<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>M. Sadık Erdoğan Web Bloğu</title>
	<atom:link href="http://msadik.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://msadik.com</link>
	<description>Ellerinden öpenin çok olmasın ey dünya!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Aug 2010 11:16:00 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Aşkın gözü kör olabilir. Ama roman aydınlatıcı da olmalı</title>
		<link>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/askin-gozu-kor-olabilir-ama-roman-aydinlatici-da-olmali.htm</link>
		<comments>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/askin-gozu-kor-olabilir-ama-roman-aydinlatici-da-olmali.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 18:26:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Altı Çizili Satırlar]]></category>
		<category><![CDATA[dergah dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[murat menteş]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=684</guid>
		<description><![CDATA[Şiir ve denemeler yazıyordunuz. Romana yöneldiniz? Bu üç edebi tür, size ne ifade ediyor?
Şiir en cana yakın sanat. Ezberliyorsun ve onu zihninde taşıyorsun. Şiir, seninle birlikte yaşı­yor. Deneme kültürel, düşünsel canlılığın teminatlarından biridir. Roman, daha büyük bir saha­da oynanan bir oyun. Milan Kundera &#8220;Roman bilinçdışını Freud&#8217;dan önce, sınıf mücadelesini Marx&#8217;tan önce işaret etmiştir&#8221; der.
İlk romanınız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/07/mmentess.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-685" style="margin: 5px;" title="mmentess" src="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/07/mmentess-251x300.jpg" alt="" width="199" height="237" /></a>Şiir ve denemeler yazıyordunuz. Romana yöneldiniz? Bu üç edebi tür, size ne ifade ediyor?</em></strong></p>
<p>Şiir en cana yakın sanat. Ezberliyorsun ve onu zihninde taşıyorsun. Şiir, seninle birlikte yaşı­yor. Deneme kültürel, düşünsel canlılığın teminatlarından biridir. Roman, daha büyük bir saha­da oynanan bir oyun. Milan Kundera &#8220;Roman bilinçdışını Freud&#8217;dan önce, sınıf mücadelesini Marx&#8217;tan önce işaret etmiştir&#8221; der.</p>
<p><strong><em>İlk romanınız Dublörün Dilemması &#8216;yla özgün bir tarz ortaya koydunuz. Korkma Ben Varım &#8216;da<br />
bu tarzı sürdürdünüz. Roman stilinizin temel özellikleri neler?</em></strong></p>
<p>Romanda hem anlatım, hem hikayeyle ilgili çok sayıda unsuru hesaba katmak gerekiyor. Metnin bazı düşünsel mesajları taşıması da söz konusu olabiliyor. Ben, okuru hep göz önünde tutuyo­rum. Onun işini kolaylaştırmaya, onu krallara layık bir şekilde ağırlamaya gayret ediyorum. Hızlı akan yani kısa cümlelerden oluşan, sanat­sal nitelikler barındıran, merak uyandırıcı, ko­mik, düşündürücü, sürprizli hikayelerin birbiri­ne eklendiği romanlar yazmaya bakıyorum.<img title="Daha fazla..." src="../wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /><span id="more-684"></span></p>
<p><strong><em>Dublörün Dilemması kült kitap mertebesine ulaştı. Bu size ne hissettiriyor ya da düşündürü­yor?</em></strong></p>
<p>Kült ilginç bir kelime. Bir anlamı tapınılan. Bir diğer anlamı da Allah dostu olan kişiye gösteri­len saygı. Tabii ki biz kült derken türünün özel bir örneği olan, sıra dışı bir etki uyandırmış ve benimsenmiş eseri kastediyoruz. <em>Easy Rider, They Live </em><strong>gibi filmleri, </strong><em>Şampiyonların Kahval­tısı, Yolda </em>gibi kitapları filan. Bu anlamda <em>Dubl</em><em>örün Dilemması </em>gerçekten bir kült roman mı emin değilim. Kitabın, bazı insanlar arasındaki dostluğu pekiştiren bir etkisi olduğunu biliyo­rum. Bundan ötürü de gizliden gururlanıyorum.</p>
<p><strong><em>Dublörün Dilemması &#8216;m okuyanlar, yeni ro­manınızı merakla beklemeye başladılar. Fakat bu bekleyiş dört yıl sürdü. Neden böylesine çok beklettiniz?</em></strong></p>
<p>İki sebebi var. Birincisi çok yoğun çalışıyor­dum, romana yeterince vakit ayıramıyordum. İkincisi ise, ilk romanı aşan bir kitap yazmak için uğraştım. Yani birilerinin &#8220;İlki daha iyiydi&#8221; demesini istemiyordum. Çok şükür, <em>Korkma Ben Varım&#8217;ın </em>bir irtifa kaybı olmadığı görüşü yaygın. Birkaç kişi &#8220;İlki daha iyiydi&#8221; dedi yine de.</p>
<p><strong><em>Korkma Ben Varım &#8216;in tanıtım cümlesi &#8220;Öl­dürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep.&#8221; Romanda sahiden de birbirlerini tanısalar iyi arkadaş olabilecek ki­şilerin çatışması var. insanlar arasındaki kav­gaların tanımamaktan, bilmemekten ileri geldi­ğini mi düşünüyorsunuz?</em></strong></p>
<p>Elbette. Sizce de öyle değil mi? Anlamadan yar­gılamak kadar yaygın pek az şey var. Modern insanın insaf, merhamet stokları kısıtlı. Birey ol­ma maceramız, daha ziyade mücadele ve düş­manlık üzerinden yürüyor. Zaferlerimiz aslında çok fazla kaybın sonunda ortaya çıkıyor. Yani, <em>Korkma Ben Varım&#8217;</em>daki hesaplaşmada kimse kazançlı çıkmıyor ve bence günümüzde en yay­gın galibiyet biçimi bu. Bereketsiz, insana bir şey katmayan, hayatımızı zenginleştirmeyen, yozlaşmış zaferlerle sözümona yükseliyoruz.</p>
<p><strong><em>Türkiye Yazarlar Birliği 2009 roman ödülünü kazandınız. ESKADER de Korkum Ben Varım &#8216;ı yılın romanı seçti. Bu ödüllerin ve genel olarak ödüllerin sizin için anlamı ne?</em></strong></p>
<p>Ödül için herhangi bir yarışmaya katılmış, mü­racaatta bulunmuş değilim. Önemli bir kurumun &#8220;Sizin romanınız yılın en iyisiydi&#8221; demesi elbet­te hoşnutluk verici. Öte yandan bir romanın ödülü okulların &#8220;Verdiğim para, ayırdığım vakit helal olsun&#8221; demesidir.</p>
<p><strong><em>Korkma Ben Varım &#8216;da sadece Türkiye &#8216;de de­ğil dünya çapında bir ilk gerçekleştirdiniz: Kita­</em><em> bın bir bölümünü çizgi-roman olarak yayımladınız. Kitabın biçimsel olarak en dikkat çekici bö­lümü Ersin Karabulut&#8217;un çizdiği bu bölüm her­halde. Bu proje nasıl gerçekleşti?</em></strong></p>
<p>Einstein der ki: &#8220;Bir fikir ilk başta saçma gelmi­yorsa onda iş yok demektir.&#8221; Romanın bir bölü­münü Ersin Karabulut çizse diye düşündüm. Sonra bunun tuhaf olduğunu fark ettim. Sonra tam da bu nedenle iyi olacağı kararma vardım. Ersin Karabulut&#8217;a da bu fikir önce saçma geldi. Sonra o da &#8220;Aslında iyi fikir&#8221; dedi. Derken ben metni verdim, o da her zamanki gibi harikulade bir iş çıkardı.</p>
