Bir Arpa Boyu Yol Aldım..

Posted by M. Sadık

Erkan OĞUR’un müzikteki 25 yılına dönüp baktığında gördüğü, arpa boyu kadar bir yol. Oysa iki enstrüman, sekiz albüm yapmış. Yine de kendini “orta bir müzisyen” olarak tanımlıyor. Amacı, saf müziğe ulaşmak. Grubuyla aynı adı taşıyan yeni çıkardıkları “Telvin” de bu yolda atılmış bir adım. Albüm, halden hale geçmeyi anlatıyor.

Erkan Oğur, müzikteki 25. yılını kutluyor. Ağır, sessiz, gözlerden ırak geçen bu 25 yıla, Yazı/Tura, Eşkıya filmlerinin müziklerinin de dahil olduğu 8 albüm sığdırmış. Djivan Gasparyan, Philip Catherîne, Bülent Ortaçgil, ismail H. Demircioğlu gibi isimlerle çalışmış. İkİ de enstrüman yapmış; perdesiz gitar ve 8 telli bağlama. Kendini “orta bir müzisyen” olarak tanımlayan Erkan Oğur ile röportaj yapmak kolay değil. Bu, göz önünde olmayı pek sevmemesinden kaynaklı. Bir de medyadan memnuniyetsizliğinden… Erkan Oğur’la buluşmak için Kalan Müzik’in yolunu tutuyoruz. İMÇ bizi her telden müzikle karşılıyor, Erkan Oğur ise, sazıyla. Konuşmaya sazını tanıtarak başlıyor; “Adı, Kazak Dutarı. Sapı erik, gövdesi dut ağacından yapılma. Hep tatlı meyvelerin ağaçları yani”. Sazını röportaj boyunca da elinden düşürmüyor, bîr konuşuyor, bir çalıyor…Bu ister istemez aklıma, bir başka röportajındaki “Sesimden utanıyorum, çalmak daha kolay. Gitarımın arkasına saklanabiliyorum” sözünü getiriyor. îşte Erkan Oğur’un müzik anlayışı ve Telvin adlı gruplarının yeni albümü üzerine anlattıkları…

-Telvin’in anlamı halden hale geçmek. Albüm ve grup İçin neden bu adı seçtiniz?

Müzikte de halden hale geçme durumu var. Tıpkı hayatımız gibi. Grup üç kişiden oluşuyor; Turgut Alp Bekoğlu, ben ve îlkin Deniz.

-Peki hangi halden hangi hale geçiyorsunuz?

Amaç, karara gitmek, karar haline ulaşabilmek.

-Bu yolun neresindesiniz?
Bunu bilmiyorum. Her yerinde ya da hiçbir yerinde… Bu, sonsuz yönlü bir şey.

-10 yıldır birliktesiniz, ancak bu İlk albümünüz. Neden bu kadar beklediniz?

Albüm yapma düşüncesi son zamanlarda oluştu. Bir de zaten İlkin, Amerika’da yaşadığından sık görüşemiyoruz. Yani elimizde olmayan nedenlerden dolayı.

YOK OLMAYAN ENERJİ

-Albümde “Bir kereye mahsus” yazıyor. Başka albüm yapmayacak mısınız? Bu müziğin bir kereye mahsus olmak üzere kay- dedilip bir daha olamayacağım vurgulamak için yazdık onu. Belki başka müzik olur.

-Konuşmayı çok sevmiyorsunuz sanırım.

Müzik konusunda gevezeliğim tutar. Onun dışında pek konuşmam. Zaten konuşacak pek fazla bir şey de yok ki.

-Korkmayın “Erkan Oğur kimdir?” diye sormayacağım. Zaten yanıtınız; “Müziksever, müzikle ilgîlenen biri” olacak… Şöyle devam edelim: Sizin İçin müziğin tanımı ne, ne İfade ediyor?

Müziğin tanımını yapabilen biri var mıdır, bilmiyorum? Bir bilim dalı, duygu içeren matematik, organizasyon, her yerde olan, dönüşen, ama yok olmayan bir enerji… Dolayısıyla bütün varlıkların müziği var, sallanan ağacın, senin, kaloriferin bile… İnsan nefsiyle ilgili problemleri, sesleri duyabildiğimiz küçücük sınır içerisinde güncel anlamdaki müziğe dönüştürüyoruz. Aşkları, korkuları, dehşetleri, nefretleri, sevgileri, hırslan, egoları, savaşları…Ancak gerçek müzik, saf müzik duygularımızdan arınmış olandır.

-Sizin bu enerjiyle tanışmanız 6 yaşınızda, bîr kemanla başlıyor…

Kemanla Harput’a çıkar, kartal seslerini taklit ederdim. Harput’a çıkışlar artınca, evdekiler kemanı aldılar elimden. Şamanistik bir duyguya kapıldım çocukluğumda, o gün bugündür devam ediyor. Müziği, anlaşmak için bir lisan olarak algıladım.

-Peki ne kadar anlaşılabiliyorsunuz?

Bu lisanı konuşanların sayısı az. Bu, ölmekte olan bir dil. O yüzden anlaşmak pek mümkün değil. Bence müzik dili arkeolojik.

-O halde şu anda yapılan ne?

Tamamıyla tüketime yönelik, ticari çalışmalar. Müzik meta olarak kullanılıyor. Modaların üretildiği şekillere büründürülüyor. Bütün bunlardan uzak, saflığını koruyarak kalmış müzikler de mutlaka vardır, ama neredeler bilmiyorum.

