Ortalığa Nağme Savurmuyorum
Posted by M. Sadık“Bir Ömürlük Misafir” albümünüzdeki tüm şarkıları birilerine ithaf etmişsiniz. “Sülalem için”, “Annem için” gibi notlar var her şarkıda. Bunun sebebi ne?
Erkan Oğur: Etkilendiğim müziklerin, Elazığ’da yaşadığım olayların bir harmanı bu repertuar. Hayatımın bütününü ilgilendiriyor. Ne yaşıyorsak, onu yazıyorum, onu yorumluyorum. Ortalığa nağme savurmuyorum. Yazılan her şeyin kaynaklandığı bir olay var. Eğlence değil. Eğlence müziğimin içindeki unsurlardan biri sadece, çöldeki kum tanesi kadar. Ayrıca, kesinlikle ticari bir müzik değil. Sonunda, ticari bir mala, kasete CD’ye dönüşse de…
“Bir Ömürlük Misafir” isimli parça daha önceki albümünüzde enstrümantaldi değil mi?
Evet. Ama bu parçayı Bülent (Ortaçgil) çok severdi ve “Ah efendim…” diye başlar, sürekli bir takım sözler mırıldanırdı. Gerçekten de bir söz ihtiyacı doğdu. Daha sonraları, Sezen Aksu’yla çalışırken, onun da diline dolandı, geri kalan sözleri de o yazdı. Ben de bir iki küçük değişiklik yaptım sonradan.
Bu parça Özdal Orhon’a ithaf edilmiş. Hikâyesini öğrenebilir miyiz?
Konservatuarda okuduğum ilk ayda, hocam Özdal hanım bayati makamında bir beste yapmamızı istemişti, ben de bunu yazmıştım. Yani, bir ev ödeviydi bu parça, ama ben ödev gibi bakmamıştım tabi. Sonraki yıllarda, Özdal hanım kanserden öldü. Sözler de onu anlatıyor.
“Neden Geldim İstanbul’a”, “bütün talihsiz müzik parçaları adına” albüme konmuş. Burhan Çaçan’a bir gönderme mi?
Evet, o şarkının başına çok şeyler geldi. Hedefini bulamamış, gözümüzün önünde yozlaştırılmış bir şarkıdır. Dava açma hakkım varmış, ama uğraşmadım.
Albümde bütün şarkıları siz söylüyorsunuz, değil mi?
Evet, bir ince, bir de kalın oktavla söyledim hepsini.
İnsanların içinde şarkı söylemekten çekindiğinizi söylüyordunuz. Bu duyguyu aştınız mı artık?
Şarkı söylemek bizde çocukluktan beri utanılacak bir şey gibi gelişti. Yaşadığım yörenin, yetiştirilme biçimimizin etkisi. Hala devam ediyor. Bülent Ortaçgil’le barda, gece programlarında zar zor bir-iki parça söyleyebiliyorum.
Başkalarına eşlik etmek dışında artık kendiniz için konser vermeyi düşünmüyor musunuz?
İyi bir ekip olursa, belki. Ama genelde ne konserlerden, ne televizyon, radyo programlarından yanayım. Kendimi çok rahatsız, gerilmiş hissediyorum. Birkaç sene yaşlandırıyor insanı. Başkalarına çalarken bile öyle.
Başka gruplara, müzisyenlere eşlik ettiğiniz zamanlarda, sizin çalacağınız bölümleri tamamen kendiniz mi oluşturuyorsunuz? Yoksa notaya dökülmüş, hazır şeklini mi icra ediyorsunuz?
Değişiyor. Mesela “Güllerin İçinden deki solo benimdi. Ama hazır bir şey çalmayı tercih ederim. Çünkü başkasının yazdığı bir parçaya kendimi tam vermem güç. Ama Bülent Ortaçgil’in şarkıları başka. Onunla çok eskiden beri beraberiz. Benim tınılarım onun armonik yapısına yabancı gibi olsa da, birbirimizin ne istediğini, ne düşündüğünü iyi biliyoruz.
Çok sayıda gitarınız olduğu söyleniyor. Hepsini kendiniz mi yapıyorsunuz?
Perdesiz gitarlar tamamen benim üretimim, Şimdi altı-yedi tane etti. Toplam 23 tane gitarım var, fabrikadan çıktığı gibi kullanamıyorum. Üstünde oynayıp modifiye ediyorum hepsini.
Sizin icadınız perdesiz gitarı çalan başkaları da var mı?
İlgi var, ama bu tip gitarla müzik üreten benden başka kimse yok. Sadece renk olarak kullanan bir-iki kişi çıktı. Onlar da pek çalmayı beceremiyorlar. Birkaç plakta örnekleri var. Herkes ben çaldım sanıyor, ama değil. Neticede, bu benim sazım, ilk ben çıkardım, 1976′da. Sanırım bir gün keşfedilecek. Özellikle, blues’a yatkın bir saz. Şimdilik sadece az sayıdaki avant-garde müzisyenlerin bir takım denemeleri var.
Geçen sene Bülent Ortaçgil’le birlikte çıktığınız bir konserde, Ben Harper da sahne almıştı. Sizin perdesiz gitarınızla ilgilendi mi?
Kuliste tanışıp ayaküstü konuştuk. Ama onun bütün derdi kendi Weis senborn gitarını bana anlatmaktı. Bağlamayı da seviyor… Bu sene ki konserini de seyrettim. İyiydi. Türk halk müziğinden çok etkilendiği açık. Hendrix etkisi de var, Bartok armoniler kullanıyor. Söylediği şeyler müziğinden daha önemli galiba. Politik bir kişilik… Müziğimiz yakın, onunla çalmak ilginç olabilir, Ama konserin sunuluşunda, kamufle edilmiş de olsa, bir şov hali hissettim. Yine de, artıları eksilerinden fazla olan bir müzisyen.
Bu albümde size eşlik edenler arasında Aydın Esen, Philip Catherine gibi caz müzisyenleri var. Müziğinizin cazla ilişkisi hakkında neler söylersiniz?
Kendimi caz müzisyeni olarak görmüyorum. Ama emprovizasyonlar nedeniyle ortak bir çizgi var tabi. Ayrıca, caz sanatçılarını çok seviyorum, takip ediyorum.
Albümün hazırlanışı epey uzun sürdü galiba… Sizin titizliğinizden mi?
Hayır, teknik ve ekonomik koşullar… 90 yılından beri uğraşıyorum. Bu kadar uzun bir döneme yayılması yıpratıcı. Tam kayıtlar yaptığım sırada, işin hevesi kaçmadan sunabilseydim çok iyi olacaktı. Sonraki albümün ve daha sonrakinin planlarını yaptım bile. Ama bu daha yeni çıktı, öbürleri ne zaman yayınlanır kim bilir?
Söyleşi : Derya Bengi ©
Tags: erkan oğur
This entry was posted on Salı, Kasım 24th, 2009 at 15:42 and is filed under Röportajlar. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