<p><strong><em>Atom Bombacıyan &#8216;in monologunun yer aldı­ğı Uzayda Her Namlu Tetiğin Emrinde isimli bölüm ile Atom Karınca duası başlıklı bölümlerde yer alan tüm sesli harfler, sırasıyla aynı. Bu cidden dünya çapında bir iş. Georges Perec&#8217;in Kayboluş &#8216;uyla mukayese edilebilir ancak. Bu bölümü yazmak sizin için zor oldu mu?</em></strong></p>
<p>Kolay olmadığı kesin. Yani afazisi olan adamın önce sabuklamaları, ardından asıl söylemek iste­dikleri yer alıyor. Bu iki bölüm, romanın en uzun kısımları sanırım. Okurların çoğu da her iki bö­lüm arasındaki örtüşmeyi fark edemiyor. Çünkü biraz dolaylı bir şekilde söylemiştim. Eğer gü­nün birinde kitap yabancı bir dile çevrilecek olursa, çevirmen de en az benim kadar zorluk çe­kecek demektir.</p>
<p><strong><em>Neden böyle ilginç bir biçimsel deneye kalkış­tınız?</em></strong></p>
<p>Aslında biçim ile içerik, zevahir ile mahiyet ara­sında net bir ayrım yapılamaz. Yüz ifademizi, hislerimizden bağımsız olarak ayarlayamayız. Hislerimizi belli etmemeye çalışmak bile, yine İlişlerimizle ilgilidir. Yani söz konusu bölümde, büyük bir mafya liderinin duyguları, düşüncele­ri ve içinde bulunduğu insanlık halini belirgin kılmaya çalıştım. Aklından geçen başka, ağzından çıkan başka. Bu ikisi arasındaki farkı anla­yamıyor üstelik. İnsanların söylediklerini işiti­yor ve anlıyor, fakat ağzından çıkanı kulağı du­yamıyor. 30 milyonda bir görülen hastalığı, onun trajedisini iyice keskinleştiriyor. Sonuç iti­bariyle yalnızca biçimsel bir deney yapmadım</p>
<p><strong><em>Modern </em><em>şiiri andıran bir yön vardı o bölüm­de. Roman yazarken şiir bilginizin belirgin bir faydasını görüyor musunuz?</em></strong></p>
<p>Şiir yazarken bütünlük, mısralar, kelimeler, ses­ler, hatta harfler üzerine düşünürsün. Ritmi, tempoyu, armoniyi, akışı gözetirsin. Her türlü uyumu inceden inceye araştırır, ayarlarsın. Şiir­de kuyumcu terazisi, kuyumcu matkabı kulla­nırsın, romanda ise 40 tonluk kantar ve ağır iş makinaları. Şaka şaka. Şiirdeki ince işçiliği ro­mana uygulamak elbette parlak sonuçlar doğu­ruyor. İyi şairlerin iyi romanlar yazmada özel biri avantajları olduğunu düşünüyorum. Oktay Rifat da Melih Cevdet de roman yazmıştır. Or­han Veli, ömrü vefa etseydi roman yazardı sanı­rım. Ahmet Hamdi ve Attilâ İlhan&#8217;ın romancılı­ğı ile şairliği arasında sıkı bir ilişki vardır. Ah Muhsin Ünlü, İbrahim Tenekeci ve Süleyman Çobanoğlu mesela, roman yazsalar, edebiyatı­mız bundan kârlı çıkar.</p>
<p><strong><em>Yazarken bir tretman oluşturup, daha sonra metinleri mi yazıyorsunuz, yoksa kafanızda ana<br />
hatlarıyla hikâyeyi belirleyip daha sonra mı ya­zıyorsunuz?</em></strong></p>
<p>İki romanı da tretmansız yazdım. Fakat iç içe geçmiş çok sayıda olayı anlatırken tretman çı­karmamak akıl kârı değil. Bundan sonra, önce sıralamayı yapacağım.</p>
<p><strong><em>Korkma Ben Var</em><em>ım &#8216;da tıpkı Dublörün Dilem­ması &#8216;nda olduğu gibi birkaç romanlık malzeme var. Her anlatının bölümü adeta bir roman mal­zemesi taşıyor. Hiç malzeme sıkıntısı çekmiyor musunuz?</em></strong></p>
<p>Kim olduğunu hatırlayamıyorum şu an, biri &#8220;Fi­kirler uzaydan gelir&#8221; diyor. Yani pek bir maliye­ti, zorluğu yok. Ben, roman kahramanlarının et­rafında çok büyük bir dünya olduğunu, aslında bir insana çok yakından baksak bile, onun irade­si, kontrolü dışında çok şey bulunduğunu gös­termeyi seviyorum. Bence bu durum gerçekliğin karakteristik bir niteliğidir. Yani sen birine âşık-san, başkası da bir başkasına âşıktır. Sen zekiy-sen, başkası da zekidir; başkası da adam vurur, gazete okur ve koşar. Herkes biriciktir ve herke­sin bir hayatı vardır&#8230; Bu dediğim, romanın do­ğal amaçlarından biri gibi görünmüyor, hatta bi­raz aykırı bir yöneliş, fakat bence doğrusu budur.</p>
<p><strong><em>Korkma Ben Varım &#8216;da kadın-erkek, evlat-ebeveyn, insan-hayvan, insan-cin, erkekler ara­sı dostluk, yaşlılar arası dostluk gibi ilişkiler yumağı var. ilişkilerin her türlüsüne değiniyorsu­nuz. Romana duyguları bu kadar karıştıracak ne var?</em></strong></p>
<p>İnsan, ünsiyet kuran, bağ kuran varlıktır. Edebi­yat bu bağların, ilişkilerin boyutlarını gösterir. İlişkilerimizin değer kazanmasına aracılık eder. İnsanın sınırları, ilişkilere nasıl yansır? Bir aşkı imkansız yapan nedir? Özürlü bir genç kızın ak­lından neler geçer? Bir evlat babasının kusurunu görse ne hisseder? Bir papağan, sahibine hangi duyguları besler? Suçlular arasındaki yakınlık­lar nasıldır? Bir baba, kızını nasıl korur? Terk edilmiş bir çocuk yıllar sonra annesine rastla­yınca ne yapar? Bir adam, hayatını kurtardığı birini niçin öldürür?.. Edebiyat bu gibi sorulan da, bu soruların cevaplarım da çoğaltma işidir.</p>
<p><strong><em>Romanlarınız polisiye roman sınırlarına uy­masa da, olay örgüsü ve trükleriniz sayesinde polisiye roman tadı veriyor. Buna karşılık siz ro­manlarınızın macera romanları olduğunu söylü­yorsunuz. Neden?</em></strong></p>
<p>Polisiye, Erol Üyepazarcı&#8217;nın da sık sık belirtti­ği gibi muamma içeren suçun öyküsüdür. Benim romanlarım polisiyenin standartlarının dışına ta­şıyor. Suç var. Muamma da var, fakat bunlardan başka öyle çok şey var ki, polisiye tadı geride kalıyor. Benim romanlarımı okuyanlar, suçlu­nun kim olduğundan ziyade başka şeyleri merak ediyorlar.</p>
<p><strong><em>Peki, sizin kendi kriterlerinize göre bir poli­siye roman yazmayı planlıyor musunuz?</em></strong></p>
<p>Daha rafine polisiyeler yazmayı düşünüyorum. Fakat iki üç tane macera romanı daha yazaca­ğım.</p>
<p><strong><em>Romandaki duygulardan bahsetmi</em><em>şken Müntekim Gıcırbey&#8217;in Şebnem Şibumi&#8217;ye yazdığı mektuplardan da anlaşıldığı üzere siz aşk roma­nı da yazabilirsiniz. Fakat bunu tercih etmiyor­sunuz sanki?</em></strong></p>
<p>Yetişme tarzıyla ilgili bir mesele bu. Maeve Binchy değilim. Aşkın da, aşk acısının da anla­tılması bana zor geliyor. Romanı aşka hasret­mek büyük mesuliyet, hatta vebal. Çünkü aşk aslında hayatın merkezî deneyimidir. Kapitalist bir çerçeve, atmosfer ya da renk taşıyan hayatın içinde aşk ister istemez bir çürüme süreci anla­mı taşıyor. Bilgeliğin eşlik etmediği bir deneyim yani. Ayrıca, yalan dünyada, ana karakteri fani­lik olan insanın, duygularındaki yücelikten bu kadar emin olması tuhaf değil mi?</p>
