Benim Okulum Elazığ’ın Köy Düğünleri
Erkan Oğur : Türkünün aslı "Neden Geldim Amerika’yadır. Bir Ermeniye ait. Bu adam 1920′lerde memleketi Harput’ta Amerika’ya göç ediyor. Önce Bandırma’ya geliyor, gemiye binip New York’a gidiyor. Orada yaşamaya başlıyor. Amerika’ya çok da uyum sağlayamıyor. Memleketi özlüyor. Ve orada, yine bu bölgeden müzisyenlerle Harput yöresi folkloruyla bir beste yapıyor. Anonim değil yani, bir beste. 0 yörenin folklorundan etkilenerek, "Neden Geldim Amerika’ya"nın hikâyesini yapıyor. Hem yörenin aksanı, hem Ermeninin Türkçe konuşmasını düşünün, koyu bir aksanla, çok güzel bir sesle söylüyor. Taş plak olarak kaydediliyor. Ben 89-90 yılları arasında Amerika’dayken Jerry Silverman adlı bir müzikolog sayesinde farkettim bu türküyü. Çok hoşuma gitti. Ben de Amerika’dayım, memleketi çok özlüyorum, bir-iki kere öyle söyledim. Sonra bir baktım, "Neden Geldim İstanbul’a" lafı çıktı ağzımdan. Birdenbire bizim İstanbul’daki durumumuza ne kadar denk düştüğünü gördüm. Göçü anlatan bir şey…
Ben Bülent’i Tek Başına Özlüyorum
izdüşüm: Müzisyen olmaya ne zaman karar verdiniz?
Ben ahlak peşindeyim…
Albümün kapağındaki "nefsime hakim olamayarak bazı düzenlemeler yaptım…" ifadesi dikkatimizi çekti…
Oğur: tam anlamıyla bozmak değil, ama bozulmuş bir şeye biraz daha bir şey katıyorsunuz! Kendi duygunuzu belki katıyorsunuz, yaklaşımınız belki safiyane. Bizimkinin öyle olduğunu sanıyoruz, belki yanılıyoruz, sevdiğimiz için .söylüyoruz ama hiçbir zaman,o türküyü yaşamadık. Örneğin, Pir Sultan Abdal’ın "derdim çoktur, hangisine yanayım…" türküsünü biz yaşamadık. Sadece bir şeyler hissediyoruz, "ne güzel" diyoruz, "makamı çok güzel, sözler ne güzel anlatıyor, ta ne zaman yazılmış, hâlâ aynı şey, değişmemiş…
Nezih Uzel’den

"Kudsi Erguner’in Paris’te oluşu ile geleneği oraya taşıdık. Kudsi o yıllarda mimarlık okuyordu. Ben de ara sıra Paris’e giderdim. Geceleri fazla dolaşmaz, bir yerlerde toplanıp eskilerin deyimi ile "esma surerdik". Sonunda konser vermek üzere sahneye çıktık, ne var ki etrafıma baktığımda hep tanıdık yüzlerle karşılaştım, sanki evde veya tekke’de gibiydik. Aradan 40 yıl geçti, ne o insanlar bizden ayrıldı, ne de biz onlardan ayrıldık, sonra sayıları arttı. Neden dinliyorlar hep merak ediyordum. Ama ben okuyunca, Kudsi de ney üfleyince iyi oluyor, Kudsi’den baska hiçbir Ney beni rahatlatmıyor. Bir ömür böyle geçti, belki birkaç yıl daha geçer. Sonra ben sağ ben selâmet. Biz gideriz, sesimiz size kalır. Kalın sağlıcakla."
Ayrılık Çeşmesi
Adamın biri, derin bir kuyuya düşmek üzereyken, son anda kuyunun ağzındaki kuru dala tutunmayı başarmış. Ama ağırlığına dayanamayarak çatırdamaya başlayan dalın kırılması an meselesiymiş.
