Perdesizin Gizemi Sonsuzluklarda Yatar

Posted by M. Sadık

Hayat hikâyenizle ilgili biraz bilgi verir misiniz?

Ben Elazığlıyım, ‘54 doğumluyum, orada büyüdüm, sonra üniversite yıllarında ayrıldım oradan. Üniversite yıllarında burada, Ankara’da bulundum, Fen Fakülte sinde fizik okudum ‘70 ile ‘73 yılları arasında, sonra Almanya’ya gittim, orada 6 yıl kadar kaldım, yani zaman dilimleri öyle; sonra Türkiye’ye döndüm ‘80 yılında, o zamandan beri işte buralarda dönüp duruyorum. Arada bir Amerika’ya gittim ‘89 ile ‘92 arasında. Müziğe gelince: ‘80 yılında Türk Müziği Devlet Konservatuvarı’na girdim, ‘84′te oradan mezun oldum, bütün eğitimim o yani, geri kalan kendi kendine ….

Yurtdışı deyince aklıma şey geldi, sanırım yurtdışında yaptığınız albümler var.

Yurtdışında bir tane albüm var, o da ‘94 yılında Almanya’da yayınlandı, Fretless diye bir albüm.

Bizim o albüme ulaşma şansımız olur mu?

Vallahi bende bile yok, üretilmiyor, o zaman çok az sayıda üretilmişti.

Ben sizi yaptığınız kaliteli müziğe rağmen mütevazı, günümüzde belki zor da olsa -bana göre- sade yani kökü yüzyıllar öncesine dayanan bir mistik zihniyetle yaşayan bir insan; siyasete girmeyen ama toplumun her kesimini kucaklayabilecek kadar bu toprakları ve onun insanlarını iyi anlamış, doğru teşhis etmiş bir insan, bir sanatçı olarak tanıyorum. Haksız mıyım, biraz bahseder misiniz?

Siyaseti hiç karıştırma, yani siyasete hiç karışmayan insan herhalde yoktur, yani yoldaki normal bir adam bile bir şey diyordur, “Ya, şöyle olsun, böyle olsun!” diye.

Tabii ki ama ben bunu, siyaseti sanatçılığa karıştırma bakımından sormuştum, çünkü Türkiye’de böyle sanatçı çok, siyasi kimliğiyle tanınan…

Evet, belli bir fraksiyona yönelik bir şeyler yapıyorlar, onu kullanıyorlar tamamıyla. Bizim öyle bir şeyimiz yok, olamaz da zaten, biz müzisyeniz daha doğrusu, normal insanız. Dediğin doğru, yani bu ülkenin insanlarını anlama konusunda seninle aynı fikirdeyim. Ben bu ülkenin gerçek insanlarına inanıyorum ayrıca hem enerjilerine hem de yeteneklerine, güçlerine, çalışkanlıklarına; öyle bir inancım var, her ne kadar karamsar tablolar çizilse de etrafta…

Mistisizm?

O farklı bir dünya, o soyut bir şey; zamandan, yerden, her şeyden, özel durumlardan muaf. Seninle birlikte devam eden bir şey o, bir enerji biçimi benim için.

Ama mesela, televizyon yok mu evinizde?

Televizyon var ama pek ilgim yok, işte haber maber veya ne bileyim özel bir belgesel falan varsa, veya enteresan bir müzik programı olursa bakıyorum biraz, televizyonla ilgim yok yani. Hatta mümkün olsa evimden de atarım. Boşa geçen bir zaman… Hiçbir şey üretmemeni sağlıyor televizyon… Standart insanımızın üretkenliğine çelme takmış bir şey… Başkalarının işine yarıyor tabii.

Müziğinizi dinleyenler tarihi ya da edebi sağlam araştırmalara ve çalışmalara girildiğini görür ya da düşünür. Ne gibi kaynaklar kullanıyorsunuz, bunlara ulaşmak zor oluyor mu?

