary>Ellerinden öpenin çok olmasın ey dünya!</itunes:summary>
	<itunes:author>M. Sadık Erdoğan Web Bloğu</itunes:author>
	<itunes:explicit>no</itunes:explicit>
	<itunes:image href="http://msadik.com/wp-content/plugins/powerpress/itunes_default.jpg" />
	<itunes:subtitle>Ellerinden öpenin çok olmasın ey dünya!</itunes:subtitle>
	<image>
		<title>M. Sadık Erdoğan Web Bloğu &#187; murat menteş</title>
		<url>http://msadik.com/wp-content/plugins/powerpress/rss_default.jpg</url>
		<link>http://msadik.com</link>
	</image>
		<item>
		<title>Murat Menteş 2011 Kitapları</title>
		<link>http://msadik.com/murat-mentes-2011-kitaplari.html</link>
		<comments>http://msadik.com/murat-mentes-2011-kitaplari.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Dec 2011 09:33:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Altı Çizili Satırlar]]></category>
		<category><![CDATA[murat menteş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=1456</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://msadik.com/wp-content/uploads/2011/12/mmestes_star.jpg" rel="lightbox[1456]" title="mmestes_star"><img class="alignnone size-full wp-image-1457" title="mmestes_star" src="http://msadik.com/wp-content/uploads/2011/12/mmestes_star.jpg" alt="" width="593" height="285" /></a><!-- PHP 5.x --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/murat-mentes-2011-kitaplari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Murat Menteş &#8211; Sarsmayan Bir Ramazan Beni İlgilendirmiyor</title>
		<link>http://msadik.com/murat-mentes-sarsmayan-bir-ramazan-beni-ilgilendirmiyor.html</link>
		<comments>http://msadik.com/murat-mentes-sarsmayan-bir-ramazan-beni-ilgilendirmiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2011 12:37:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Altı Çizili Satırlar]]></category>
		<category><![CDATA[murat menteş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=1281</guid>
		<description><![CDATA[İlk iftarımı Murat Menteş&#8217;in Ramazan taşlamalarıyla açtım. Twitter&#8217;da Tnt&#8217;de iftar programına çıkacağını duyunca hem ilk defa Tnt kanalını izleme şansını hem de uzun zamandır tv&#8217;de göremediğim Menteş&#8217;i izleme şansı buldum. Programı Kudsi Erguner&#8217;in albümlerinden tanıdığım ve güzel bir solo albümü de bulunan Halil Neciboğlu sunuyor.  Bi ara değinirim fakat Türkiye&#8217;de beğendiğim bir kaç hafızdan biri. devamı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe src="http://www.youtube.com/embed/Ak3AJ15ueXM" frameborder="0" width="592" height="350"></iframe></p>
<p>İlk iftarımı Murat Menteş&#8217;in Ramazan taşlamalarıyla açtım. Twitter&#8217;da Tnt&#8217;de iftar programına çıkacağını duyunca hem ilk defa Tnt kanalını izleme şansını hem de uzun zamandır tv&#8217;de göremediğim Menteş&#8217;i izleme şansı buldum.<br />
Programı Kudsi Erguner&#8217;in albümlerinden tanıdığım ve güzel bir solo albümü de bulunan Halil Neciboğlu sunuyor.  Bi ara değinirim fakat Türkiye&#8217;de beğendiğim bir kaç hafızdan biri. En sevdiğim ise Yunus Balcıoğlu. İleride eski ramazanlar diye bir konu açılırsa Balcıoğlu&#8217;ndan mutlaka bahsedecem.</p>
<p>Konuklar arasında Diyanetin torpillilerinden Mustafa Akgül hoca ve programdan bi gün sonra yani bugün kendine adliye yolu görünen Uğur Arslan da vardı.</p>
<p>Menteş ilk başlarda gayet sakindi. Dolmabahçe Sarayında olmanın verdiği şaşkınlıktan olsa gerek yoksulluk edebiyatına giriş yaptı ve program sonuna kadar devam etti. Haklımıydı tabii ki de haklıydı. Menteş sermaye gaddarlığından nasibini almış biri. Gerçek Hayat, Nokta, Kılavuz gibi sermayesiz dergilerden sonra Star Gazetesi, Tvnet, Cine5 gibi islami sermaye temsili medya organlarında çalıştı. Neyse ki çalışmıyor artık onlarla veya çalıştırtmıyorlar.</p>
