Bir öğretmen arkadaşım var, okullarını depreme dayanıklı hale getirmek için yıkıp yeniden yapacaklarmış. Öğrenciler müdürün kapısına dayanmış, “Biz yıkalım hocam!” diye. İşte okul sevgisi. Okul böyle bir yer, orada öğrenilen her şeyi nefret ederek öğrendik. Milli eğitim bakanı olsam, bütün iyi yazarları müfredattan çıkarırdım. Edebiyat hocası kazma olduktan sonra ders kitabına Sait Faik koymanın anlamı yok. İyi yazar veli yarısıdır zaten. Bir hadise olmadıktan sonra okula gelmesine gerek yoktur.
Emrah Serbes – Filintanın Not Defteri
10 Nisan Cumartesi, 2010
Altı Çizili Satırlar |
Yorum Yok »

Yalnızlık en büyük hastalıktır.
Dino’nun babası – Dolly Bell’i Hatırlıyor musun?
İdeoloji ve inançlar sadece zavallılar içindir.
Dino’nun eniştesi – Dolly Bell’i Hatırlıyor musun?
Kendime yalan söylemeye başladığımdan beri kimseye inanamıyorum.
Perhan – Çingeneler Zamanı
Eğer birinin ruhunu görmek istiyorsan, ona hayallerini sor.
Axel – Amerikan Rüyası
Fırtınada geri dön emri verilmez
Axel – Amerikan Rüyası
Eğer genç bir kaktüsün yanında, yaşlı bir ağaç dikili değilse, ondan hayır bekleme.
Leo – Amerikan Rüyası
Hiçbir metin tamamen gerçeği içermez. Gerçek olan sadece yaşamdır…Sanat bir yalandır. Hepimiz yalancıyız. En azından bazılarımız…
Marco – Yer altı
Kardeş kardeşi öldürmedikçe savaş, asla savaş değildir.
Marco – Yer altı
Bir sorunun varsa eğer parayla çözemiyorsan , daha çok parayla çözersin.
Dardan – Kara Kedi Ak Kedi
18 Mart Perşembe, 2010
Benim Sinemalarım |
Yorum Yok »
Gülersen dünya da güler, ağladığın zaman tek başına ağlarsın. Bu motto bu filmle hafızama kazındı. Seyrettiğim en iyi intikam filmi, 2003 yılı cannes film festivalinde Tarantino tarafından beğenilmiş, ben yapmışım gibi izleyin demiştir.
“Bu adam kim ve benden neden bu kadar nefret ediyor?”
Karısı ve tatlı bebeği ile birlikte yaşayan Oh Dae-Su adında sıradan bir adam 1988’de bir gün evinin önünden kaçırılır.
Sonra uyanır ve kendini özel yapılmış bir hücrede bulur. Durumunu anlamaya çalışırken TV’de haberleri izler ve sevgili karısının vahşi şekilde öldürüldüğünü görerek şok geçirir.
Mutlu hayatını yok eden adamdan intikam alacağına yemin eder. Uzun mahkumiyetini belli etmek için vücudu dövmelerle kaplanır. Devamını Oku »
11 Mart Perşembe, 2010
Benim Sinemalarım |
Yorum Yok »

Belayı bulma yolunda leyla’dan vazgeçmiş hukuk bürosunda görevli bir abimiz. Benjamín Esposito.
Tecavüz edilip öldürülen güzel bir bayan.
Bürodan arkadaşı Sandoval,
Leyla’nın ta kendisi, büronun müdüresi Irene,
Makdülün kocası Morales.
Eğer o olmasaydı olmazdı. Katil.
Filmi izledikten sonra “kısasa kısas” ceza yöntemini ve fotoğraf çektirirken her zaman makinaya bakmanın önemini anladım.
Birde en yakınındakine sevdiğini söyleyemenin dramatik hali. Devamını Oku »
16 Şubat Salı, 2010
Benim Sinemalarım |
Yorum Yok »
Aslında müzik yapmadığımızı, yalnızca tabiatta mevcut olan bir şeyi keşfettiğimizi söyleyen bir adam. Kendini de müzisyen, besteci filan saymıyor. Belki de şu Bir Ömürlük Misafir’likte konukluğunun karşılığını vermek için çabalayan biri. O yüzden onu musiki makamlarından önce başka bir makamda düşünmek gerekiyor, hayret makamında. Hayret: ‘Biliyorum’ demenin eksilttiği bir makam. Hem her şey onunla başlıyor, kendisine ‘büyük’ demeyen herkes bu adeta çocukluğa mahsus makamdan hiç ayrılmamış gibi, varoluşa, kainata, dünyaya, tabiata şaşkın çocuk nazarıyla, saflığıyla bakmanın güzelliğini taşıyor hem de İbn Arabi’nin nitelediği gibi, hayret makamı tasavvufta en son makam oluyor. Başlangıcın ve bitişin aynı olduğu, çocuklukla yüceliğin buluştuğu makam. Şaşkınlık uyandırması doğal.
Zümre-i naci’lerden, yani esenliğe ulaşmış seçkin kimselerden sayılmak, insan-ı kamil mertebesine ulaşmak, dervişmeşrep bilinmek, sufi insan, ‘safi insan’ olmak ama hiçbir şeyin eri ve ehli olmamak, bunu da istememek. Telvin albümü yayımlandığında şöyle diyordu: “ Kelime manası renkler demek… Yeşil ya da kırmızının içindeki ton farkı ona karakter veren özellik, o manada renk. Tasavvufi anlamı da bununla ilişkili, insan olarak sıfırdan yok olmaya kadar halden hale geçme…Bir gidişat, durağan değil. Bir hedefi var, ama ulaşılamayan bir hedef, o da ‘temkin’. Kararlılık demek, karar hali son… O hale ulaşamıyorsun hiçbir zaman. Ama hayatın ya da tabiatın gidişatı.”
Devamını Oku »
14 Şubat Pazar, 2010
Altı Çizili Satırlar, Basından |
Yorum Yok »

Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm, cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayati en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime,
Sonra dedim ki “söz ver kendine”
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayati seyredersin.
Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan, anladım…
Nietzsche’den sevgilisi Salome’ye…
14 Şubat Pazar, 2010
Şiiriyet |
Yorum Yok »
Bu yaşa erdirdin beni, gençtim almadın canımı
ölmedim genç olarak, ölmedim beni leylâk
büklümlerinin içten ve dışardan
sarmaladığı günlerde
bir zamandı
heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye
ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.
Vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi
genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için
halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim
ölümle paslanmış buldum sesimi.
Hata yapmak
fırsatını Adem’e veren sendin
bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
gençtim ben ve neden hata payı yok diyordum hayatımda
gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi
haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne
bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak
bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini
tanıdım Ademoğlu kimin nesiymiş
ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi.
Devamını Oku »
3 Ocak Pazar, 2010
Şiiriyet |
Yorum Yok »
gelse de trenden ikimiz insek
camları buğulu iki tas çorba
bir kitap — çantana korkup tutunmuş
kâğıdı samandan şiiri zorba
ve o hışırdayan uykudan geçsek
sobanın ayrımsız adaletinden
çok büyük bir yağmur işte başlamış
kimse çıkmayacak bugün evinden
böyle susuyorum ben çok değiştim
sense nasıl denir — hâlâ o kızsın
dinle ağlayarak çıkrık sesini
işte şu dünyada yapayalnızsın
her neyi dilesek burada olmaz
en büyük erdemi bunun, susamak
yalar yarasını içte bir geyik
hepsi bu kadardır: adı yaşamak
Süleyman Çobanoğlu
22 Aralık Salı, 2009
Şiiriyet |
Yorum Yok »
Değer miydi ömrünü sinema diye bir hülyanın peşinde harcamaya? Değerdi… Bozkırın ortasındaki o küçücük köyden birini tanımıyoruz. Kimse de tanımayacak. Ama Ahmet Uluçay diye birini hep güzel bir gülümsemeyle, iyi şeylerle, mutlu anlarla hatırlayacağız Ahmet abi, hatırlayacaklar..
Sinema değildi senin derdin aslında. İçindeki huzursuzluğu dindirmekti. Çığlıktı, sesti, seslenmekti. Kıyamet koparmaktı belki. Bin yıllardır o kayaların dibinde, o ağaçların altında yatan sessizliği uyandırmaktı. Bunu yapacaktın sen, yaptın. Sinemayla olmasa şiirle, romanla, o da olmasa türkü söyleyerek yapacaktın. Biz, taşranın huzursuz çocuklarıydık Ahmet abi; ezeli mağluplar, imanlı Cioran’lardık bir bakıma! İçimizde birikmiş bir acı vardı; bir şey yapmasak, çığlık atmasak ölürdük kederden.
Devamını Oku »
5 Aralık Cumartesi, 2009
Benim Sinemalarım |
Yorum Yok »

Murat Menteş, ‘Dublörün Dilemması’ndan yıllar sonra ikinci romanı ‘Korkma Ben Varım’ı yayımladı. Dört yılda tamamlanan kitabın, bir ay içinde ikinci basımı yapıldı. Hareketli anlatımıyla kendine özgü bir roman dili kuran; birbiri ardına icat ettiği macera ve sürprizlerle okuru sürekli uyanık tutan Menteş, Çehov’a atıfla, “Ben de kapakta silahı gösteriyor, içeride patlatıyorum.” diyor.
Bugünlerde farklı bir şeyler okumak derdindeyseniz, Murat Menteş’in yeni romanı Korkma Ben Varım tam size göre. Dili ve kurgusuyla farklı, hareketli, sürprizlerle dolu bir roman. Aşk, dostluk, intikam, yalnızlık ve şiddetin ustaca harmanlandığı romanı Menteş 4 yılda tamamlamış. İlk romanı Dublörün Dilemması ile dikkat çeken yazarın ikinci kitabı için daha “usta işi” bir roman diyebiliriz. Okurun ilgisini esirgemediği romanın bir ay içinde ikinci basımı yapıldı. Biz sorduk, Murat Menteş “Korkma Ben Varım”ı anlattı. Devamını Oku »
3 Aralık Perşembe, 2009
Okudum Bitti |
Yorum Yok »