Meraklısı için kolay, yani Türkiye’de yaşıyoruz, bu ülkenin bir müziği var, o kadar da gerçek olan kocaman bir müziği var. Yapanlar belli, çalındığı yerler belli, kişiler belli, radyoların arşivleri, kütüphaneler, kayıtlar belli. Her şey ortada; merak eden gider ulaşır bulur. Anlar ya da anlamaz; yararlanır, yararlanmaz, o ayrı konu. Ama mümkün yani bunlara ulaşmak, kaynak burası yani (bu topraklar anlamında).

Demek istediğim, mesela 400 yıllık, 500 yıllık bir türkü veya bir nefes söylediğiniz oluyor. Bunlar günümüze sözlü kültür yoluyla ulaşmış şeyler mi?

Doğru, onların da o güne kadar ne şekil aldıysa aldıktan sonraki hallerini belli ölçüde arşivlemişler, vaktiyle bu işle uğraşan kişiler. Onlar sayesinde işte, o müzikleri alıp inceleyip anlamaya çalışıyorsun. Müzik kafaları o müziklerin aslında nasıl olduğunu belli ölçüde sezebilir; bugün nasıl icra edildiğini ve zamanında nasıl icra edildiğini tasavvur edebilir ve onun ortalamasıyla onu istiyorsa icra edebilir o kişi, öyle bir özgürlüğü var, ben de öyle yapıyorum. O parçayı anlıyorsam, anladığım ölçüde onu icra etmeye çalışıyorum.

Peki yöre araştırmaları yapıyor musunuz, vaktiniz oluyor mu?

Çok fazla olmuyor ama kendi yöremle ilgiliyim ben, en azından orayı anlamaya çalışıyorum. O şekilde bir katkım -belki ileriye dönük- olabilir. Bunun yanısıra, müziğin, Türk müziğinin estetiği konusunda biraz titizleniyorum işte… Bunu da zaman içerisinde insanlar anlayacaktır sanıyorum…

Kimleri dinlersiniz?

Bir müzik ayrımı yapmıyorum ama. Yöre sanatçılarını, birebir icra eden kişileri. Halk müziği adına ve de Türk müziği adına sazlarını iyi icra eden ve seslerini kullanan bazı insanlar var, iyi taksim eden, gazel okuyan…

Kimler, örnek verebilir misiniz?

Mesela, kendi yöremizden…

Enver Demirbağ?

Evet, bizim kendi yöremizde o kişiler var, Enver var, onlardan başka eski kayıtlardan Kore Mamo var, Hafız Burhan var, Hafız Osman Öge var…

Celal Güzelses?

Celal Güzelses evet, Diyarbakır müzikleriyle Elazığ müziklerini her ne kadar birbirine karıştırmışsa da, o da güzel bir ses, o da var. Bazı gazelhanlar var, şu anda isimlerini hatırlayamadığım bir dizi gazelhan var, onları dinlerim zaman zaman, Hafız Kemal diye birisi var mesela, o çok güzel. Bazen Kani Karaca dinlerim, onun “synthesizer” gibi bir vokal tavrı var; ağzını şekillendirerek sese renk veriyor, şekil veriyor, ton veriyor, çok enteresan. Tambur müziği severim mesela, tambur tınısını. Tambur çalanlara özenirim hep… Bağlama çalanları dinlerim, iyi çalanları… Mesela Veysel dinlerim, onu severim, Alevi deyişlerini severim, onlardaki felsefeyi severim, halk edebiyatını severim genel olarak… Klasik müzik, batı klasik müziği dinlemişliğim var çocukluk dönemimde.

Mesela kimleri seversiniz?

Mesela Stravinski severim, Bartok severim, Chopin severim. Klasik müzik ekolünü inceledim bir dönem, en azından müzik disiplini adına. Oradaki müzik disiplini hem çalınması hem yazılması bakımından ilgimi her zaman çekmiştir. Caz müziği severim, caz sanatını seviyorum daha doğrusu. Emprovize edilme olayını seviyorum. Ben de öyle yaşıyorum zaten, müziğimin de büyük bir kısmı emprovizasyonla geçiyor. Kayıt etmeyi sevmiyorum, bir kereye mahsus canlı çalmayı seviyorum.