<p>Geçen sonbahar eski dergileri halamgile yakmaya gönderirken Gerçek Hayat&#8217;tan bir yazarın Murat Menteş gibi yazdığını farkettim. Acaba Menteş müstear isimle de kitaplar yazıyormuydu? Klark&#8217;ta da bu yazardan bahsetmişti. Şule Yayınlarında çalıştığı zamanlar çıkardıkları kitaplar pek güzeldi. Ali Ünal ile beraber editörlük yapıyordu. İşte bu Ali Ünal ile bağlantılı bir yazar daha var. O olabilir! Neyse teorim kesinleşene kadar açıklamayacağım.</p>
<p>Program  iftar saatine denk geldiği için kayıt altına aldım ve beğendiğim bir kısmını da yuğtuba yükledim. buyurun izleyin.<!-- PHP 5.x --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/murat-mentes-sarsmayan-bir-ramazan-beni-ilgilendirmiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşkın gözü kör olabilir. Ama roman aydınlatıcı da olmalı</title>
		<link>http://msadik.com/askin-gozu-kor-olabilir-ama-roman-aydinlatici-da-olmali.html</link>
		<comments>http://msadik.com/askin-gozu-kor-olabilir-ama-roman-aydinlatici-da-olmali.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 18:26:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Altı Çizili Satırlar]]></category>
		<category><![CDATA[dergah dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[murat menteş]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=684</guid>
		<description><![CDATA[Şiir ve denemeler yazıyordunuz. Romana yöneldiniz? Bu üç edebi tür, size ne ifade ediyor? Şiir en cana yakın sanat. Ezberliyorsun ve onu zihninde taşıyorsun. Şiir, seninle birlikte yaşı­yor. Deneme kültürel, düşünsel canlılığın teminatlarından biridir. Roman, daha büyük bir saha­da oynanan bir oyun. Milan Kundera &#8220;Roman bilinçdışını Freud&#8217;dan önce, sınıf mücadelesini Marx&#8217;tan önce işaret etmiştir&#8221; der. devamı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/07/mmentess.jpg" rel="lightbox[684]" title="mmentess"><img class="alignleft size-medium wp-image-685" style="margin: 5px;" title="mmentess" src="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/07/mmentess-251x300.jpg" alt="" width="199" height="237" /></a>Şiir ve denemeler yazıyordunuz. Romana yöneldiniz? Bu üç edebi tür, size ne ifade ediyor?</em></strong></p>
<p>Şiir en cana yakın sanat. Ezberliyorsun ve onu zihninde taşıyorsun. Şiir, seninle birlikte yaşı­yor. Deneme kültürel, düşünsel canlılığın teminatlarından biridir. Roman, daha büyük bir saha­da oynanan bir oyun. Milan Kundera &#8220;Roman bilinçdışını Freud&#8217;dan önce, sınıf mücadelesini Marx&#8217;tan önce işaret etmiştir&#8221; der.</p>
<p><strong><em>İlk romanınız Dublörün Dilemması &#8216;yla özgün bir tarz ortaya koydunuz. Korkma Ben Varım &#8216;da<br />
bu tarzı sürdürdünüz. Roman stilinizin temel özellikleri neler?</em></strong></p>
<p>Romanda hem anlatım, hem hikayeyle ilgili çok sayıda unsuru hesaba katmak gerekiyor. Metnin bazı düşünsel mesajları taşıması da söz konusu olabiliyor. Ben, okuru hep göz önünde tutuyo­rum. Onun işini kolaylaştırmaya, onu krallara layık bir şekilde ağırlamaya gayret ediyorum. Hızlı akan yani kısa cümlelerden oluşan, sanat­sal nitelikler barındıran, merak uyandırıcı, ko­mik, düşündürücü, sürprizli hikayelerin birbiri­ne eklendiği romanlar yazmaya bakıyorum.<img title="Daha fazla..." src="../wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /><span id="more-684"></span></p>
<p><strong><em>Dublörün Dilemması kült kitap mertebesine ulaştı. Bu size ne hissettiriyor ya da düşündürü­yor?</em></strong></p>
<p>Kült ilginç bir kelime. Bir anlamı tapınılan. Bir diğer anlamı da Allah dostu olan kişiye gösteri­len saygı. Tabii ki biz kült derken türünün özel bir örneği olan, sıra dışı bir etki uyandırmış ve benimsenmiş eseri kastediyoruz. <em>Easy Rider, They Live </em><strong>gibi filmleri, </strong><em>Şampiyonların Kahval­tısı, Yolda </em>gibi kitapları filan. Bu anlamda <em>Dubl</em><em>örün Dilemması </em>gerçekten bir kült roman mı emin değilim. Kitabın, bazı insanlar arasındaki dostluğu pekiştiren bir etkisi olduğunu biliyo­rum. Bundan ötürü de gizliden gururlanıyorum.</p>