<p><strong><em>Kapitalizm, âşıkların arasına girebilir mi sa­hi?</em></strong></p>
<p>Temelde, insanın nefsiyle ilgili bir problem var gibi geliyor bana. Merak, heves, şehvet, iktidar heyecanı, açgözlülük, budalalık, vicdan sakatlı­ğı, cehalet, sersemlik, bencillik, eğlence düş­künlüğü, basiretsizlik&#8230; gibi birçok şeyin yede­ğinde ortaya çıkan bir duyguya dönüştü aşk. Ba­ra git ve yirmi dakikada ruh ikizini bul&#8230; La Rochefoucauld &#8220;İnsanların çoğu aşk diye bir şe­yin adını duymasalardı asla âşık olmazlardı&#8221; di­yor. Bernard Shaw&#8217;ın iğneleyici sözünü pek tut­muyorum: &#8220;Aşk, bir kişiyle dünyanın geri kala­nı arasındaki farkın abartılmasıdır&#8221; diyor. Sanki dünyanın geri kalanıyla baş edebilirmişiz gibi. Demek istediğim, gerçek bir aşk romanı, umulmadık incelikte ayrımlar gözetmeyi gerektirir. Aşkın gözü kör olabilir, fakat roman aydınlatıcı da olmalı. Tam anlatamadım.</p>
<p><strong><em>Kitapta müthiş bağlantılar var, örneğin Abdülcabbar </em>- <em>Hasan Turabi veya Gıcırbey &#8211; Abdülhamid Han bağlantısı gibi. Bu gibi bağlantı­larla okuru şaşırtırken bir yandan da romanda­ki gerçeklik duygusunu pekiştiriyorsunuz, haksızmıyım ?</em></strong></p>
<p>Haklısınız. Hatta gerçek kahramanlardan oluşan bir roman yazmayı da düşünüyorum. Kurmaca ile gerçeği kaynaştırırken, anlattıklarımın hem tutarlılık arzetmesine ama hem de kurmaca ol­duklarının belli olmasına özen gösteriyorum.</p>
<p><strong><em>Mario Levi diyor ki &#8220;Edebiyatta otobiyogra­fik olmayan bir ürün yoktur&#8221; Malraux ise &#8220;Her roman otobiyografiktir. &#8221; Sizin romanlarınız da hayatınızdan izler taşıyor mu?</em></strong></p>
<p>Maalesef hayır. Neden böyle bilmiyorum. Be­nim hayatım gayet monoton. Romanlarım ise hayatıma kıyasla çok hızlı ve renkli. Tabii ki ba­zı düşüncelerimi ya da hislerimi yansıtıyorum-dur. Karakterleri, bazı tanıdıklarımı düşünerek tasarladığım da oluyor. Fakat romanlarıma oto­biyografik denemez.</p>
<p><strong>A<em>ynalı Barikatlar isimli kitabınızda terör, Ka­osa Mütevazı Bir Katkı &#8216;daysa medya konusunu irdelediniz. Sizden yakın zamanda başka bir de­neme kitabı bekleyebilir miyiz?</em></strong></p>
<p>Aslında eğlence hakkında yazmayı düşünüyor­dum. İnsan neden, nasıl eğlenir, eğlenmek ma­sum ve iyi bir etkinlik midir, eğlenmezsek haya­tımız boşa mı geçer, eğlencenin dışında kalan tek seçenek can sıkıntısı mıdır?.. Fakat şu sıra gündemimde bu kitabı yazmak yok. Belki bir­kaç yıl sonra oturur yazarım.</p>
<p><strong><em>Edebiyat ortamında ilişkiler çoğunlukla yer­me, polemik, zıtlaşmaya dayalı, ama siz beğen­diğiniz yazarlarla dostluk kuruyorsunuz. Örne­ğin Alper Canıgüz, Emrah Serbes, Onur Ünlü, Murat Uyurkulak gibi yazarlarla arkadaşsınız. Bu işin sırrı nedir?</em></strong></p>
<p>Bence iyi yazar, okura &#8220;Bu adam beni anlar, onunla tanışsak iyi dost oluruz&#8221; dedirten kişidir. Yazdıklarını severek okuduğum yazarlar hak­kında ben öyle düşünüyorum. Dolayısıyla onlar­la tanışıyorum. Kimileri &#8220;Yazarlarla tanışma­mak gerek, insanı hayal kırıklığına uğratıyorlar&#8221; der. Bunu çok duydum. Fakat yazdıklarını sevip de kendisinden gıcık kaptığım tek yazar yok.</p>
<p><strong><em>Son yıllarda popülariteniz epey arttı. Eski rö­portajlarınızdan birinde şöhrete iyi gözle bak­madığınızı belirtmiştiniz. Hâlâ aynı fikirde misi­niz?</em></strong></p>
<p>Siz de biliyorsunuz ki bizim popülaritemiz, dar bir çevreyle sınırlıdır. Şöhret hakkında, aktör Tony Curtis&#8217;in harika bir tespiti var: &#8220;Ünlü ol­mak bunamaya benziyor, sen kimseyi tanımı­yorsun ama herkes seni tanıyor.&#8221;</p>
<p><strong><em>Romanlarınızda bahsi geçen Afili Filintalar çetesi, bir internet sitesinin adı oldu. Siz de ora­da yazıyorsunuz. Nedir bu Afili Filintalar oluşu­mu?</em></strong></p>
<p>Alper Canıgüz, Murat Zelan, Fatih Altmöz, Gökhan Özcan, Onur Ünlü, Emrah Serbes, Ha­kan Albayrak, Selçuk Orhan&#8230; gibi yazarlarla bir araya geldik. Dedik &#8220;Bir internet sitemiz ol­sun. Şiir, hikaye, değini, anı, eleştiri&#8230; türünde metinler yazabileceğimiz bir alan açalım. Bu hem bir yoğunluk bölgesi oluşturur, hem bir motivasyon sağlar. İnternet sitesi fikri Özcan Vurgun ve Resul Yılmaz adlı iki arkadaşımızın önerisiydi. Biz de içeriği oluşturduk. Henüz yo­lun başındayız. Afili Filintalar&#8217;m zamanla daha esaslı ve işlek bir yapıya kavuşacağını ümit edi­yorum.</p>
<p><strong><em>Bir röportajınızda aklınızda 8-9 roman proje­si olduğunu söylüyorsunuz. Bu artık daha sık ro­manlar yayımlayacağınız anlamına da geliyormu?</em></strong></p>
<p>İnşallah. Artık kendimi daha rahat hissediyorum. Vaktim de var. Roman yazmayı da az çok öğren­dim&#8230;</p>
<p><strong><em>Sıradaki romanın konusu belli mi? Yazmaya başladınız mı?</em></strong></p>
<p>Çok yaşlı bir adamla genç bir adamın hikayesi­ni yazıyorum. Bunlar birbirlerine çok acayip nu­maralar yapıyorlar. Yazmaya başladım evet. Tretmanı da hazır. İnşallah çok dallanıp budak­lanmadan yazıp bitiririm.</p>
<p><strong><em>Yeni şiir kitabınız Garanti Karantina &#8216;nın ya­kın zamanda neşredileceği doğru mu? Yayın ta­rihi belli mi?</em></strong></p>
<p>Evet, <em>Garanti Karantina, </em>Sel Yayıncılık tarafın­da neşredilecek. Kitap şu anda yayınevinde. Sa­nırım baharda çıkar. Yayınevinin programını tam bilmiyorum.</p>
<address><strong>MURAT MENTE</strong><strong>Ş. </strong><em>İstanbul&#8217;da doğdu. 1990&#8242;ların başından itibaren şiirler yayınladı. Dergi, yayı­nevi, gazete ve televizyon gibi yayın kuruluşlarında çalıştı. Kitapları: <strong>Kuzgun &#8216;un Gölgesi </strong>(şiir, Yedi İklim Yay. 1997), <strong>Kaosa Mütevazı Bir Katkı, Aynalı Barikatlar </strong>(deneme, Şule Yay), <strong>Dublörün Dilem­ması </strong>ve <strong>Korkma Ben Varım </strong>(roman, 2009, iletişim Yay). Türkiye Yazarlar Birliği, <strong>Korkma Ben Va­rım </strong>dolayısıyla yazara 2009 Roman Ödülü &#8216;nü verdi.</em></address>
<address>
</address>
<address><em>Yazı Dergah Edebiyat Sanat Kültür Dergisi&#8217;nin 242. sayısından alınmıştır.<br />
