Leyla İle Mecnun

Leyla İle Mecnun

Bu aralar Behzat Ç. ve Leyla ile Mecnun dizilerini takip ediyorum. Yayından kaldırılacak, bitirecekler diye devamlı bir şüphem de var. İzlediğim dizilerin hepsinin ortak yanı buydu. Hep yayından kalkacak korkusu. Süper Baba, Yeditepe İstanbul, Yedi Numara ve İkinci Bahar da bu korkular yoktu. Bu dizileri arşivleme imkanı bile buldum. Birde Madmen var.

Behzat Ç. ve Leyla İle Mecnun’un başka bir ortak yanı daha var. İkiside Afilifilintalar’ın eseri. Her ne kadar Leyla İle Mecnun dizisini genç yetenek, 26 yaşındaki oyuncu Burak Aksak yazsada yönetmeni ise Onur Ünlü.

Ali Atay, Ezgi Asaroğlu, Ahmet Mümtaz Taylan, Asuman Dabak gibi başarılı oyuncular rol alıyor dizide.

Filmin konusu ise şöyle:

Leyla ve Mecnun’un beşik kertmesi yapılmasının üzerinden yirmi beş yıl geçmiştir. Leyla Üniversite öğrencisi, Mecnun ise Açık Öğretim’de okumaktadır. Her ikisinin de birbirlerinden haberi yoktur. Bir sabah, ailesi Mecnun’a durumu anlatır ve Leyla’yı istemeye giderler. Mecnun bu durumdan rahatsız olsa da ailesinin zoruyla Leyla’nın evine gider.X

Uzun süredir görüşmeyen iki ailenin tartışmasıyla sonlanan ziyarette Mecnun, Leyla’yı görmüş ve görür görmez de âşık olmuştur. Mecnun Leyla’nın peşinden koşmaya başlar. Onunla tanışmak ve onu etkileyebilmek için ne yapacağını bilemeyen Mecnun, bir gece rüyasında Aksakallı Dede’yi görür. Ancak Aksakallı Dede’nin rüyalarından çıkıp Mecnun’la beraber yaşamaya başlamasıyla durumlar iyice karışır.

Geçenlerde Orhan Tekelioğluşunları yazdı. Zevklerimiz biraz aynıdır.

TRT’nin dizi cenahında işleri uzun süredir pek de parlak gitmiyordu. Aslında, bu tam da doğru olmayabilir, çünkü izlenme oranlarına inanmayan TRT, uzun süredir AGB ölçümleme sisteminde yok. Yani yayımlanan reytinglerde TRT kanallarının oranı gözükmüyor. Yine de, TRT dizilerinin ‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’ ya da ‘Muhteşem Yüzyıl’ kadar izlenmediğini söylemek çok da yanlış olmaz. Bu görece “başarısızlığın” birçok nedeni var. TRT’nin yayın tekelinin kalkmasından sonra özel TV’ler yayıncılık konusunda çok “mesafe” aldılar, popüler kültürün tüm trüklerini kullanarak izleyiciyle doğrudan diyalog kurmaya çalıştılar. TRT’nin izleyiciye yukardan bakan, elit algısını tersyüz ederek, bu sefer izleyici neden hoşlanır, ne izlemek ister soruları çerçevesinde programlarını oluşturmaya başladılar. Aslında, TRT’nin yayın tekeline sahip olduğu yıllardaki yabancı dizileri pek de matah değildi. Bir yanda Brezilya dizileri, öte yanda ‘Yalan Rüzgarı’ gibi pembe dizilerle izleyici global popüler kültürün dibiyle çoktan tanışmıştı. Yine de, en azından yerli dizilerde böyle bir durum yoktu. Örneğin, 1996-98 yıllarında yayınlanan ‘Şaşıfelek Çıkmazı’, oyunculuk ve anlatısı bakımından, o yıllarda henüz emekleme döneminde olan özel kanalların yanına bile yaklaşamayacağı bir diziydi. Fakat özeller, “izlenme” işini hızlı ve biraz da kirli bir şekilde öğrendiler. Bugün artık bir dizi reyting kaybettiği an yayından kaldırılıyor. Sözleşmelerde, oyuncuları koruyan ya da yapımcılar için, uluslararası bir standart olan en azından 13 bölümlük yayın sayısını garantileyen maddeler bulunmuyor. Başarısız olunursa ne şirketleri ne de oyuncular kanallardan paralarını alıyor.

Özel yayıncılığın kâra odaklı dünyasının ardında sırıtan bu “karanlık” tablonun TRT’nin elini güçlendirebileceği ortada. Kapitalizmin kurallarını daha esnek kullanarak, yüksek izlenirlikten çok, belki daha düşük, ama kalıcı ve özel bir izleyicisi olan dizileri TRT kolayca destekleyebilir. Kamu yayıncılığının en önemli işlevi de bu olsa gerek.