<p><strong><em>Dublörün Dilemması &#8216;m okuyanlar, yeni ro­manınızı merakla beklemeye başladılar. Fakat bu bekleyiş dört yıl sürdü. Neden böylesine çok beklettiniz?</em></strong></p>
<p>İki sebebi var. Birincisi çok yoğun çalışıyor­dum, romana yeterince vakit ayıramıyordum. İkincisi ise, ilk romanı aşan bir kitap yazmak için uğraştım. Yani birilerinin &#8220;İlki daha iyiydi&#8221; demesini istemiyordum. Çok şükür, <em>Korkma Ben Varım&#8217;ın </em>bir irtifa kaybı olmadığı görüşü yaygın. Birkaç kişi &#8220;İlki daha iyiydi&#8221; dedi yine de.</p>
<p><strong><em>Korkma Ben Varım &#8216;in tanıtım cümlesi &#8220;Öl­dürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep.&#8221; Romanda sahiden de birbirlerini tanısalar iyi arkadaş olabilecek ki­şilerin çatışması var. insanlar arasındaki kav­gaların tanımamaktan, bilmemekten ileri geldi­ğini mi düşünüyorsunuz?</em></strong></p>
<p>Elbette. Sizce de öyle değil mi? Anlamadan yar­gılamak kadar yaygın pek az şey var. Modern insanın insaf, merhamet stokları kısıtlı. Birey ol­ma maceramız, daha ziyade mücadele ve düş­manlık üzerinden yürüyor. Zaferlerimiz aslında çok fazla kaybın sonunda ortaya çıkıyor. Yani, <em>Korkma Ben Varım&#8217;</em>daki hesaplaşmada kimse kazançlı çıkmıyor ve bence günümüzde en yay­gın galibiyet biçimi bu. Bereketsiz, insana bir şey katmayan, hayatımızı zenginleştirmeyen, yozlaşmış zaferlerle sözümona yükseliyoruz.</p>
<p><strong><em>Türkiye Yazarlar Birliği 2009 roman ödülünü kazandınız. ESKADER de Korkum Ben Varım &#8216;ı yılın romanı seçti. Bu ödüllerin ve genel olarak ödüllerin sizin için anlamı ne?</em></strong></p>
<p>Ödül için herhangi bir yarışmaya katılmış, mü­racaatta bulunmuş değilim. Önemli bir kurumun &#8220;Sizin romanınız yılın en iyisiydi&#8221; demesi elbet­te hoşnutluk verici. Öte yandan bir romanın ödülü okulların &#8220;Verdiğim para, ayırdığım vakit helal olsun&#8221; demesidir.</p>
<p><strong><em>Korkma Ben Varım &#8216;da sadece Türkiye &#8216;de de­ğil dünya çapında bir ilk gerçekleştirdiniz: Kita­</em><em> bın bir bölümünü çizgi-roman olarak yayımladınız. Kitabın biçimsel olarak en dikkat çekici bö­lümü Ersin Karabulut&#8217;un çizdiği bu bölüm her­halde. Bu proje nasıl gerçekleşti?</em></strong></p>
<p>Einstein der ki: &#8220;Bir fikir ilk başta saçma gelmi­yorsa onda iş yok demektir.&#8221; Romanın bir bölü­münü Ersin Karabulut çizse diye düşündüm. Sonra bunun tuhaf olduğunu fark ettim. Sonra tam da bu nedenle iyi olacağı kararma vardım. Ersin Karabulut&#8217;a da bu fikir önce saçma geldi. Sonra o da &#8220;Aslında iyi fikir&#8221; dedi. Derken ben metni verdim, o da her zamanki gibi harikulade bir iş çıkardı.</p>
<p><strong><em>Atom Bombacıyan &#8216;in monologunun yer aldı­ğı Uzayda Her Namlu Tetiğin Emrinde isimli bölüm ile Atom Karınca duası başlıklı bölümlerde yer alan tüm sesli harfler, sırasıyla aynı. Bu cidden dünya çapında bir iş. Georges Perec&#8217;in Kayboluş &#8216;uyla mukayese edilebilir ancak. Bu bölümü yazmak sizin için zor oldu mu?</em></strong></p>
<p>Kolay olmadığı kesin. Yani afazisi olan adamın önce sabuklamaları, ardından asıl söylemek iste­dikleri yer alıyor. Bu iki bölüm, romanın en uzun kısımları sanırım. Okurların çoğu da her iki bö­lüm arasındaki örtüşmeyi fark edemiyor. Çünkü biraz dolaylı bir şekilde söylemiştim. Eğer gü­nün birinde kitap yabancı bir dile çevrilecek olursa, çevirmen de en az benim kadar zorluk çe­kecek demektir.</p>
<p><strong><em>Neden böyle ilginç bir biçimsel deneye kalkış­tınız?</em></strong></p>
<p>Aslında biçim ile içerik, zevahir ile mahiyet ara­sında net bir ayrım yapılamaz. Yüz ifademizi, hislerimizden bağımsız olarak ayarlayamayız. Hislerimizi belli etmemeye çalışmak bile, yine İlişlerimizle ilgilidir. Yani söz konusu bölümde, büyük bir mafya liderinin duyguları, düşüncele­ri ve içinde bulunduğu insanlık halini belirgin kılmaya çalıştım. Aklından geçen başka, ağzından çıkan başka. Bu ikisi arasındaki farkı anla­yamıyor üstelik. İnsanların söylediklerini işiti­yor ve anlıyor, fakat ağzından çıkanı kulağı du­yamıyor. 30 milyonda bir görülen hastalığı, onun trajedisini iyice keskinleştiriyor. Sonuç iti­bariyle yalnızca biçimsel bir deney yapmadım</p>