-Ya sizin müziğiniz?

Ben sadece bazı şeyleri hatırlıyorum. Kapasitem ölçüsünde müziğin estetiğine ulaşmaya çalışıyorum. Sanatçı, kopya eder, esinlenir, organize eder. Sanatçı bir şeyin içinden geçmiştir, yaşadığı olaylar, şekillendiği durumların ürününü çıkarır orta-

MÜZİKLE YAŞAMAK ZOR

-Tekrar müzik yaşantınıza dönersek, en önemli buluşunuz perdesiz gitar. Nereden çıktı bu?

Türk müziği seslerine olan ihtiyaçları gitarla karşılayamıyordum, ama gitarı da seviyordum. O yüzden Türk müziği de çalabileceğim bir perdesiz gitar yapmam gerekti. Geleneksel müzik aletlerinde, ifade güçlerini kendimce arttırmak için bazi değişiklikler yaptım. Hâlâ da çeşitli müzik aletleriyle ilgili denemeler yapıyorum. Yine de enstrüman insan nefsîyle ilgili bir araç, görünümlerinin, tınılarının güzellikleri var, ama müzik başka bir olay; aracı kabul etmez, ya sensindir, ya da değilsindir.

-Fizik eğitimim yarıda bırakıp müziğe yöneldiniz…

Mühendislik kafam vardı. Sandım ki, fizikle ilgili bir yaklaşıma yönelebilirim. Meğer, müziği kenara itip hobilerimle uğraşmışım. 6 yıl sonra ne yaptığımı anladım ve kararımı verdim; kötü bir fizikçi olmaktansa, orta bir müzisyen olacaktım. Ondan sonra hayat daha zorlaştı.

-Neden?

Çünkü müzikle yaşamak zor bir iş. Hele de ödün vermiyorsanız. Hem müzik ruhun gıdası da değil! Belki dinleyiciler için öyledir, ancak müziği yapan kişi için bel ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı, bağırsak tıkanıklığı, bunalım, stres, doğum sancısı…

-Hiç mi mutluluk verici yanı yok?

Var, o da insanın egosuyla ilgili. Ancak o da bir problem yaratıyor.

-Takdir edilmek ya da tanınmak sîzde de bir hoşnutluk yaratmıyor mu?
Tabii insan hoşlanıyor ilgiden, haz duyuyor. Ancak o hazzı egom olarak kabul etmek İstemiyorum. Ondan uzaklaşmaya çalışıyorum. Eğer ondan zevk almaya başlarsam, bir kirlilik var, diye düşiinüyo-

İNSAN OLMANIN HÜZNÜ…

-Sizin için söylenenlerden bîri de, “Kendini çalmaya kaptırdığında ellerini takip edemezsiniz” şeklinde. Nedir o sırada enstrümanınızla yaşadığınız ilişki?

Aslında o sırada enstrümanla ilişkim olmuyor. Orada, kendiniz müzik oluyorsunuz, araç kalmıyor, cismini yitiriyor ya da sizinle kaynaşıyor…

-Peki eserleriniz neden genellikle hüzünlü?

Bazen kendi kendime neşeli şeyler çalıyorum, ama kaydedip üzerinde çalıştığımda neşeli şeyler çıkmıyor. Bu, belki Elazığ’dan aldıklarımla ilgili, belki de yaşamdaki süreçlerden, insan olmak bana hüzün veriyor. Ne kadar aciz olduğumuzu görmek de. Onun hüznü var üzerimde, karabasan gibi…

-Nedir o acizlikler?

Bir karıncaya basıp geçmek, insanların öldürülmesi, savaşlar, yaratılan hastalıklar ve açlık.. İnsan bunların içinde nasıl neşeli bir müzik yapabilir kî? İnsanların hükmetme arzusu, ihtirası olduğu sürece hüzün olacaktır.

-Sesinizi uzun süre kullanmadınız eserleriniz de. Neden?

Kullanmaktan utandım. Hâlâ da öyle. O yüzden hep İsmail ile birlikte söylerim. Sesimiz kişiliğimiz gibi, bir rengi, aralığı var.

-Bugünden, Çekirdek Sanatevî’ndeki ilk çalışmanıza baktığınızda ne görüyorsunuz?

Albümlerim, birikimlerim artmış olabilir, ama müzik konusunda arpa boyu yol gittiğimi sanmıyorum. Bunu laf olsun diye söylemiyorum.

-Peki, bundan sonraki projeleriniz nedir?

Harput’la ilgili bir albüm yapmak İstiyorum. Sadece ses ve kopuz kullanarak bir albüm yapacağım. Bir de beste yapmaya yönelmek istiyorum.

-Hep müzik üzerine konuştuk. Müzik dışında neler yapar Erkan Oğur?

Enstrümanlarla uğraşıyorum. En büyük keyfim, bir ağacın dibinde durup denize taş atmak. Kendime en fazla uyurken, tuvaletteyken, İstanbul yollarında araba kullanırken zaman ayırabiliyorum. İki kızım var. Biri ilkokula başladı, diğeri dört yaşında. Onlarla zaman geçiriyorum, müzikli oyunlar oynuyoruz. Ha, bu sırada aslında bu röportajın teması şu olmalı; çocuklara küçük yaştan itibaren cura eğitimi verilmeli (gülüyor). Yine de bu konu gerçekten sanıldığından daha önemli.

Esra Açıkgöz – Cumhuriyet

Tags:

This entry was posted on Salı, Kasım 24th, 2009 at 17:36 and is filed under Röportajlar. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Yorum Yazın