</em></address>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/askin-gozu-kor-olabilir-ama-roman-aydinlatici-da-olmali.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İbrahim Tenekeci</title>
		<link>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/ibrahim-tenekeci.htm</link>
		<comments>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/ibrahim-tenekeci.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jul 2010 19:35:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Altı Çizili Satırlar]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim tenekeci]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/ibrahim-tenekeci.htm</guid>
		<description><![CDATA[1 Eylül  1970 yılında Kastamonu&#8217;nun Taşköprü ilçesinde doğdu. Lise eğitimini  yarıda bırakıp edebiyata yöneldi. Bir dönem kitapçılık yaptı.
İlk şiiri 1988 yılında yayınlandı. Sonrasında ağırlıklı olarak Dergâh,  Kırklar, Derkenar, Merdiven, Endülüs, Kardelen, Düş Çınarı ve Kaşgar  dergilerinde göründü. 1998-99 yılları arasında Sağduyu gazetesinde  kültür sanat editörü ve köşe yazarı olarak çalıştı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><a href="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/07/ibrahimt.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-680" style="margin: 5px;" title="ibrahimt" src="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/07/ibrahimt-113x300.jpg" alt="" width="113" height="300" /></a>1 Eylül  1970 yılında Kastamonu&#8217;nun Taşköprü ilçesinde doğdu. Lise eğitimini  yarıda bırakıp edebiyata yöneldi. Bir dönem kitapçılık yaptı.<br />
İlk şiiri 1988 yılında yayınlandı. Sonrasında ağırlıklı olarak Dergâh,  Kırklar, Derkenar, Merdiven, Endülüs, Kardelen, Düş Çınarı ve Kaşgar  dergilerinde göründü. 1998-99 yılları arasında Sağduyu gazetesinde  kültür sanat editörü ve köşe yazarı olarak çalıştı. 1999&#8242;dan beri Milli  Gazete&#8217;de köşe yazarlığı ve düşünce sayfası editörlüğü yapmaktadır.  2000-2005 yılları arasında, 36 sayı yayınlanan Kırklar dergisinin genel  yayın yönetmenliğini yaptı. Aynı yıllar içinde, Birey ve Birun  yayınlarında dizi editörlüğü yaptı, kırk civarında şiir, hikâye ve  deneme kitabının yayınlanmasına vesile oldu.</span></p>
<p>Ağır Misafir adlı eseriyle, 2008 yılında, Türkiye Yazarlar Birliği  tarafından &#8220;Yılın Şairi&#8221; seçildi. Aynı yıl, &#8220;Yılın Yazarı&#8221; ödülünü de  aldı.<br />
Evli ve beş çocuk babasıdır.</p>
<p>ESERLERİ<br />
Şiir: Üç Köpük, Peltek Vaiz, Güzellik Uykusu, Giderken Söylenmiştir,  Ağır Misafir.</p>
<p>Deneme: Uçuş Denemeleri, Son Düzlük, Üzgünlük</p>
<p>Ayrıca üç kitap halinde Dergâh dergisi Şiir, Hikâye ve Yazı  Güldesteleri&#8217;ni yayına hazırladı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/ibrahim-tenekeci.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hasta Oldum Derdine Oku Bana Yasin&#8217;i</title>
		<link>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/hasta-oldum-derdine-oku-bana-yasini.htm</link>
		<comments>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/hasta-oldum-derdine-oku-bana-yasini.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jul 2010 19:07:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Altı Çizili Satırlar]]></category>
		<category><![CDATA[karmate]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman çobanoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=677</guid>
		<description><![CDATA[Türküyü hatırlarsınız.
Kimse türküleri unutmaz zaten; hatırlarsınız.
Şimdi, ne anlayacağız bu türküden?
Adam sevdalanmış.
Diyor ki maşukuna: ben senin sevdandan hasta oldum, diyor…
O kadar hastayım ki, öleceğim.
Senin derdinden ölümüm mukadder; Yasin oku bana, diyor.
O kara günde mezarıma gel filan demiyor.
Çiçekten, beyaz mendilden bahsetmiyor.
Yasin, diyor.
Yasin oku.

***
Din, böyle bir şeydir.
Bir kabuk değil din; üstümüze giyip çıkardığımız bir elbise…
Sokağa çıkarken giydiğimiz bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türküyü hatırlarsınız.<br />
Kimse türküleri unutmaz zaten; hatırlarsınız.<br />
Şimdi, ne anlayacağız bu türküden?<br />
Adam sevdalanmış.<br />
Diyor ki maşukuna: ben senin sevdandan hasta oldum, diyor…<br />
O kadar hastayım ki, öleceğim.<br />
Senin derdinden ölümüm mukadder; Yasin oku bana, diyor.<br />
O kara günde mezarıma gel filan demiyor.<br />
Çiçekten, beyaz mendilden bahsetmiyor.<br />
Yasin, diyor.<br />
Yasin oku.<br />
<span id="more-677"></span><br />
***</p>
<p>Din, böyle bir şeydir.<br />
Bir kabuk değil din; üstümüze giyip çıkardığımız bir elbise…<br />
Sokağa çıkarken giydiğimiz bir libas…<br />
Birini görünce taktığımız bir maske değildir.<br />
Din, içimizde kaynayıp duran…<br />
Kaynadıkça bizi rengine boyayan bir su…<br />
Bir ilahi rahmettir.<br />
Peygamber’in parmaklarından akan…<br />
Musa’nın karşısında ikiye yarılan…<br />
Yunus’u tutan…<br />
Ve Firavun’u yutan su…<br />
Din, budur.</p>
<p>***<br />
Küçük çıkarlarımızın güneş gözlüğü değil…<br />
Yüzümüze sürdüğümüz yaldızlı sürmeler değil…<br />
İhtiyaç duydukça kutulardan cebimize doldurduğumuz kapsüller değil…<br />
İçinde kaynadığımız, içinde kandığımız bir su.<br />
Bir su.<br />
Din, budur.</p>
<p>***</p>
<p>Karadeniz’in dağında, adam sevdalanmış.<br />
Çıra gibi yanıyor.<br />
Diyor ki kendi kendine: &#8220;ulan, bu dert, bu sevda beni öldürecek…&#8221;<br />
Aklına gelen şey, türlü desiseler, türlü kaptıkaçtılar değil.<br />
Genç ömrü, taze çağı değil.<br />
Aklına gelen, Yasin’dir.<br />
Ya-sin!<br />
Ve’l Kur’an’il Hakim…<br />
Aklına gelen budur.<br />
Ve din, din budur.</p>
<p>*Süleyman Çobanoğlu / Milli Gazete</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/hasta-oldum-derdine-oku-bana-yasini.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kimi Sevsem Çıkmazı</title>
		<link>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/kimi-sevsem-cikmazi.htm</link>
		<comments>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/kimi-sevsem-cikmazi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jun 2010 17:47:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okudum Bitti]]></category>
		<category><![CDATA[emrah serbes]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=671</guid>
		<description><![CDATA[“Apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın Bülent?”