<p><strong><em>Modern </em><em>şiiri andıran bir yön vardı o bölüm­de. Roman yazarken şiir bilginizin belirgin bir faydasını görüyor musunuz?</em></strong></p>
<p>Şiir yazarken bütünlük, mısralar, kelimeler, ses­ler, hatta harfler üzerine düşünürsün. Ritmi, tempoyu, armoniyi, akışı gözetirsin. Her türlü uyumu inceden inceye araştırır, ayarlarsın. Şiir­de kuyumcu terazisi, kuyumcu matkabı kulla­nırsın, romanda ise 40 tonluk kantar ve ağır iş makinaları. Şaka şaka. Şiirdeki ince işçiliği ro­mana uygulamak elbette parlak sonuçlar doğu­ruyor. İyi şairlerin iyi romanlar yazmada özel biri avantajları olduğunu düşünüyorum. Oktay Rifat da Melih Cevdet de roman yazmıştır. Or­han Veli, ömrü vefa etseydi roman yazardı sanı­rım. Ahmet Hamdi ve Attilâ İlhan&#8217;ın romancılı­ğı ile şairliği arasında sıkı bir ilişki vardır. Ah Muhsin Ünlü, İbrahim Tenekeci ve Süleyman Çobanoğlu mesela, roman yazsalar, edebiyatı­mız bundan kârlı çıkar.</p>
<p><strong><em>Yazarken bir tretman oluşturup, daha sonra metinleri mi yazıyorsunuz, yoksa kafanızda ana<br />
hatlarıyla hikâyeyi belirleyip daha sonra mı ya­zıyorsunuz?</em></strong></p>
<p>İki romanı da tretmansız yazdım. Fakat iç içe geçmiş çok sayıda olayı anlatırken tretman çı­karmamak akıl kârı değil. Bundan sonra, önce sıralamayı yapacağım.</p>
<p><strong><em>Korkma Ben Var</em><em>ım &#8216;da tıpkı Dublörün Dilem­ması &#8216;nda olduğu gibi birkaç romanlık malzeme var. Her anlatının bölümü adeta bir roman mal­zemesi taşıyor. Hiç malzeme sıkıntısı çekmiyor musunuz?</em></strong></p>
<p>Kim olduğunu hatırlayamıyorum şu an, biri &#8220;Fi­kirler uzaydan gelir&#8221; diyor. Yani pek bir maliye­ti, zorluğu yok. Ben, roman kahramanlarının et­rafında çok büyük bir dünya olduğunu, aslında bir insana çok yakından baksak bile, onun irade­si, kontrolü dışında çok şey bulunduğunu gös­termeyi seviyorum. Bence bu durum gerçekliğin karakteristik bir niteliğidir. Yani sen birine âşık-san, başkası da bir başkasına âşıktır. Sen zekiy-sen, başkası da zekidir; başkası da adam vurur, gazete okur ve koşar. Herkes biriciktir ve herke­sin bir hayatı vardır&#8230; Bu dediğim, romanın do­ğal amaçlarından biri gibi görünmüyor, hatta bi­raz aykırı bir yöneliş, fakat bence doğrusu budur.</p>
<p><strong><em>Korkma Ben Varım &#8216;da kadın-erkek, evlat-ebeveyn, insan-hayvan, insan-cin, erkekler ara­sı dostluk, yaşlılar arası dostluk gibi ilişkiler yumağı var. ilişkilerin her türlüsüne değiniyorsu­nuz. Romana duyguları bu kadar karıştıracak ne var?</em></strong></p>
<p>İnsan, ünsiyet kuran, bağ kuran varlıktır. Edebi­yat bu bağların, ilişkilerin boyutlarını gösterir. İlişkilerimizin değer kazanmasına aracılık eder. İnsanın sınırları, ilişkilere nasıl yansır? Bir aşkı imkansız yapan nedir? Özürlü bir genç kızın ak­lından neler geçer? Bir evlat babasının kusurunu görse ne hisseder? Bir papağan, sahibine hangi duyguları besler? Suçlular arasındaki yakınlık­lar nasıldır? Bir baba, kızını nasıl korur? Terk edilmiş bir çocuk yıllar sonra annesine rastla­yınca ne yapar? Bir adam, hayatını kurtardığı birini niçin öldürür?.. Edebiyat bu gibi sorulan da, bu soruların cevaplarım da çoğaltma işidir.</p>
<p><strong><em>Romanlarınız polisiye roman sınırlarına uy­masa da, olay örgüsü ve trükleriniz sayesinde polisiye roman tadı veriyor. Buna karşılık siz ro­manlarınızın macera romanları olduğunu söylü­yorsunuz. Neden?</em></strong></p>
<p>Polisiye, Erol Üyepazarcı&#8217;nın da sık sık belirtti­ği gibi muamma içeren suçun öyküsüdür. Benim romanlarım polisiyenin standartlarının dışına ta­şıyor. Suç var. Muamma da var, fakat bunlardan başka öyle çok şey var ki, polisiye tadı geride kalıyor. Benim romanlarımı okuyanlar, suçlu­nun kim olduğundan ziyade başka şeyleri merak ediyorlar.</p>
