Altın Portakal Film Festivali’nden yeni döndünüz… Nasıldı bu sene?
Bu sene iki günlüğüne gittim, şöyle ya da böyle diyebileceğim bir izlenim edinmedim o yüzden. Filmi izlemeye gittim. İlk defa sinemada insanlarla birlikte izledik. O konuda bile fazla izlenim edinemedim, çünkü festivaller belirli yerler oldukları için, festivale gelen, filmi izleyen hemen herkesin bir rolü var, –sinemacı, eleştirmen- öyle çok da basit ve olması gereken yerden bakılamıyor. Bir sinemacı bir sinemacının çalışmasına, bir eleştirmen ertesi gün yazacağı filme ya da bir sinema okulu öğrencisi beğendiği ve beklediği bir yönetmenin filmine bakıyor. Doğal olarak zorlanıyorlar. O yüzden “Tam bir izlenim edindim” diyemem. Festivaller giderek ideolojik bir çerçeveye oturmaya başladılar. Bir festivalin yapılma nedeni filmlerdir, festivalin kendisi artık başlı başına bir amaç. Filmlere, gelen konuklar da buna hizmet eden araçlar haline gelmeye başladı. Böyle bir gözlemim var. Genel olarak festival seven biri değilimdir, çok fazla da ilgilendiğimi söyleyemem. Devamını Oku »
27 Ekim Salı, 2009
Benim Sinemalarım |
Yorum Yok »
Dans et şampiyon, kimsesizler yurdundaki yalnız çocuklar için dans et. Çocuklar için salla yumruklarını. Kiralarını ödeyemeyen işsizler için dans et. Şu alçağın işini bitir. Meyhanedeki ayyaşlar için dans et şampiyon, kanserden ölen yoksul hastalar için, kefaletleri ödenmeyen sefil mahkumlar için, herkesin terkettiği eroinmanlar için, kocaları olmayan gencecik hamile kızlar için. Dans et şampiyon, savaş onlar için.
Bu aşağılık herifin işini bitir, çenelerini dağıt hepsinin. Düşkünler yurdundaki zavallılar için, emeklilik maaşı alamayan yaşlılar için, pis bir sokakta müşteri bekleyen yaşlı ve yorgun fahişele için… Meyhanelerde oturmuş demlenen bütün yalnız kalpler için, bilardo salonlarındaki yalnızlar için, sokak köşelerindeki yalnızlar için. Dans et şampiyon, savaş onlar için.
Temizlik işçileri için salla yumruklarını; hava limanlarında, otobüs duraklarında, benzin istasyonlarında yerleri süpüren küçük insanlar için. Savaş onlar için şampiyon. Devamını Oku »
5 Eylül Cumartesi, 2009
Şiiriyet |
Yorum Yok »
Marcel Proust’un çok yıllar önce keşfedip yazdığı gibi geçmişin anıları, kokular âleminin muhafızlığında saklanır ve her koku bir kapı açar o unutulmuş sandığınız zamanlara.
Üstüne çörek otu serpilmiş pişkin pide kokusu, birçokları gibi beni de alır bir fırının kapısına götürüp bırakır.
Vakit nedense sonbaharın son günleridir.
Hava serincedir ve akşam inmeye hazırlanır.
Kendine bir iş yaratmak isteyen yaşlı amcalarla çocukların biriktiği uzun kuyruktakiler, minare ışıkları yanmadan önce pideleri alıp iftara yetiştirebilmek için telaşlarını saklayan bir sabırla beklerler. Devamını Oku »
30 Ağustos Pazar, 2009
Altı Çizili Satırlar |
1 Yorum »
Öncelikle Kalan Müzik’e bi teşekkür etmek gerek. Maçkalı Hasan, Birol Topaloğlu, Kazım Koyuncu gibi başucu sanatçılarından sonra Fatih Yaşar, Şevval Sam, Marsis derken müzik arşivim bolca Karadeniz müziği albümü ile doldu. Bunların arasında öyle bir albüm varki daha uzun süreler parçalarını ipod’umdan silinmeyeceğe benziyor. Albümdeki eserlerin çoğunu ilk defa dinledim. Karaduman, Başundaki Çemberun, Ninnay Gülüm ve albümdeki favori eser Megrel halk şarkısı olan, mızıka sesini ilk defa bir albüm kaydında dinlediğim Skan Maskvama şarkısı. Devamını Oku »
5 Temmuz Pazar, 2009
Meşk Olsun |
Yorum Yok »
Herkesi kucaklamak yerine, kucaklaşmak…”
Ş, a ile k arasına boşuna konulmamış.
