Ortalığa Nağme Savurmuyorum
“Bir Ömürlük Misafir” albümünüzdeki tüm şarkıları birilerine ithaf etmişsiniz. “Sülalem için”, “Annem için” gibi notlar var her şarkıda. Bunun sebebi ne?
Erkan Oğur: Etkilendiğim müziklerin, Elazığ’da yaşadığım olayların bir harmanı bu repertuar. Hayatımın bütününü ilgilendiriyor. Ne yaşıyorsak, onu yazıyorum, onu yorumluyorum. Ortalığa nağme savurmuyorum. Yazılan her şeyin kaynaklandığı bir olay var. Eğlence değil. Eğlence müziğimin içindeki unsurlardan biri sadece, çöldeki kum tanesi kadar. Ayrıca, kesinlikle ticari bir müzik değil. Sonunda, ticari bir mala, kasete CD’ye dönüşse de…
“Bir Ömürlük Misafir” isimli parça daha önceki albümünüzde enstrümantaldi değil mi?
Evet. Ama bu parçayı Bülent (Ortaçgil) çok severdi ve “Ah efendim…” diye başlar, sürekli bir takım sözler mırıldanırdı. Gerçekten de bir söz ihtiyacı doğdu. Daha sonraları, Sezen Aksu’yla çalışırken, onun da diline dolandı, geri kalan sözleri de o yazdı. Ben de bir iki küçük değişiklik yaptım sonradan.
Bu parça Özdal Orhon’a ithaf edilmiş. Hikâyesini öğrenebilir miyiz? (daha fazla…)
Türkiye Müzikteki Karmaşaya Benziyor
Doğu Anadolu’nun folk müziği ve Aşık Veysel gibi ozanların şarkılarıyla büyüyen erkan oğur , 1960′larda Jimi Hendrix’i dinledi ve bu, yeni bir müzikal deneyimin başlangıcı oldu. Dünyada ilk kez perdesiz elektrikli gitarın pasajları üzerinde kayma ve çeyrek tonların çalınmasına olanak tanıdı. Müzik hayatına 1980 yılında Kibariye’nin gitarcısı olarak başladı ve ilk albümü “Fretless”i 1994 yılında Almanya’da çıkardı. Bu albümü çıkarmasındaki başka bir neden ise müzik dünyasında bir buluş olabilecek nitelikte olan perdesiz gitarın patentini alamaması. Albüme yazdığı “İnsanlığa hediyem olsun” ibaresinden oluşuyor tüm çabası.
1954 yılında Ankara’da doğdum. Çocukluğum Elazığ’da geçti, Elazığ’daki o günlerimde bağlama ve kemana merak sardım. Liseyi Ankara’da okuduktan sonra babam benim hep bilim adamı olmam yönünde yönlendirirdi. Ben Fen fakültesi fizik-kimya mühendisliğini kazandım. Almanya’da öğretimime devam ettim. 1973 yılında gitarla tanıştım. Kötü bir fizikçi olmaktansa orta bir müzisyen olmayı seçtim. 1976 Türk müziği seslerine olan ihtiyacımdan dolayı perdesiz gitarı yaptım. (daha fazla…)
Perdesizin Gizemi Sonsuzluklarda Yatar
Hayat hikâyenizle ilgili biraz bilgi verir misiniz?
Ben Elazığlıyım, ’54 doğumluyum, orada büyüdüm, sonra üniversite yıllarında ayrıldım oradan. Üniversite yıllarında burada, Ankara’da bulundum, Fen Fakülte sinde fizik okudum ’70 ile ’73 yılları arasında, sonra Almanya’ya gittim, orada 6 yıl kadar kaldım, yani zaman dilimleri öyle; sonra Türkiye’ye döndüm ’80 yılında, o zamandan beri işte buralarda dönüp duruyorum. Arada bir Amerika’ya gittim ’89 ile ’92 arasında. Müziğe gelince: ’80 yılında Türk Müziği Devlet Konservatuvarı’na girdim, ’84′te oradan mezun oldum, bütün eğitimim o yani, geri kalan kendi kendine ….