<p><strong><em>Peki, sizin kendi kriterlerinize göre bir poli­siye roman yazmayı planlıyor musunuz?</em></strong></p>
<p>Daha rafine polisiyeler yazmayı düşünüyorum. Fakat iki üç tane macera romanı daha yazaca­ğım.</p>
<p><strong><em>Romandaki duygulardan bahsetmi</em><em>şken Müntekim Gıcırbey&#8217;in Şebnem Şibumi&#8217;ye yazdığı mektuplardan da anlaşıldığı üzere siz aşk roma­nı da yazabilirsiniz. Fakat bunu tercih etmiyor­sunuz sanki?</em></strong></p>
<p>Yetişme tarzıyla ilgili bir mesele bu. Maeve Binchy değilim. Aşkın da, aşk acısının da anla­tılması bana zor geliyor. Romanı aşka hasret­mek büyük mesuliyet, hatta vebal. Çünkü aşk aslında hayatın merkezî deneyimidir. Kapitalist bir çerçeve, atmosfer ya da renk taşıyan hayatın içinde aşk ister istemez bir çürüme süreci anla­mı taşıyor. Bilgeliğin eşlik etmediği bir deneyim yani. Ayrıca, yalan dünyada, ana karakteri fani­lik olan insanın, duygularındaki yücelikten bu kadar emin olması tuhaf değil mi?</p>
<p><strong><em>Kapitalizm, âşıkların arasına girebilir mi sa­hi?</em></strong></p>
<p>Temelde, insanın nefsiyle ilgili bir problem var gibi geliyor bana. Merak, heves, şehvet, iktidar heyecanı, açgözlülük, budalalık, vicdan sakatlı­ğı, cehalet, sersemlik, bencillik, eğlence düş­künlüğü, basiretsizlik&#8230; gibi birçok şeyin yede­ğinde ortaya çıkan bir duyguya dönüştü aşk. Ba­ra git ve yirmi dakikada ruh ikizini bul&#8230; La Rochefoucauld &#8220;İnsanların çoğu aşk diye bir şe­yin adını duymasalardı asla âşık olmazlardı&#8221; di­yor. Bernard Shaw&#8217;ın iğneleyici sözünü pek tut­muyorum: &#8220;Aşk, bir kişiyle dünyanın geri kala­nı arasındaki farkın abartılmasıdır&#8221; diyor. Sanki dünyanın geri kalanıyla baş edebilirmişiz gibi. Demek istediğim, gerçek bir aşk romanı, umulmadık incelikte ayrımlar gözetmeyi gerektirir. Aşkın gözü kör olabilir, fakat roman aydınlatıcı da olmalı. Tam anlatamadım.</p>
<p><strong><em>Kitapta müthiş bağlantılar var, örneğin Abdülcabbar </em>- <em>Hasan Turabi veya Gıcırbey &#8211; Abdülhamid Han bağlantısı gibi. Bu gibi bağlantı­larla okuru şaşırtırken bir yandan da romanda­ki gerçeklik duygusunu pekiştiriyorsunuz, haksızmıyım ?</em></strong></p>
<p>Haklısınız. Hatta gerçek kahramanlardan oluşan bir roman yazmayı da düşünüyorum. Kurmaca ile gerçeği kaynaştırırken, anlattıklarımın hem tutarlılık arzetmesine ama hem de kurmaca ol­duklarının belli olmasına özen gösteriyorum.</p>
<p><strong><em>Mario Levi diyor ki &#8220;Edebiyatta otobiyogra­fik olmayan bir ürün yoktur&#8221; Malraux ise &#8220;Her roman otobiyografiktir. &#8221; Sizin romanlarınız da hayatınızdan izler taşıyor mu?</em></strong></p>
<p>Maalesef hayır. Neden böyle bilmiyorum. Be­nim hayatım gayet monoton. Romanlarım ise hayatıma kıyasla çok hızlı ve renkli. Tabii ki ba­zı düşüncelerimi ya da hislerimi yansıtıyorum-dur. Karakterleri, bazı tanıdıklarımı düşünerek tasarladığım da oluyor. Fakat romanlarıma oto­biyografik denemez.</p>
<p><strong>A<em>ynalı Barikatlar isimli kitabınızda terör, Ka­osa Mütevazı Bir Katkı &#8216;daysa medya konusunu irdelediniz. Sizden yakın zamanda başka bir de­neme kitabı bekleyebilir miyiz?</em></strong></p>
<p>Aslında eğlence hakkında yazmayı düşünüyor­dum. İnsan neden, nasıl eğlenir, eğlenmek ma­sum ve iyi bir etkinlik midir, eğlenmezsek haya­tımız boşa mı geçer, eğlencenin dışında kalan tek seçenek can sıkıntısı mıdır?.. Fakat şu sıra gündemimde bu kitabı yazmak yok. Belki bir­kaç yıl sonra oturur yazarım.</p>
<p><strong><em>Edebiyat ortamında ilişkiler çoğunlukla yer­me, polemik, zıtlaşmaya dayalı, ama siz beğen­diğiniz yazarlarla dostluk kuruyorsunuz. Örne­ğin Alper Canıgüz, Emrah Serbes, Onur Ünlü, Murat Uyurkulak gibi yazarlarla arkadaşsınız. Bu işin sırrı nedir?</em></strong></p>