“Hangisini?”
“Otomatik yanan, sensörlü lamba.”
“Hayır.”
“Komşu görmüş, yalan söyleme. Süpürge sapıyla kırmışsın dün gece.”
Önüme baktım.
“Neden kırdın?”
Cevap yok.
“Hasta mısın evladım? Söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle…”
“Kırdımsa kırdım, ne olacak! Çok mu değerliymiş?”
“Lamba senden değerli mi evladım, lambanın a&#8230; k&#8230;&#8230;yım, lamba kim? Yöneticiye de dedim. Lambanızı s&#8230;yim, kaç paraysa veririz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="../wp-content/uploads/2010/06/ErkenKaybedenler.jpg"><img class="alignleft" style="margin: 5px;" title="ErkenKaybedenler" src="../wp-content/uploads/2010/06/ErkenKaybedenler-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a>“Apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın Bülent?”</p>
<p>“Hangisini?”</p>
<p>“Otomatik yanan, sensörlü lamba.”</p>
<p>“Hayır.”</p>
<p>“Komşu görmüş, yalan söyleme. Süpürge sapıyla kırmışsın dün gece.”</p>
<p>Önüme baktım.</p>
<p>“Neden kırdın?”</p>
<p>Cevap yok.</p>
<p>“Hasta mısın evladım? Söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle…”</p>
<p>“Kırdımsa kırdım, ne olacak! Çok mu değerliymiş?”</p>
<p>“Lamba senden değerli mi evladım, lambanın a&#8230; k&#8230;&#8230;yım, lamba kim? Yöneticiye de dedim. Lambanızı s&#8230;yim, kaç paraysa veririz. Sen değerlisin benim için.”</p>
<p>“Beni görünce yanmıyordu baba.”</p>
<p>“Nasıl ya?”</p>
<p>“Görmezden geliyordu, yanmıyordu. Kaç sefer yok saydı beni.”</p>
<p>“E beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor.”</p>
<p>“Hadi ya! Sahiden mi?”</p>
<p>“Evet. Ucuzundan takmışlar. Bizimle bir alakası yok.”</p>
<p>Babama sarıldım yıllar sonra.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/kimi-sevsem-cikmazi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Balın Tuzu Eksik</title>
		<link>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/balin-tuzu-eksik.htm</link>
		<comments>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/balin-tuzu-eksik.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jun 2010 16:51:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Altı Çizili Satırlar]]></category>
		<category><![CDATA[kamil yeşil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=662</guid>
		<description><![CDATA[

İnsanoğlu ahmaklığı yüzünden 
alnında yazılı olan kaderden 
daha çok  acı çekiyor.





Kamil Yeşil/ Balın Tuzu Eksik




]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/06/balin_tuzu.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-661" style="margin: 5px;" title="balin_tuzu" src="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/06/balin_tuzu-188x300.jpg" alt="" width="138" height="221" /></a></p>
<blockquote>
<h3><span style="color: #808080;"><strong><em>İnsanoğlu ahmaklığı yüzünden </em></strong></span></h3>
<h3><span style="color: #808080;"><strong><em>alnında yazılı olan kaderden </em></strong></span></h3>
<h3><span style="color: #808080;"><strong><em>daha çok  acı çekiyor.</em></strong></span></h3>
</blockquote>
<p><span style="color: #808080;"><strong><em><br />
</em></strong></span></p>
<p><em><br />
</em></p>
<p><em>Kamil Yeşil/ Balın Tuzu Eksik</em></p>
<p><em><br />
</em></p>
<p><em><br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/balin-tuzu-eksik.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kutlu Güzellemesi</title>
		<link>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/mustafa-kutlu-guzellemesi.htm</link>
		<comments>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/mustafa-kutlu-guzellemesi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 May 2010 09:27:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okudum Bitti]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kutlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=654</guid>
		<description><![CDATA[
Fayrap&#8216;ın Mart sayısı, &#8220;Mustafa   Kutlu&#8217;ya doğum günü armağanı&#8221; olarak çıktı. Fayrap&#8216;ın daha önceki  Ahmet Güntan (Mayıs 2009), İsmet Özel (Eylül 2009), Cihan Aktaş (Ocak  2010) ve İsmail Kara (Şubat 2010) armağanlarından farklı ve Hakan  Arslanbenzer armağanına (Kasım 2009) benzer şekilde Mustafa Kutlu&#8217;ya  doğum günü armağanı özel sayı olarak yayımlandı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/05/m_kutlu.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-655" style="margin: 6px;" title="m_kutlu" src="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/05/m_kutlu-300x207.jpg" alt="" width="300" height="207" /></a></p>
<div><em>Fayrap</em>&#8216;ın Mart sayısı, &#8220;Mustafa   Kutlu&#8217;ya doğum günü armağanı&#8221; olarak çıktı. <em>Fayrap</em>&#8216;ın daha önceki  Ahmet Güntan (Mayıs 2009), İsmet Özel (Eylül 2009), Cihan Aktaş (Ocak  2010) ve İsmail Kara (Şubat 2010) armağanlarından farklı ve Hakan  Arslanbenzer armağanına (Kasım 2009) benzer şekilde Mustafa Kutlu&#8217;ya  doğum günü armağanı özel sayı olarak yayımlandı. 48 sayfalık derginin  tamamı Mustafa Kutlu&#8217;nun hayatı, sanatı ve kişiliği üzerine yazılardan  oluşuyor.</div>
<div></div>
<div>Özel sayı için ben çok  fazla şey yapmadım. Kendi yazımı yazdım. Nurcan Toprak ve İbrahim  Tenekeci&#8217;nin gayretleri için koordinatörlük görevi üstlendim. Nurcan  Toprak sayının editörlüğünü yaptı. İbrahim Tenekeci de çok yoğun destek  verdi, katkılarda bulundu; hem yazı yazdı hem yazdırdı, malzeme sağladı.  Mehmet Erdoğan, özellikle sayının yazar ve yazı listesi oluşturulurken  her zamanki gibi danışmanlığımızı yaptı. Cihan Aktaş vazifeşinaslığını,  vefasını gösterip (hem bize hem Mustafa Kutlu&#8217;ya) özel bir yazı yazdı.  Eleştiri yazıları çalışılınca disiplin sahibi herkes tarafından  yazılabilir; fakat Cihan Aktaş ve Nazan Bekiroğlu&#8217;nun yazdığı tarzda  yazılar için bilhassa o kişi olmak gerekiyor. Cihan ablanın bize her  zaman desteği oldu. Onunla çalışmak bir onur.<span id="more-654"></span></div>
<div>Nazan Bekiroğlu,  İnci Enginün ve Necmettin Turinay ile ilk defa birlikte çalışıyoruz.  İnci Enginün&#8217;le <em>Kılavuz </em>adına söyleşi yapmıştık; Nihan Kaya  yapmıştı bu söyleşiyi. Turinay&#8217;la da yine <em>Kılavuz </em>vesilesiyle bir  görüşmemiz olmuştu, fakat ötesini getirememiştik. Birkaç defa  Adilhan&#8217;da Fatih abinin dükkanında konuşmuşluğumuz var. Nazan Bekiroğlu  ise benim okuyucu olarak aşina olduğum bir yazar, ama <em>Dergâh</em>&#8216;ın  20. yılı toplantısında büyük masanın etrafında oturmak dışında hiç  karşılaşmamıştık.</div>