Yurtdışı deyince aklıma şey geldi, sanırım yurtdışında yaptığınız albümler var.
Yurtdışında bir tane albüm var, o da ’94 yılında Almanya’da yayınlandı, Fretless diye bir albüm.
Bizim o albüme ulaşma şansımız olur mu?
Vallahi bende bile yok, üretilmiyor, o zaman çok az sayıda üretilmişti. (daha fazla…)
Erkan Oğur ile Söyleşi
Rüzgâr sesi, denizlerin, dalgaların nağmeleri, yağmur, kuş sesleri… Müzikle, ahenkle dolu bir kâinat… Kalpleri, ruhları aşka çağıran müziğin coşkusudur. Sanatçı bozmadan, bulandırmadan duygulara müziği taşır.
Müziğin piyasaya “para” olarak düşmesi, piyasa malı olması, gerçek müziğin gizlenmesine neden olmuştur. Erkan Oğur’un ifadesi ile, “Hoyratça tüketme çabasında olanlar kaybederler.” Zaman bunu gösterecektir.
Erkan Oğur’un müziği başkadır. “Müziğim pek eğlenceli değildir. Hep uzak bir şeye, ulaşılmaz bir hedefe özlem vardır. Dingindir, hüzünlüdür, enerjisi vardır ama. Bir şeyler anlatmak ister; ama bunun ne olduğunu ben de tam bilemiyorum.” diyen sanatçı gerçekten de has müziğin izini süren birisi. Televizyon ve radyo programlarına pek çıkmayan, gazetelerde görünmeyen bir isim. İnsanın ruhuna, kalbine dokunmayan müziklerin egemen olduğu, televizyon ve radyo programlarında Erkan Oğur’un görünmeyişi yerinde bir duruş olsa gerek.
Erkan Oğur kimdir? “Erkan Oğur (1954 – ) Müziği sever…” Bu kadar. Bir de, “Anadolu farklıdır. Ne başkası Anadolu’ya benzer, ne Anadolu başkasına… Kendisidir. Kendi olandır.” der ve bu toprakların sesini yakalamaya çalışır. Albümlerinden birkaçı: Gülün Kokusu Vardı (1998), Hiç (1999), Anadolu Beşik (2000), Bir Ömürlük Misafir (2000), Fuad (2001). (daha fazla…)
Öğrenciye Layık Olmak
Elimizde iki CD’niz var: 2001 tarihli “Buluşmalar” ve yeni yayınlanan “Karışık Düşünceler -Buluşmalar 2″. İlk “Buluşmalar”, hem Türk sanat müziği, hem halk müziği albümü, aynı zamanda flamenkoyla iç içe geçmiş, caza da yakın duran bir deneysellik barındırıyor.
Mutlu Torun: Evet, bu albümü satıcının hangi rafa koyacağına karar vermesi epeyce zor. (gülüyor) Bu albüm aslında Türk müziğiyle klasik Batı müziğinin, cazın ve flâmenkonun ayrı ayrı birleşmesi. Ama sadece Türk müziği de var içinde. Türkiye nasıl yaşıyorsa, benim gitar ve udla ilişkim de öyle. Doğuyla Batı arasında bir oraya bir buraya kayan vaziyette yaşıyoruz. Türkiye’nin müziği de böyle.
Nasıl karar verdiniz ilk kaydı yapmaya?