Şın’daki çınlama kimde var? İşte: Şınnnn…
Ş olmasa, kuş nasıl uçar? Maaş nasıl ödenir?
Ş olmasa, şen şakrak olabilir miyiz?
Kabul ediyorum: Dilimizdeki en güzel kelimeler m harfi ile başlıyor.
Merhametten, maneviyattan, mevsimden tutun da meşakkate kadar…
İsimler de öyle: Muhammed, Müslüman, Mekke, Medine, Müslim…
Aydın değil, münevver; odak değil, mihrak; yurt değil, memleket vs. Devamını Oku »
13 Mayıs Çarşamba, 2009
Altı Çizili Satırlar |
Yorum Yok »
“Mekke’nin fetih günüydü…
Bir adam Resulullah‘ın yanına yaklaştı. Korkudan, heyecandan titriyordu.
Resulullah da gördü adamın bu halini ve dönüp seslendi: ” Titremene lüzum yok, ben kral değilim “
Ve ardından dedi ki; ” Kureyşli kuru et yiyen bir kadının oğluyum ben.”
Devamını Oku »
22 Nisan Çarşamba, 2009
Kopyala-Yapıştır |
Yorum Yok »
özgürlük diyorsun hayaller mutluluklar
mutluluk kağıt gemilere benzer gülbahar
bulutlara benzer
özgürlük istiyorsun ille de özgürlük
tutabilirsen ellerinden gökyüzünün
özgürsün gülbahar özgürsün
Devamını Oku »
19 Nisan Pazar, 2009
Şiiriyet |
Yorum Yok »
Kartvizitinin bir yanına (ki en önemli yandır o) ‘auteur’ (yaratıcı) sıfatını yerleştirdiğimiz yönetmenlerin, dertlerinin ne olduğunu kavramaya çalışırken, çoğu kez önceki filmlerinden geride kalan ayak izlerini takip ederiz. Kuşkusuz bir eleştirmen de, her yeni sınavda bahsi olunan yönetmenin filmlerine ilişkin, kendi yazdıklarına göz atar. Dolayısıyla Reha Erdem ve son çalışması ‘Hayat Var’ özelinde, hem yönetmenin, hem de kendi karaladıklarımın izini takip etmek istiyorum, izninizle. Devamını Oku »
31 Mart Salı, 2009
Benim Sinemalarım |
Yorum Yok »
Brooklyn Köprüsü’nde bir bahar günü, kör bir adam dilencilik yapıyormuş. Dizlerinin dibine bir tabela koymuş. Üzerinde “Doğuştan kör” yazılıymış.
Herkes dilencinin önünden geçip gidiyormuş. Bir reklamcı bunu görmüş. Tabelayı almış, arkasına bir şeyler yazmış, olduğu yere tekrar bırakmış.
Ne olduysa olmuş….Gelip geçen ve bu tabeladaki yeni yazıyı okuyan herkes, başlamış dilencinin önündeki şapkaya habire para atmaya…
Bir cümle yetmiş onca kişiyi etkilemeye ve dilencinin şapkasının kısa sürede ağzına kadar parayla dolup taşmasına…
“Güzel bir bahar günü…Ama ben baharı görmüyorum…”
24 Mart Salı, 2009
Altı Çizili Satırlar |
Yorum Yok »
Baba oğlunu kucakladı, bir çeşit sarsalayarak “Bak sana ne anlatacağım” dedi. “Bu annene kalırsa sen hapı yutarsın oğlum. Çünkü senin annen tıpkı benim anneme benziyor. Benim annem de böyleydi, beni çok severdi. Titrerdi üstüme. Ailenin tek çocuğuydum. Başıma iş gelmesin diye, ‘aman ağaca çıkma oğlum, düşersin’, ‘aman suya girme oğlum, boğulursun’, ‘aman kimseyle güreşme, bir yanını kırarsın’ diye diye beni her şeye seyirci bir insan haline getirdi. Hayata seyirci kalmak kötüdür oğlum. Hayatın iyi, uslu bir seyircisi olmaktansa, hayatın içinde başarısız bir adam olmak bin kere daha iyidir. İyi bir boks seyircisi olmaktansa kötü bir boksör olmayı göze almak daha iyidir oğlum.”
yılmaz güney, oğluma hikayeler
21 Mart Cumartesi, 2009
Altı Çizili Satırlar |
Yorum Yok »