Korku içinde düşeceği kuyunun dibine doğru bakınca, aşağıda koca bir canavarın onu ayaklarından yakalamak üzere olduğunu fark etmiş.
Durumunun dehşetinden sıyrılıp kendini toparlamaya çalışan adam, boşlukta sallanırken kendisini taşıyan kuru dalın dibindeki bal peteğini fark etmiş. Bir eliyle yakaladığı dalı sımsıkı tutup, diğer eliyle baldan bir parmak alarak ağzına atmış. Keyifle bal tutan parmağını yalarken de:
“Oh!!!” demiş. “Hayat ne güzel!”
Feriduddin Attar
Bu kitabı hayatımın balları eşim Arzu ile çaocuklarım Selman, Sinan ve Merve’ye ithaf ediyorum…
Kıyıların ardı; kıyıların ardı’ndan kıyıların ardı’ndakiler…
Sirlarumi Söyledum
Söz-Müzik: Fatih Yaşar
Sirlarumi söyledum
Dağlara dumanlara
Ben yazarken ağladum
Okurken de sen ağla
Kalem ilen çizmişler
Sevduğumun kaşıni
Saklasun sisler benum
Gölerumun yaşini
Bu benum sevduğumi
İstanbule vermişler
Ha bu benum yazumi
Yarden ayri yazmışler
*bozo: lazcada “kız” anlamına gelen Bozomota’nın kısa söylenişi
Otuz Beş Yaş Şiiri
1946’da CHP’nin ödül verdiği “Otuz Beş Yaş” şiirinde Cahit Sıtkı Tarancı, neden Dante’yi misal gösteriyor, neden 35 yaşı ömrün yarısı sayıyor?
“İnsanlara en iyi yolu göstereceğim.”
Bu sırada 35 yaşındadır. Yani 35 yaş, Dante’nin kötü hayattan iyi hayata dönüş noktasıdır.
Dante, Kur’an-ı Kerim’i ve hadis-i şerifleri inceliyor. Cennet, Cehennem, Arafat isimli üç eserini “İlahi Komedya” adı altında topluyor.
1941’de Hasan Ali Yücel, Milli Eğitim Bakanı iken beş yüz kadar tercüme kitap yayınlattı.
Cahit Sıtkı, bunlardan “Cehennem” isimli kitabı okuyunca, özellikle mütercim Dr. Feridun Timur’un yazdığı öz sözün tesirinde kalıp, Dante’yi örnek alıyor.
Her ikisi de ömür ortalamasını 70 kabul ediyor, amma Dante 56, Cahit Sıtkı da 46 yaşında ölmüştür. (daha fazla…)
Giderken söylenmiştir – İbrahim Tenekeci
Taşların İçindeki
bilmezdim nasıl büker bir babanın belini
yüzü gözü olmayan p şekilsiz korkular
bilmezdim nasıl büker bir babanın belini
çiçeklerin emzirdiği o küçük kanatlılar.
kısmışım sesimi lambayı kısar gibi
içine kapanık bir taşım şimdi,
gözüm olsaydı eğer dünya nimetlerinde
pekala bulurdum onları bir çöplükte,
bir şey ki dilimin varmadığı
kuşların çarpmadığı uçarken gökte-
günler gelip geçti, hiç direnmedim
suyu yıkayan allah, sulayan ormanları
öpüp başıma koyduğum gökyüzü kadar aziz
bağışladı bana, suskun olmayı
kapıya yakın otururdum eskiden
korsancılık oynardım tek gözlü evlerde
isterdim ki habire çınlasın kulaklarım
beni ansın gökyüzü bile.
yok artık
beni suya götüren o güzelim nedenler,
çürüyerek geliyor bana gelen ne varsa
cenazeye ölüden önce gelenler:
yaşasın diyorlar, yaşamayı hak eden
varsın bulunmasın çorabımızın teki
gülümsemek için ne güzel neden
tapu işlemleri ve yemek tarifleri.
(daha fazla…)