<div></div>
<div>Her biri tanıdığım  bütün yayıncıların güvendiği yazarlar, ismini saydıklarım. Mehmet Aycı  da bu listeye dahil edilmeli. Bugüne kadar Ahmet Güntan, Cihan Aktaş ve  rahmetli Eser Gürson sayılmazsa bu bireysel/bağımsız yazarlarla ortak  etkinliğimiz yok denecek kadar azdı. Mustafa Kutlu ismiyle,  şahsiyetiyle, eseriyle bu armağan sayıda bizi bir eşikten atlatmış oldu  diyebilirim. Bundan sonraki sayılarda <em>Fayrap</em>&#8216;ın edebiyat anlayışı  ve şiir görüşüyle açıklanamayacak bağımsız yazarlara dergide daha çok  rastlayacaksınız inşallah.</div>
<div></div>
<div>Necati Tonga, akademik altyapısı daha karmaşık ve derin olan  kısa bir yazı yazdı <em>Fayrap</em> için: Kutlu hikayesinin kronolojik  tahlili. 19 hikaye kitabını 4 sayfalık bir yazıya sığdırmak aylık  edebiyat dergisi yayıncılığının acımasızlıklarından da olsa, Necati beye  bizi kırmayıp donanımını yansıttığı için teşekkür ederim. Necati  Tonga&#8217;nın Kutlu hakkında kitaplaşmış bir monografisi var: <a href="http://kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=99190&amp;sa=54459765">Hikayeciliğimizdeki  Zenginlik, Mustafa Kutlu ve Yoksulluk İçimizde</a>. Tonga&#8217;nın Kutlu  hakkında görüşleri daha detaylı olarak bu kitapta bulunabilir.</div>
<div></div>
<div>Fazıl Baş, Kutlu&#8217;nun  çok dikkat edilmeyen eleştirmeciliğini yazdı. Kutlu&#8217;nun Hareket  yayınlarından beri yarı disiplinli, yarı serbest denecek tarzda kaleme  aldığı eleştiri yazıları <em>Sait Faik</em> ve <em>Sabahattin Ali</em> kitapları dışında toplanmadı. Ki Kutlu&#8217;nun bu iki kitabı da fazla  sahiplenmediği söylenebilir. Eleştiri yazarlığını <em>Dergâh</em>&#8216;ta, yer  yer Mustafa Kutlu&#8217;nun kontrolü altında geliştirmiş biri olarak buna her  zaman hayret etmişimdir. Kutlu genel olarak iyi bir eleştirmendir, fakat  Türk hikayesi dendi mi hem sıkı eleştirmen hem önemli bir tanıktır. <em>Hareket </em>ve <em>Dergâh</em>&#8216;taki yazıları sıralı ve düzenli değildir, fakat  hem çarpıcı görüşler içerir hem üslupça tatmin edicidir hem de üst düzey  bir ciddiyete sahiptir. Fazıl Baş&#8217;ın yazısı gelecekte konuya dönmek  isteyecekler için de bir tutamak noktası anlamına geliyor.</div>
<div></div>
<div>Nurcan Toprak, özel sayı için ortaya koyduğu  gayretin yanı sıra benim şüphelerimi, itirazlarımı, zorlamalarımı da  göğüsledi. Özel sayı Nurcan&#8217;ın sükuneti ile benim telaşlılığım arasında  kaza bela olmadan çıktı. Nurcan Toprak, <em>Şehrengiz </em>günlerinden  beri arayıp bulamadığım ilk tam hikaye editörümüz oldu bizim. Daha  önceki arkadaşlarla yaptıklarımız fena değildir; fakat Toprak bu işi  adam gibi yapmanın örneği oldu <em>Fayrap</em>&#8216;ta. Bundan sonrasında  başarısı için duacıyım.</div>
<div></div>
<div>Ve İbrahim Tenekeci&#8230; Şimdi biraz şaka gibi geliyor ama  geçmişte aramızda olan tatsızlıklar birçok insanın bizi kanlı bıçaklı  düşman sanmasına yol açmıştır. Biz hiçbir zaman ortak düsturumuzu  bozmadık Tenekeci&#8217;yle. Ana kaynağa, yani bizi geliştiren ortama,  insanlara ve değerlere sırtımızı çevirmedik. Bu yüzden de karşılaşacak,  el sıkışacak, tartışacak, birbirine yüzü olacak medeni cesareti koruduk.  Bir süredir, birkaç yıldır seyrek olarak haberleşiyorduk. Mustafa Kutlu  sayısı için hemen her gün telefonlaştık; her ayrıntıyı konuştuk. Mart  sayısında Tenekeci&#8217;nin çok ciddi emeği var. Hatta, dergiyi çıkarma  belasından olsa gerek, <em>Kırklar </em>için yaptıklarından çok daha temiz  bir editörlük işi ortaya koydu Tenekeci bana kalırsa. Hem yayıncılığın  kalın diyebileceğimiz taraflarıyla uğraşıp hem de içeriğe titizlenme  şansı bir tek insanın elinde olmayabiliyor. 90&#8242;ların iki genç dergisinin  editörleri olarak İbrahim Tenekeci&#8217;yle böyle bir ortak iş yaptığımız  için biraz şaşırıyorum biraz da şaşırmıyorum. Biz bu yolda çok şey  edinmiş, öğrenmiş insanlarız çünkü. <em>Fayrap</em>&#8216;a yardım ettiği için,  Mustafa Kutlu armağanında çok özel bir rol üstlendiği için İbrahim  Tenekeci&#8217;ye hem şükranımı ifade etmek isterim, hem de ortaya çıkan  kolektif eserde benden çok Tenekeci ve Toprak&#8217;ın imzası olduğunu bir  kere daha hatırlatmak isterim. Sağol, var ol İbrahim. Tatlı sert  geçmişimizi bu sayı kadar anlamlı kılan başka bir iş daha olamazdı  herhalde.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/mustafa-kutlu-guzellemesi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Amerika Diye Bir Yer Yok!</title>
		<link>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/amerika-diye-bir-yer-yok.htm</link>
		<comments>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/amerika-diye-bir-yer-yok.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 May 2010 08:39:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okudum Bitti]]></category>
		<category><![CDATA[murat zelan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=650</guid>
		<description><![CDATA[Kral, yeryüzünde yeni bir ülke keşfedebileceğini iddia eden küçük bir çocuğu huzuruna çağırır. Çocuğa, kendi ülkesini keşfetmesi için bir süre tanır. Çocuk saraydan ayrılır ve ülkesini keşfe çıkar. Ancak günlerce, haftalarca yol almasına rağmen Kral&#8217;ın ülkesinden dışarı adım bile atamaz. Sonunda iyice yorulur ve artık &#8220;dünyada keşfedilecek&#8221; yeni bir ülke olmadığı gerçeğine inanmak zorunda kalır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/05/kara_panterler1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-652" style="margin: 6px;" title="kara_panterler" src="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/05/kara_panterler1-300x170.jpg" alt="" width="300" height="170" /></a>Kral, yeryüzünde yeni bir ülke keşfedebileceğini iddia eden küçük bir çocuğu huzuruna çağırır. Çocuğa, kendi ülkesini keşfetmesi için bir süre tanır. Çocuk saraydan ayrılır ve ülkesini keşfe çıkar. Ancak günlerce, haftalarca yol almasına rağmen Kral&#8217;ın ülkesinden dışarı adım bile atamaz. Sonunda iyice yorulur ve artık &#8220;dünyada keşfedilecek&#8221; yeni bir ülke olmadığı gerçeğine inanmak zorunda kalır. Ama Kral&#8217;a söz vermiştir. Geri kalan süre boyunca ormanda gizlenir. Süre bittiğinde saraya geri döner. Kral, durumu sorar: &#8220;Söyle bakalım, keşfettin mi yeni bir ülke?