Kusturica için gelsin

En sevdiğim yönetmenlerden kendisi

Tags   devamını oku

Koş Forest Koş


Forrest Gump… Zihinsel engelli olmasına rağmen hayatı tesadüflerle dolu, mutlu insan Forrest Gump…Küçük yaştaki zorlukları annesinin desteğiyle aşmaya çalışan bir kişiyken büyüdüğünde hayatındaki zorlukları büyük bir beceri ve şansla yenmiş, mutlu bir şekilde hayatını devam ettirmişitir. Küçük yaşta zihinsel engelli olmasının yanı sıra bedensel engelli de olan Gump, mahalle fırlamalarının zorbalıklarından kaçarken tesadüfen bedensel engelini yenmiş ve yürüyüşü gibi hayatı da her zaman “koş, koş Forrest, koş…” nidasıyla yaşamış ve bütün işlerini zorluklardan kaçarcasına hızlı bir şekilde yenmiştir.

Tom Hanks‘in unutulmaz filmlerinden ödüllü Forrest Gump herkesin arşivinde bulunması gereken büyük mesajlar veren izlenesi, çok güzel bir film… İzleyen herkesin içerisinden kolayca ders çıkarabileceği sevimli bir Amerikan yapımı..

Tags   devamını oku

Aşkın gözü kör olabilir. Ama roman aydınlatıcı da olmalı

Şiir ve denemeler yazıyordunuz. Romana yöneldiniz? Bu üç edebi tür, size ne ifade ediyor?

Şiir en cana yakın sanat. Ezberliyorsun ve onu zihninde taşıyorsun. Şiir, seninle birlikte yaşı­yor. Deneme kültürel, düşünsel canlılığın teminatlarından biridir. Roman, daha büyük bir saha­da oynanan bir oyun. Milan Kundera “Roman bilinçdışını Freud’dan önce, sınıf mücadelesini Marx’tan önce işaret etmiştir” der.

İlk romanınız Dublörün Dilemması ‘yla özgün bir tarz ortaya koydunuz. Korkma Ben Varım ‘da
bu tarzı sürdürdünüz. Roman stilinizin temel özellikleri neler?

Romanda hem anlatım, hem hikayeyle ilgili çok sayıda unsuru hesaba katmak gerekiyor. Metnin bazı düşünsel mesajları taşıması da söz konusu olabiliyor. Ben, okuru hep göz önünde tutuyo­rum. Onun işini kolaylaştırmaya, onu krallara layık bir şekilde ağırlamaya gayret ediyorum. Hızlı akan yani kısa cümlelerden oluşan, sanat­sal nitelikler barındıran, merak uyandırıcı, ko­mik, düşündürücü, sürprizli hikayelerin birbiri­ne eklendiği romanlar yazmaya bakıyorum. (daha fazla…)

Tags   devamını oku

Kimi Sevsem Çıkmazı

“Apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın Bülent?”
“Hangisini?”
“Otomatik yanan, sensörlü lamba.”
“Hayır.”
“Komşu görmüş, yalan söyleme. Süpürge sapıyla kırmışsın dün gece.”
Önüme baktım.
“Neden kırdın?”
Cevap yok.
“Hasta mısın evladım? Söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle…”
“Kırdımsa kırdım, ne olacak! Çok mu değerliymiş?”
“Lamba senden değerli mi evladım, lambanın a… k……yım, lamba kim? Yöneticiye de dedim. Lambanızı s…yim, kaç paraysa veririz. Sen değerlisin benim için.”
“Beni görünce yanmıyordu baba.”
“Nasıl ya?”
“Görmezden geliyordu, yanmıyordu. Kaç sefer yok saydı beni.”
“E beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor.”
“Hadi ya! Sahiden mi?”
“Evet. Ucuzundan takmışlar. Bizimle bir alakası yok.”
Babama sarıldım yıllar sonra.

Tags   devamını oku

Mustafa Kutlu Güzellemesi

Fayrap‘ın Mart sayısı, “Mustafa Kutlu’ya doğum günü armağanı” olarak çıktı. Fayrap‘ın daha önceki Ahmet Güntan (Mayıs 2009), İsmet Özel (Eylül 2009), Cihan Aktaş (Ocak 2010) ve İsmail Kara (Şubat 2010) armağanlarından farklı ve Hakan Arslanbenzer armağanına (Kasım 2009) benzer şekilde Mustafa Kutlu’ya doğum günü armağanı özel sayı olarak yayımlandı. 48 sayfalık derginin tamamı Mustafa Kutlu’nun hayatı, sanatı ve kişiliği üzerine yazılardan oluşuyor.
Özel sayı için ben çok fazla şey yapmadım. Kendi yazımı yazdım. Nurcan Toprak ve İbrahim Tenekeci’nin gayretleri için koordinatörlük görevi üstlendim. Nurcan Toprak sayının editörlüğünü yaptı. İbrahim Tenekeci de çok yoğun destek verdi, katkılarda bulundu; hem yazı yazdı hem yazdırdı, malzeme sağladı. Mehmet Erdoğan, özellikle sayının yazar ve yazı listesi oluşturulurken her zamanki gibi danışmanlığımızı yaptı. Cihan Aktaş vazifeşinaslığını, vefasını gösterip (hem bize hem Mustafa Kutlu’ya) özel bir yazı yazdı. Eleştiri yazıları çalışılınca disiplin sahibi herkes tarafından yazılabilir; fakat Cihan Aktaş ve Nazan Bekiroğlu’nun yazdığı tarzda yazılar için bilhassa o kişi olmak gerekiyor. Cihan ablanın bize her zaman desteği oldu. Onunla çalışmak bir onur. (daha fazla…)

Tags   devamını oku

Amerika Diye Bir Yer Yok!