 

Leyla ile Mecnun

Son haftalarda öne çıkan TRT dizilerinden ‘Leyla ile Mecnun’, henüz üçüncü bölümü yayınlanmasına rağmen, kulaktan kulağa yayılan, gençlerin takip ettiği sözlüklerde kolayca yer bulan bir üne kavuştu. Komedi, son yıllarda sürekli olarak değişen, anti-kahramanları, melez karakterleri, sıkça kullanılan belden aşağı espri anlayışı, şiddetle sorunlu ilişkileriyle hızla dönüşen bir tür oldu. TRT’nin bu zor kulvarda, hem de absürd komedi gibi kolayca herkes tarafından benimsenmeyecek anlatıma sahip bir diziyle öne çıkması gerçekten şaşırtıcı. Öte yandan, Türkiye’deki mizah dergilerinin yıllardır benimsediği anlayış tam da bu. Nedense absürd komedi, gençlerin dünyasından çıkıp bir türlü ana akım kanalların kullandığı daha geleneksel mizah anlayışını kıramıyordu. TRT, kırılma sürecine vesile oluyor belli ki ve burada şapka çıkarmamız gereken kişi, dizinin yönetmeni olan Onur Ünlü olmalı. ‘Polis’ (2007), ‘Güneşin Oğlu’ (2008) ya da ‘Beş Şehir’ (2009) filmleri ile kendine özgü bir üslubu olduğunu gösteren bu şair-yönetmenin, yine ayrıksı olan mizah anlayışını bu dizide tam anlamıyla serbest bırakması çok işe yaramış. Bir sürü tuhaf karakter, belaltı esprilere ihtiyaç duymadan, çatlaklığın sınırını zorluyorlar.

Konu bildik aşk efsanesinin absürd bir versiyonu: Aynı gün, aynı hastanede dünyaya gelen iki bebek, yatak sayısının azlığından dolayı aynı yatakta yatmaktadır. Babalar camdan bebelere bakarken “doğar doğmaz birbirlerini buldular” şiarıyla kızla oğlanı “beşik kertmesi” yapar ve çocuklara, efsanevi aşıklarından münhal, Leyla ve Mecnun isimlerini verirler. Aradan 25 yıl geçer, oğlanın babası bir taksi şoförü, kızınki ise zengin bir iş adamı olmuştur. Çocuklar henüz okumaktadır, dizideki isimleriyle, Mecnun (Ali Atay) açıköğretim öğrencisi, Leyla (Ezgi Asaroğlu) ise İstanbul Üniversitesi öğrencisidir. Beşik kertmesi durumunu hatırlayan baba (Ahmet Mümtaz Taylan) ve evdeki hayta oğlanı başgöz etmenin zamanı geldiğini düşünen anne (Asuman Dabak), Mecnun’un muhalefetine rağmen Leyla’yı istemeye, çatkapı giderler ve hikaye başlar. Durumdan o gün haberdar olan ve ayaklarını sürüyerek kız evine giden Mecnun, kızın babasının (İştar Gökseven) onu ve ailesini kızlarına denk görmeyip kapı dışarı etmesine tam sevinmişken, o sırada eve dönen Leyla ile karşılaşır, anında kıza tutulur.

Türk ergenlerinin (erkeklerinin mi desem?) yılda onlarca kez “tutulduğu” bu ruhanî inzal (“âşık oldum!”), dizinin haletiruhiyesinin özeti gibi, yani bir dizi trajikomik erkeklik ve bu erkeklerin sürüklediği kadınlık hâlleri. Sevdiğine bir türlü açılamayan erkek (bir türlü yazılamayan/verilemeyen mektuplar), sürekli sevgilisini aldatıp onu değil sadece seni seviyorum yazıklanmaları (Leyla’nın eski sevgilisi), bir türlü unutulamayan ilk aşklar (Mecnun’un babası), aşkı öldürmeye yeminli kız babaları, düğüne gelen kıza “halaybaşı” olma teklifiyle asılan halaycı gençler ve benzerleri. Dizinin, ayrıca, bir sürü absürd ve yine erkek yan karakteri var. İsmi Yavuz olan, bir başka yankesici tarafından çarpılan sempatik bir hırsız (Osman Sonant).

Sürekli iş değiştiren, kolayca kıvırtan ama temiz kalpli, ama patavatsız, mahallenin serserisi (Serkan Keskin). Marketten aldığı peynirleri başka yerde bulunmaz diyerek dükkanında satan, aynı dükkanı müşteri istedi diye tostçuya çevirebilen safdil bir bakkal (Cengiz Bozkurt). Mecnun’un rüyasından gerçek hayata gelen, bir elinde asa, diğerinde uzaktan kumanda sürekli olarak kanal değiştiren, Mecnun’a kızın kalbini kazansın diye saçma sapan tavsiyelerde bulunan aksakallı bir dede (Köksal Öngür). Absürd hâllere örnek olarak, evde annesi tarafından perde astırılan, işten sonra bir eli yukarı doğru katılıp kalan evin oğlu ya da öpüşen bir çifte özlemle bakıp “o kız da öyle de öpülmez ki!” diye hayıflanan “müzmin abazan” tipi verilebilir. Erkek kahramanlarının ruh fırtınalarıyla komik unsurunu oluşturan bu diziyi tebrik ettikten sonra şu soruyu sormalıyız herhâlde: Erkeklerin bu trajikomik ergen hâli bitmez tükenmez bir Türkiye hakikâtı mıdır?

ORHAN TEKELİOĞLU:  Bahçeşehir Üni.

 

Tags Kategori Blog yazan

Yorum yap

İsim Mesajın
Email Website