&#8221; Çocuk, mahcup olmamak için &#8220;Evet&#8221; der, &#8220;keşfettim&#8221;. Kral nerede olduğunu sorar ve çocuk yeni ülkenin hangi yönde olduğunu gösterir. Bunun üzerine Kral bir adamını o yöne gönderir. Adam gider, ancak gittiği yerde hiçbir ülke olmadığını görür ve çocuğun &#8220;yalan&#8221; söylediğini anlar. O da bir süre ormanda kalır ve sonra geri döner. Kral, adama sorar: &#8220;Söyle bakalım, var mı böyle bir yer?&#8221; O sırada çocuk da saraydadır. Adam ve çocuk göz göze gelir. Ve adam Kral’a dönüp &#8220;Evet efendim, var!&#8221; der. Çocuk bunun üzerine &#8220;Amerigo, Amerigo!&#8217; diyerek adama doğru koşar. (Kralın adamının adı Amerikan Vespuçi&#8217;dir.) Böylece o ülkenin adı da Amerika olarak kalır&#8230; Bugün Amerika&#8217;ya gitmek için uçağa binenlere pilotlar uçakta bu hikayeyi anlatırlar, onlar da tarih boyunca o çocuğu yalancı çıkarmamak için eşe dosta kendi uydurdukları &#8220;Amerika Maceralarını&#8221; anlatıp dururlar. Ve bu böylece sürer. Ta ki günümüze kadar!</p>
<p>Amerika diye bir yer var mı? Hollywood diye bir yer var mı? Marilyn Monroe diye biri yaşadı mı? Elvis Presley hâlâ yaşıyor mu? New York diye bir şehir var mı? İkiz Kuleler&#8217;e yapılan uçaklı saldırı gerçek miydi?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/amerika-diye-bir-yer-yok.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Filmin Ağlanacak Yeri</title>
		<link>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/filmin-aglanacak-yeri.htm</link>
		<comments>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/filmin-aglanacak-yeri.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 May 2010 08:30:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okudum Bitti]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin macit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=645</guid>
		<description><![CDATA[Kuzey ilçelerden Erzurum’a göç edenlerin yerleştiği mahallede, Porto Riko&#8217;nun gecekondularından beter bir ev kiraladık. Ev dediysem banyosu, tuvaleti olmayan ve iki odası üst üste istif edilmiş, iki katlı mahzen. Sol yanını apartmana dayamış, sağ yanında yıkık dökük bir hamam ve onun biraz ötesinde de cami var.
Rüzgârlı şatoda üç kişi kalıyoruz. Cemil ve ben üniversitede okuyoruz, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/05/filmin_aglanacak.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-646" style="margin: 6px;" title="filmin_aglanacak" src="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/05/filmin_aglanacak-192x300.jpg" alt="" width="192" height="300" /></a>Kuzey ilçelerden Erzurum’a göç edenlerin yerleştiği mahallede, Porto Riko&#8217;nun gecekondularından beter bir ev kiraladık. Ev dediysem banyosu, tuvaleti olmayan ve iki odası üst üste istif edilmiş, iki katlı mahzen. Sol yanını apartmana dayamış, sağ yanında yıkık dökük bir hamam ve onun biraz ötesinde de cami var.</p>
<p>Rüzgârlı şatoda üç kişi kalıyoruz. Cemil ve ben üniversitede okuyoruz, kardeşim Hanifi orta birde. Şatonun üst katını iptal ettik. Tek odada yatıp kalkıyoruz. Tercüman okuyoruz. İnci ilavesine şiirler, Güzin Abla&#8217;ya mektuplar yazıyoruz. Yayımlananları duvara yapıştırıyoruz. Bir de Türk sinemasının yıldızlarının posterlerini. Baş köşede Türkân Şoray ve Perihan Savaş var. Böylece rüzgârın sessizce şatoya girmesini de önlüyoruz. Diğer duvarda da mevcut görüntüden sıkıldığı her hâlinden belli olan Necip Fazıl ile Tanpınar sigara tüttürüyor.</p>
<p>Fırsat buldukça hafta sonlan sinemaya gidiyoruz. Sinemalar evden sıcak. Hafta içinde de derslerden kalan vakitlerde Sema Pastanesi&#8217;nde videoda film izliyoruz. Bir gün öğleden sonra Gürpınar Sineması&#8217;nın önünden geçerken baktım ki uzun bir kuyruk. Kocaman bir afiş asmışlar. Ferdi Tayfur&#8217;un Kara Gurbet&#8217;i yeniden gösterime girmiş. Ertesi gün Cemil&#8217;le kuyruğa girdik; zor bela bilet alarak balkon kısmında ön sıraya yerleştik.<span id="more-645"></span></p>
<p>Film başladı. Nefesleri tutmuş seyrediyoruz. Yoksulluktan ziraat mühendisliğine terfi eden Ferdi ile kötü adam Davut&#8217;un [Sümer Tilmaç] kız kardeşi Cemile [Oya Aydoğan] arasındaki aşkın işlendiği filmin sonuna doğru iki âşık kaçmaya karar verince Davut&#8217;un adamları peşlerine düştü. Sözde sınırdaki tel örgülerin arasından başka bir ülkeye geçecekler&#8230; Ferdi avuçlarına aldığı vatan toprağını öpüp kokladıktan sonra semaya açılan parmaklarının arasından salıverdikçe hamasî duygularım kabardı. Tam bu duygu med-ceziri esnasında Davut&#8217;un adamları kayalık bir tepede belirdi. Kaçan âşıkları gördüler. Hepsi birden nişan aldı. Dürbünlü tüfeklerden Ferdi ile Cemile&#8217;nin yakınlaştırılan görüntüleri perdeye yansıdıkça soluk alıp vermekte zorlanmaya başladık. Tam o sırada Davut&#8217;un en has adamı dedi ki: Durun! Bu sevdaya kurşun sıkılmaz!&#8230; Bizim Cemil yerinden fırladı. Avazının yettiği kadar bağırdı:</p>
<p>- Senin ciğerin yiyim emmiiii!</p>
<p>Bir alkış tufanı koptu. Alkış seslerine gözyaşları karıştı. Film bitti. Dışarı çıktık. Bir anda seyirciler Cemil&#8217;in etrafını sardı. Kimi tebrik ediyor, kimi sarılıp öpüyor. Hani biz de havasındayız filmin.</p>
<p>O havayı bozmadan evden Hanifi&#8217;yi de alıp pastaneye gittik. Karnımızı doyurduk. Bu sefer videoda, her nasılsa daha önce seyredemediğimiz bir film başladı: Selvi Boylum Al Yazmalım. Zaten gündüz yeterince dolmuşuz. Baştan ayağa aşk kesilmişiz. Filmin müziği yüreğimize mıh gibi saplanıyor. Ağlamamak için göz göze gelmekten kaçmıyoruz. Hanifi de pür dikkat izliyor. Daha çok filmdeki çocukla, Samet&#8217;le ilgilendiği belli. Ergenlik aşkı bizim bütün diğer duygularımızı bastırıyor ama Hanifi&#8217;nin çocuk kalbindeki baba hasretini Samet depreştirip duruyor. Ben Kadirleşmiş vaziyetteyim. Hani serde kamyonculuk da var ya! Türkân Şoray&#8217;ın gözlerine bir dalıp bir daha çıkamıyorum. Filmin sonuna doğru Samet, baba deyip Cemşit&#8217;in ardından koşunca Hanifi gözyaşlarını tutamadı. Bizi de ağlatacağından telaşlanan Cemil, Hanifi&#8217;nin omzundan tutup şöyle bir silkeleyiverdi. Sonra dedi ki:</p>