Kral, yeryüzünde yeni bir ülke keşfedebileceğini iddia eden küçük bir çocuğu huzuruna çağırır. Çocuğa, kendi ülkesini keşfetmesi için bir süre tanır. Çocuk saraydan ayrılır ve ülkesini keşfe çıkar. Ancak günlerce, haftalarca yol almasına rağmen Kral’ın ülkesinden dışarı adım bile atamaz. Sonunda iyice yorulur ve artık “dünyada keşfedilecek” yeni bir ülke olmadığı gerçeğine inanmak zorunda kalır. Ama Kral’a söz vermiştir. Geri kalan süre boyunca ormanda gizlenir. Süre bittiğinde saraya geri döner. Kral, durumu sorar: “Söyle bakalım, keşfettin mi yeni bir ülke?” Çocuk, mahcup olmamak için “Evet” der, “keşfettim”. Kral nerede olduğunu sorar ve çocuk yeni ülkenin hangi yönde olduğunu gösterir. Bunun üzerine Kral bir adamını o yöne gönderir. Adam gider, ancak gittiği yerde hiçbir ülke olmadığını görür ve çocuğun “yalan” söylediğini anlar. O da bir süre ormanda kalır ve sonra geri döner. Kral, adama sorar: “Söyle bakalım, var mı böyle bir yer?” O sırada çocuk da saraydadır. Adam ve çocuk göz göze gelir. Ve adam Kral’a dönüp “Evet efendim, var!” der. Çocuk bunun üzerine “Amerigo, Amerigo!’ diyerek adama doğru koşar. (Kralın adamının adı Amerikan Vespuçi’dir.) Böylece o ülkenin adı da Amerika olarak kalır… Bugün Amerika’ya gitmek için uçağa binenlere pilotlar uçakta bu hikayeyi anlatırlar, onlar da tarih boyunca o çocuğu yalancı çıkarmamak için eşe dosta kendi uydurdukları “Amerika Maceralarını” anlatıp dururlar. Ve bu böylece sürer. Ta ki günümüze kadar!

Amerika diye bir yer var mı? Hollywood diye bir yer var mı? Marilyn Monroe diye biri yaşadı mı? Elvis Presley hâlâ yaşıyor mu? New York diye bir şehir var mı? İkiz Kuleler’e yapılan uçaklı saldırı gerçek miydi?

Tags   devamını oku

Filmin Ağlanacak Yeri

Kuzey ilçelerden Erzurum’a göç edenlerin yerleştiği mahallede, Porto Riko’nun gecekondularından beter bir ev kiraladık. Ev dediysem banyosu, tuvaleti olmayan ve iki odası üst üste istif edilmiş, iki katlı mahzen. Sol yanını apartmana dayamış, sağ yanında yıkık dökük bir hamam ve onun biraz ötesinde de cami var.

Rüzgârlı şatoda üç kişi kalıyoruz. Cemil ve ben üniversitede okuyoruz, kardeşim Hanifi orta birde. Şatonun üst katını iptal ettik. Tek odada yatıp kalkıyoruz. Tercüman okuyoruz. İnci ilavesine şiirler, Güzin Abla’ya mektuplar yazıyoruz. Yayımlananları duvara yapıştırıyoruz. Bir de Türk sinemasının yıldızlarının posterlerini. Baş köşede Türkân Şoray ve Perihan Savaş var. Böylece rüzgârın sessizce şatoya girmesini de önlüyoruz. Diğer duvarda da mevcut görüntüden sıkıldığı her hâlinden belli olan Necip Fazıl ile Tanpınar sigara tüttürüyor.

Fırsat buldukça hafta sonlan sinemaya gidiyoruz. Sinemalar evden sıcak. Hafta içinde de derslerden kalan vakitlerde Sema Pastanesi’nde videoda film izliyoruz. Bir gün öğleden sonra Gürpınar Sineması’nın önünden geçerken baktım ki uzun bir kuyruk. Kocaman bir afiş asmışlar. Ferdi Tayfur’un Kara Gurbet’i yeniden gösterime girmiş. Ertesi gün Cemil’le kuyruğa girdik; zor bela bilet alarak balkon kısmında ön sıraya yerleştik. (daha fazla…)

Tags   devamını oku

Senden bana zor bir miras, Bol çetrefil bol viraj

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.“>Yeni TürküYeni Türkü’nün 1999 yılında çıkan “Yeni” albümünden sözleri Mete Özgencil’e müziği Derya Köroğlu’na ait olan güzelim şarkı. Lisedeyken Yeni Türkü’yü yeni yeni keşfettiğim zamanlarda dilime dolaşmıştı bu şarkı. Albüm çıkalı 11 yıl olmuş. Yeni Türkü’den 11 yıldır yeni albüm bekliyorum. Bakalım daha ne kadar bekliyeceğim…

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

(daha fazla…)

  devamını oku
Sayfa 10 & 21«...5...8910111213....20....»