<p>Bence iyi yazar, okura &#8220;Bu adam beni anlar, onunla tanışsak iyi dost oluruz&#8221; dedirten kişidir. Yazdıklarını severek okuduğum yazarlar hak­kında ben öyle düşünüyorum. Dolayısıyla onlar­la tanışıyorum. Kimileri &#8220;Yazarlarla tanışma­mak gerek, insanı hayal kırıklığına uğratıyorlar&#8221; der. Bunu çok duydum. Fakat yazdıklarını sevip de kendisinden gıcık kaptığım tek yazar yok.</p>
<p><strong><em>Son yıllarda popülariteniz epey arttı. Eski rö­portajlarınızdan birinde şöhrete iyi gözle bak­madığınızı belirtmiştiniz. Hâlâ aynı fikirde misi­niz?</em></strong></p>
<p>Siz de biliyorsunuz ki bizim popülaritemiz, dar bir çevreyle sınırlıdır. Şöhret hakkında, aktör Tony Curtis&#8217;in harika bir tespiti var: &#8220;Ünlü ol­mak bunamaya benziyor, sen kimseyi tanımı­yorsun ama herkes seni tanıyor.&#8221;</p>
<p><strong><em>Romanlarınızda bahsi geçen Afili Filintalar çetesi, bir internet sitesinin adı oldu. Siz de ora­da yazıyorsunuz. Nedir bu Afili Filintalar oluşu­mu?</em></strong></p>
<p>Alper Canıgüz, Murat Zelan, Fatih Altmöz, Gökhan Özcan, Onur Ünlü, Emrah Serbes, Ha­kan Albayrak, Selçuk Orhan&#8230; gibi yazarlarla bir araya geldik. Dedik &#8220;Bir internet sitemiz ol­sun. Şiir, hikaye, değini, anı, eleştiri&#8230; türünde metinler yazabileceğimiz bir alan açalım. Bu hem bir yoğunluk bölgesi oluşturur, hem bir motivasyon sağlar. İnternet sitesi fikri Özcan Vurgun ve Resul Yılmaz adlı iki arkadaşımızın önerisiydi. Biz de içeriği oluşturduk. Henüz yo­lun başındayız. Afili Filintalar&#8217;m zamanla daha esaslı ve işlek bir yapıya kavuşacağını ümit edi­yorum.</p>
<p><strong><em>Bir röportajınızda aklınızda 8-9 roman proje­si olduğunu söylüyorsunuz. Bu artık daha sık ro­manlar yayımlayacağınız anlamına da geliyormu?</em></strong></p>
<p>İnşallah. Artık kendimi daha rahat hissediyorum. Vaktim de var. Roman yazmayı da az çok öğren­dim&#8230;</p>
<p><strong><em>Sıradaki romanın konusu belli mi? Yazmaya başladınız mı?</em></strong></p>
<p>Çok yaşlı bir adamla genç bir adamın hikayesi­ni yazıyorum. Bunlar birbirlerine çok acayip nu­maralar yapıyorlar. Yazmaya başladım evet. Tretmanı da hazır. İnşallah çok dallanıp budak­lanmadan yazıp bitiririm.</p>
<p><strong><em>Yeni şiir kitabınız Garanti Karantina &#8216;nın ya­kın zamanda neşredileceği doğru mu? Yayın ta­rihi belli mi?</em></strong></p>
<p>Evet, <em>Garanti Karantina, </em>Sel Yayıncılık tarafın­da neşredilecek. Kitap şu anda yayınevinde. Sa­nırım baharda çıkar. Yayınevinin programını tam bilmiyorum.</p>
<address><strong>MURAT MENTE</strong><strong>Ş. </strong><em>İstanbul&#8217;da doğdu. 1990&#8242;ların başından itibaren şiirler yayınladı. Dergi, yayı­nevi, gazete ve televizyon gibi yayın kuruluşlarında çalıştı. Kitapları: <strong>Kuzgun &#8216;un Gölgesi </strong>(şiir, Yedi İklim Yay. 1997), <strong>Kaosa Mütevazı Bir Katkı, Aynalı Barikatlar </strong>(deneme, Şule Yay), <strong>Dublörün Dilem­ması </strong>ve <strong>Korkma Ben Varım </strong>(roman, 2009, iletişim Yay). Türkiye Yazarlar Birliği, <strong>Korkma Ben Va­rım </strong>dolayısıyla yazara 2009 Roman Ödülü &#8216;nü verdi.</em></address>
<address>
</address>
<address><em>Yazı Dergah Edebiyat Sanat Kültür Dergisi&#8217;nin 242. sayısından alınmıştır.<br />
</em></address>
<p><!-- PHP 5.x --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/askin-gozu-kor-olabilir-ama-roman-aydinlatici-da-olmali.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kitabın kapağında silahı gösterip içeride patlatıyorum</title>
		<link>http://msadik.com/kitabin-kapaginda-silahi-gosterip-iceride-patlatiyorum.html</link>
		<comments>http://msadik.com/kitabin-kapaginda-silahi-gosterip-iceride-patlatiyorum.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 18:44:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okudum Bitti]]></category>
		<category><![CDATA[korkma ben varım]]></category>
		<category><![CDATA[murat menteş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=469</guid>