<p>- Sus lan! Filimde o kadar ağlanacak yer geçti ağlamadın, şimdi niye ağlıyorsun?<br />
İşte o an benim zemberek boşaldı.<br />
Güya gülüyorum ama gözlerimden sicim gibi yaş  akıyor.<br />
Ve anladım ki bu filim dünyasında herkes kendi derdine ağlıyor!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/filmin-aglanacak-yeri.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Senden bana zor bir miras, Bol çetrefil bol viraj</title>
		<link>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/mesk-olsun/senden-bana-zor-bir-miras-bol-cetrefil-bol-viraj.htm</link>
		<comments>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/mesk-olsun/senden-bana-zor-bir-miras-bol-cetrefil-bol-viraj.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 13:13:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Meşk Olsun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=592</guid>
		<description><![CDATA[Yeni Türkü’nün 1999 yılında çıkan “Yeni” albümünden sözleri Mete  Özgencil’e müziği Derya Köroğlu’na ait olan güzelim şarkı. Lisedeyken  Yeni Türkü’yü yeni yeni keşfettiğim zamanlarda dilime dolaşmıştı bu  şarkı. Albüm çıkalı 11 yıl olmuş. Yeni Türkü’den 11 yıldır yeni albüm  bekliyorum. Bakalım daha ne kadar bekliyeceğim…

Sağır siyah bir yorgun yol
Vur kendini sürgün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/05/yenit.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-596" style="margin: 7px;" title="yenit" src="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/05/yenit-300x222.jpg" alt="Yeni Türkü" width="224" height="166" /></a>Yeni Türkü’nün 1999 yılında çıkan “Yeni” albümünden sözleri Mete  Özgencil’e müziği Derya Köroğlu’na ait olan güzelim şarkı. Lisedeyken  Yeni Türkü’yü yeni yeni keşfettiğim zamanlarda dilime dolaşmıştı bu  şarkı. Albüm çıkalı 11 yıl olmuş. Yeni Türkü’den 11 yıldır yeni albüm  bekliyorum. Bakalım daha ne kadar bekliyeceğim…</p>
<p><span id="more-592"></span></p>
<p>Sağır siyah bir yorgun yol<br />
Vur kendini sürgün ol<br />
Aşk yolunda ölmek kolay</p>
<p>Sarhoş gönül dur bir dinlen<br />
Çöz kendini kendinden<br />
Aşk yolunda ölmek kolay</p>
<p>Dört yanımda dört nasihat<br />
Az gülüş bol zayiat<br />
Ölsem âlâ dayanmak zor</p>
<p>Senden bana zor bir miras<br />
Bol çetrefil bol viraj<br />
Ölsem âlâ dayanmak zor</p>
<p>Nerelere gideyim</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/mesk-olsun/senden-bana-zor-bir-miras-bol-cetrefil-bol-viraj.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.msadik.com/audio/nerelere.mp3" length="4465058" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Barış Bıçakçı &#8211; Veciz Sözler</title>
		<link>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/baris-bicakci-veciz-soler.htm</link>
		<comments>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/baris-bicakci-veciz-soler.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 11:24:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okudum Bitti]]></category>
		<category><![CDATA[barış bıçakçı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=585</guid>
		<description><![CDATA[“Eskiden, ama çok eskiden; dünyada daha denizler, göller, nehirler yokken, sular yalnızca bardaklarda ve sürahideyken, üzgün balığı adında bir balık yaşarmış. Gözleri simsiyah, ağzı küçücük olan bu balık, mavi, kırmızı ve yeşil pulları güneşin altında parlarken havada dolaşır, hiç arkadaşı olmadığı için üzülür, durmadan ağlarmış. Öyle çok ağlamış ki, sonunda dünyanın çukurlarında gözyaşları birikmeye başlamış., [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/05/VecizSozler.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-589" style="margin: 5px;" title="VecizSozler" src="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/05/VecizSozler-195x300.gif" alt="" width="195" height="300" /></a>“Eskiden, ama çok eskiden; dünyada daha denizler, göller, nehirler yokken, sular yalnızca bardaklarda ve sürahideyken, üzgün balığı adında bir balık yaşarmış. Gözleri simsiyah, ağzı küçücük olan bu balık, mavi, kırmızı ve yeşil pulları güneşin altında parlarken havada dolaşır, hiç arkadaşı olmadığı için üzülür, durmadan ağlarmış. Öyle çok ağlamış ki, sonunda dünyanın çukurlarında gözyaşları birikmeye başlamış., sonrada taşıp nehirler halinde akmış üzgünbalığının gözyaşları, daha büyük çukurları doldurmuş, deniz olmuş.” Tam burada Kumru atılıp, “Böylece başka balık arkadaşları da olmuş değil mi?” diye sormuştu, sonra yanıtı beklemeden, “Denizler bu yüzden tuzlu sanırım, gözyaşı olduğu için,” demişti, akıllı kız.</p>
<p>O geceden sonra adetleri olmuştu, hemen her görüşmelerinde yeni bir üzgünbalığı masalı anlatıyordu Sulhi: Üzgünbalığı okulda, iyi ıslık çalamadığı yalnızca hava kabarcıkları çıkarabildiği için müzik dersinden bütünlemeye kalıyor; üzgünbalığı evde, geceleri korktuğundan evin bütün musluklarını açıp öyle yatıyor; üzgünbalığı tren yolculuğunda, kompartımanı tavana kadar suyla doldurduğundan bilet kontrolü için kapıyı açan zavallı kondüktör sırılsıklam oluyor; üzgünbalığı lokantada, onun müşteri olduğunu anlamayan kaba aşçılar ve garsonlar ellerinde kocaman bir tavayla üzgünbalığını kovalıyorlar, bizimki yarım bırakılmış bir sebze çorbası kâsesine saklanarak canını zor bela kurtarıyor; üzgünbalığı suluboya resim sergisi açıyor, üzgünbalığı ulusal sutopu takımının kaptanı, üzgünbalığının basın açıklaması: Büyük balıkların küçük balıkları yutmasına üzülüyorum…</p>
<p>Sulhi yeni bir üzgünbalığı masalı anlatmak üzere arkasına yaslandı, biraz düşündü, sonra anlatmaya başladı, sesi hiç de neşeli değildi: “Üzgünbalığı denize ve arkadaşlarına kavuşunca senin gibi bende sevinmiştim Kumrucuğum. Ama hiç aklımıza gelmeyen bir sorunu var şimdi üzgünbalığının: Suyun içinde ya, artık ağladığını kimse fark etmiyor! Hiçbir balık arkadaşı onun ağladığını görmüyor, yanına gelip ‘Neyin var dostum?’ diye sormuyor.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/baris-bicakci-veciz-soler.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