Evet, televizyon programlarını da sevmiyorsunuz!

Televizyon programlarını televizyonların ilkelliği nedeniyle sevmiyorum, olmuyor. Yaklaşımları bazı kişilerin belki iyi niyetli de olsa seviye farkı var çok, bilgisizlikler var, teknik sorunlar var. Artı bizdeki amaçları bambaşka, onun için pek ilgimi çekmiyor. Ama reklâmcılık için, müzik konusundaki piyasa kaygıları için televizyon kullanılıyor tabii araç olarak. İşte bu yüzden, pek sıcak değilim yani.

Kaynak kişileri söylediniz. Eğer varsa, dinlediğiniz çağdaş sanatçılardan bahseder misiniz, ne bileyim, mesela Moğollar ya da Barış Manço gibileri?

Çocukluk dönemimde ben de gördüm onları, Elazığ’a gelmişlerdi, etkilenmiştim…

Kimler, Moğollar mı?

Moğollar, Barış Manço, Erol Büyükburç, ne bileyim, Modern Folk Üçlüsü bile gelmişti hatırlıyorum. Etkilenmiştim ama bir şeylerin eksik olduğunu her zaman sezmiştim…

Ne açıdan?

Müzik, armoni ve Türk müziğiyle olan ilişkileri adına, estetik adına bir şeylerin olmadığını sezmiştim. Ama onların çabaları iyiydi yani en azından kendilerince bir şeyler yapmaya çalışıyorlardı, öyle bir hareket vardı, enerji vardı. Güzel olarak yaptıkları şeyler de var ayrıca. Ben onları eleştirmek istemiyorum ama o tarz müzikler dinlemiyorum.

Okur musunuz?

Okuyorum elime geçtikçe bir şeyler. Tasavvufa yönelik, eski ozanlara yönelik, Türk tarihine yönelik, arkeolojiye yönelik, müziğe yönelik…

Türkiye’de yapılan müziği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’deki halk müzikleri otantizm adına çok zengin, olağanüstü zengin. O açıdan ele alınması lazım ve bunun doğru biçimde eğitimi yaygın olarak sağlanmalı. Standart batı müziği, caz veya pop vs. eğitimlerinin düzeylerinin çok iyi olduğunu sanmıyorum. İnsanların kendi özel çabalarıyla daha çok bir şeyler oluyor ve bu biraz da ekonomik düzeyle ilgili bir konu. Bunlar en büyük eksiklikler Türkiye’de müziğin sorunları adına. O yüzden Türkiye’de genel müzik olgusu olarak özlenen bir durum yok; fakat özel çabasıyla kendini geliştirmiş az da olsa çok iyi müzisyenler de var.

Biraz da perdesiz gitardan bahsedelim mi?

Perdesiz gitar en basit şekliyle perdeleri olmayan bir gitar. 76 yılından beri perdesiz gitarla uğraşıyorum. Tuşesi bir keman saz ailesindeki gibi. Perdesiz gitar, gitar gibi görünen ama aslında farklı bir enstrümandır, bunu ben de sonradan anladım, gitar sanıyordum önceden. Perdesiz gitarın da manası onunla biraz Türk müziği de yapabilmekte. Perdesizin gizemi sonsuzluklarda yatar, müziğe sonsuzluk katıyor küçük sonsuzluklar.

Patent almayı düşündünüz mü?

Patent alma girişimim oldu ama çok masraflı bir iş olduğu için yapamadım, beni aştı. Fakat ilk defa 2000 yılında bir gitar player dergisinde, fabrikasyon olarak üretilmiş perdesiz gitara rastladım ve 19.000 pounda satıyorlardı.

Üzücü!.. Çok teşekkür ederim Erkan Bey.

Bu röportaj Ali Kemal ÇETİN tarafından Ankara Caz Derneği’nin girişimiyle Kültür Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen ODTÜ 4. Caz Günleri’nde yapılmıştır.

Tags:

This entry was posted on Salı, Kasım 24th, 2009 at 15:32 and is filed under Röportajlar. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Yorum Yazın