		<description><![CDATA[Murat Menteş, &#8216;Dublörün Dilemması&#8217;ndan yıllar sonra ikinci romanı &#8216;Korkma Ben Varım&#8217;ı yayımladı. Dört yılda tamamlanan kitabın, bir ay içinde ikinci basımı yapıldı. Hareketli anlatımıyla kendine özgü bir roman dili kuran; birbiri ardına icat ettiği macera ve sürprizlerle okuru sürekli uyanık tutan Menteş, Çehov&#8217;a atıfla, &#8220;Ben de kapakta silahı gösteriyor, içeride patlatıyorum.&#8221; diyor. Bugünlerde farklı bir devamı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" style="margin: 8px;" title="muratmentes" src="http://msadik.com/wp-content/uploads/2009/12/muratmentes.JPG" alt="" width="400" height="350" /><br />
Murat Menteş, &#8216;Dublörün Dilemması&#8217;ndan yıllar sonra ikinci romanı &#8216;Korkma Ben Varım&#8217;ı yayımladı. Dört yılda tamamlanan kitabın, bir ay içinde ikinci basımı yapıldı. Hareketli anlatımıyla kendine özgü bir roman dili kuran; birbiri ardına icat ettiği macera ve sürprizlerle okuru sürekli uyanık tutan Menteş, Çehov&#8217;a atıfla, &#8220;Ben de kapakta silahı gösteriyor, içeride patlatıyorum.&#8221; diyor.</p>
<p>Bugünlerde farklı bir şeyler okumak derdindeyseniz, Murat Menteş&#8217;in yeni romanı Korkma Ben Varım tam size göre. Dili ve kurgusuyla farklı, hareketli, sürprizlerle dolu bir roman. Aşk, dostluk, intikam, yalnızlık ve şiddetin ustaca harmanlandığı romanı Menteş 4 yılda tamamlamış. İlk romanı Dublörün Dilemması ile dikkat çeken yazarın ikinci kitabı için daha &#8220;usta işi&#8221; bir roman diyebiliriz. Okurun ilgisini esirgemediği romanın bir ay içinde ikinci basımı yapıldı. Biz sorduk, Murat Menteş &#8220;Korkma Ben Varım&#8221;ı anlattı.<span id="more-469"></span></p>
<p><strong>Roman hepimizin bildiği kelimelerle yazılmış. Ama bu tanıdık kelimeler Murat Menteş&#8217;in kaleminde özgün, yepyeni anlamlarla karşımıza çıkıyor&#8230;</strong></p>
<p>Onu boşverin. Size şunu söyleyeyim: Dil, modern çağda siyasî ve düşünsel söylem alanı olarak algılandı. Edebiyat alanında, bir sözün anlamı ve değerinin, o sözün edebi niteliğiyle sıkı sıkıya ilişkili olduğu fikri öne çıkmadı. Dolayısıyla edebiyat, ya ideoloji ve siyasetin gerisinde ya da gölgesinde kaldı. Siyasetçiler, medya mensupları, akademisyenler&#8230; Edebiyat bilmeleri gerektiği fikrinden uzak yaşıyorlar. Bence, edebiyat alanında göz ardı edilemeyecek bir enerji üretilebilirse, o zaman gerçek bir iş yapılmış olacak. Ülkemizdeki edebiyat ödüllerinin yerel seçimler ya da popstar yarışmaları yanında ne kadar sönük kaldığını bir düşünelim&#8230; Çok mu karışık konuştum?</p>
<p><strong>Yoo, aslında değil. Murat Menteş romanda neyin peşinde? Ne tür bir yenilik sunuyorsunuz?</strong></p>
<p>Tuhaf ama bu konuda çok kesin bir şey söyleyemem. Edebiyat alanında iş okurda biter. Temelde, kitabıma ödenen paraya değecek metinler yazmaya özen gösteriyorum. (Gülümsüyor.)</p>
<p><strong>Korkma Ben Varım, hem kurgusu hem de diliyle hareketli, hızlı bir roman. Bu hareketliliğin, akıcılığın çağımızla ilgisi var mı?</strong></p>
<p>Var elbette. Önce bir açıklama yapayım: Romanları &#8216;piyasa&#8217; ve &#8216;kitleyle&#8217; ilişkisi bakımından ikiye ayırmak mümkün: Eğlence sektörünün parçası olanlar, edebiyat eseri olanlar. Popüler romanlarda anlatım akıcıdır, olaylar belli bir popüler içerik gözetilerek tanzim edilmiştir. Edebi eserlerde ise daha farklı yoğunluklar göze çarpar. Ben, günümüz koşullarının, insanları &#8216;okuyucu&#8217; olmaktan alıkoyduğu fikrindeyim. Bu nedenlerle, edebi seviyesi yüksek bir metni, okuyanın bağlanabileceği bir tarzda düzenlemeyi gözetiyorum.</p>
<p><strong>Klişe bir ifade vardır. &#8220;Şair dizelerini kurarken bir kuyumcu titizliğinde işlemiş kelimeleri&#8221; diye. Sizin de cümleleriniz öyle. Bu roman nasıl bir sürecin sonunda ortaya çıktı?</strong></p>
<p>Kuyumcu titizliği hepimize lazım. Titizlik olmadan, hassasiyet, dikkat olmadan hiçbir işte üstün bir seviye tutturulamaz. Romanı yazmam tam 4 yıl sürdü. Halbuki, Dublörün Dilemması&#8217;nı 8-10 ay civarında yazmıştım. Bu 4 yıl içinde, aynı dönemde üç ayrı işte çalıştığım oldu.</p>
<p><strong>Bir de ünlü çizer Ersin Karabulut, romanın bölümlerinden birini çizmiş. Metin birdenbire çizgi romana dönüşüyor, sonra tekrar normale dönüyor. Bu fikir nereden çıktı, Ersin Karabulut&#8217;la nasıl bir çalışma yürüttünüz?</strong></p>
<p>Bu, bildiğim hiçbir romanda olmayan bir atraksiyon. Anlatının bir parçası olarak tasarlanmış bir çizgili bölüme hiç rastlamadım. Öyle birden aklıma geliverdi. Türkiye&#8217;de en sevdiğim çizer Ersin Karabulut. Cidden olağanüstü bir yeteneğe sahip. Kendisine teklifte bulundum. Önce biraz temkinli yaklaştı, sonra &#8216;tamam&#8217; dedi. Hakikaten benim umduğumdan daha güzel çizdi bölümü. Kitabın en güzel sayfaları ona aittir. Kapağı da Ersin tasarladı. Ben sadece nasıl bir şey olabileceği konusunda bir iki sahne tarif ettim, hepsi bu.</p>
<p><strong>Romanınızı okurken çok güldüğümü söylemeliyim. Burada kullanılan argo sözcüklerin patenti size mi ait?</strong></p>
<p>Valla çoğu için ben Hulki Aktunç&#8217;un sözlüğünden istifade ettim. Kitapta argo konuşan bir yan kahraman var. Onun haricinde gangsterler ve sıradan suçluların da bazı argo tabirler kullandıkları oluyor. Argo aslında muhitten muhite değişen bir lisandır. Ben argodan ziyade bazı deyimsel sözler yazdım. &#8220;At, pirenin ayağına gitmez&#8221; gibi.</p>
<p><strong>Romanda kullandığınız epigraflar ve atasözlerinin hepsi sahiden gerçek mi? Bunların çoğunu sizin uydurduğunuz söyleniyor. Bazıları da hakikaten kuşku uyandırıcı?</strong></p>
<p>Epigrafları, metinlerin istikameti hakkında fikir versin diye kullanıyorum. Bazılarını da evet, itiraf edeyim, madem yeri geldi, ben uyduruyorum. &#8220;İnsan kaderinde olmayan şeylerden kaçınmalı&#8221; filan gibi.</p>
<p><strong>Gönül İşleri Bakanlığı gönül ehli bir heyet kuruyor. Mülakatı ya da testi geçen AŞKart&#8217;ı almaya hak kazanıyor. Aşk test edilir mi?</strong></p>
<p>Edilemez. Zaten onu anlatıyorum. Kur&#8217;an&#8217;da belirtildiği gibi &#8220;Kalplerde olanı yalnızca Allah bilir.&#8221;</p>
<p><strong>Romanda Aziz İstanbul edebiyat üzerine büyük laflar ediyor. Mesela diyor ki: &#8220;Birbirimizi hakikaten tanımamız, sahiden anlamamız, derinden kavramamız edebiyat sayesindedir.&#8221; Siz de böyle mi düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Aziz Bey&#8217;e katılıyorum evet. Dahası, edebiyat bilmezsek, derinlikli, incelikli, esaslı düşüncelere varamayız. Dilimizin imkanlarını genişletmedikçe, zihin açıklığına, geniş bir ufka kavuşamayız.</p>
<p><strong>İki romanınızın kapağında silah var. Silahla bu yakınlık nereden geliyor? Silah okura ne söylüyor?</strong></p>
<p>Gogol&#8217;ün ya da Çehov&#8217;un bir sözüdür: &#8220;Bir oyunda, bir sahnede silah göründü mü, mutlaka patlamalı.&#8221; Ben de kapakta silahı gösteriyorum, içeride patlatıyorum.</p>
<p><strong>Kitaptan&#8230;</strong></p>
<p>&#8220;Şebnem, susamlı akide şekerim, saraya sızmış lunapark balerinim;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Şebnem ne çok melek var yüzünde, tebessümün için binlercesi çalışıyor olmalı.</p>
<p>Şebnem niye böyle? Aşkın, patlayan bir okyanusun tozları gibi saçılıyor.</p>
<p>Şebnem kediler geliyor, apartman boşluğuna doğrudan bana miyavlıyorlar, sanki senden bahsediyorlar, dikkatle bakıyorum.</p>
<p>Şebnem zarflar açıyorum, faturalar çıkıyor içinden. Sanki senden bir haber gelecek, senin el yazın, imzan olacak&#8230;Öyle saçma, küçücük, tülbent boncuğu gibi umutlar pıt pıt içimde beliriyor.</p>
<p>Şebnem uçaklar geçiyor. Uçakları sanki sen kullanıyorsun.</p>
<p>Hey şeyde sana dair bir ipucu, bir işaret seziyorum.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>(Müntekim Gıcırbey&#8217;in okunmamış aşk mektuplarından, s.295)</p>
<p>Murat Tokay &#8211; Zaman Gazetesi<br />
29 Kasım 2009, Pazar<!-- PHP 5.x --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/kitabin-kapaginda-silahi-gosterip-iceride-patlatiyorum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