“Buluşmalar”, benim 60. doğum yılıma rastladı. O tarihten dört-beş yıl Önce Kalan Müzik’ten Hasan Saltık bana istediğim müziği yapabileceğimi söylemişti. Öylece kaldı o konuşma. Daha sonra İş Bankasıyla “Toska’dan Heybeli’ye” diye bir albüm yaptık. Erol Uras’ın söylediği Serdar Yalçın’ın düzenleyip piyano çaldığı. Ruhi Ayangil’in kanun, benim ud çaldığım bir albümdü. Aynı grupla bir de Tango Turko” albümü yaptık. Daha sonra İş Bankası’na kendi projemi önerdim, kabul ettiler. Kendileri çıkaramadıkları için yapımcılığı Kalan Müzik üstlendi. (daha fazla…)
Harput’un Hediyelisi
Google görsellerde “Alex Grey”i aratın. Karşınıza çıkan resimlerin en küçüğü 60×60 cm., en büyüğü odanızın duvarı kadar olan tuallere yapılmış, Alex Grey’in gözünden insanın enerji tablosu diye en kısa şekliyle tabir edebileceğim yağlı boya tablolar. Dikkatli Tool hayranları Alex Grey’in Tool albüm kapakları ve videolarındaki marifetlerini zaten biliyorlar. Daha önce Nirvana ve Beastie Boys da Grey ile işbirliği yapmışlar. Seyrettiğim bir röportajında ise Grey, sanatlarında belli bir derinlik bulabileceğimiz rock müzisyenlerinin modern Amerikan toplumunun şamanları olduğunu söylüyordu.
Dikkatli Volume takipçileri de dergimizin ilk sayısının kapak konusunun Erkan Oğur olduğunu hatırlayacaklardır. Tamamen değişen ve yenilenen dergimizin yeni “ilk” sayısına da yine Erkan Abi ile başlamak istedik. “Beni ikinci kez kapak yapmanıza ne gerek var” dediyse de maruzatımızı anlatınca bizi kırmadı. (daha fazla…)
Bir ömürlük misafir Erkan Oğur
Bundan yıllar öncesiydi. Şarkılarda, türkülerde anlatıldığı kadar bir gurbet akşamını yaşıyordum. Adamakıllı bir soğuk vardı dışarıda. Avrupa’nın kuzeyinde, soğuk mu soğuk ayaz mı ayaz bir geceydi. İnsanın içini ısıtmayan kaloriferli bir odada, yağan karın penceremdeki şekline bakıyorum.
Bildiğiniz bir yalnızlık ve meteorolojik bir destek, gökten yere inen. Etraf geceye inat, beyaza çalıyor. Alnımı dayamışım soğuk pencereye, müzik çalarımda efkârlı mı efkârlı parçalar ardı ardına sıralanmış. Edith Piaf mı desem Gilbert Becaud mu, yoksa Leonard Cohen mi, hangi dokunaklı ses vardı bilemiyorum. Anlayacağınız adam gibi bir sükûnet ve yaşamı adam gibi yaşamak için geçerli sebeplerim vardı.
Benim Okulum Elazığ’ın Köy Düğünleri
Erkan Oğur : Türkünün aslı "Neden Geldim Amerika’yadır. Bir Ermeniye ait. Bu adam 1920′lerde memleketi Harput’ta Amerika’ya göç ediyor. Önce Bandırma’ya geliyor, gemiye binip New York’a gidiyor. Orada yaşamaya başlıyor. Amerika’ya çok da uyum sağlayamıyor. Memleketi özlüyor. Ve orada, yine bu bölgeden müzisyenlerle Harput yöresi folkloruyla bir beste yapıyor. Anonim değil yani, bir beste. 0 yörenin folklorundan etkilenerek, "Neden Geldim Amerika’ya"nın hikâyesini yapıyor. Hem yörenin aksanı, hem Ermeninin Türkçe konuşmasını düşünün, koyu bir aksanla, çok güzel bir sesle söylüyor. Taş plak olarak kaydediliyor. Ben 89-90 yılları arasında Amerika’dayken Jerry Silverman adlı bir müzikolog sayesinde farkettim bu türküyü. Çok hoşuma gitti. Ben de Amerika’dayım, memleketi çok özlüyorum, bir-iki kere öyle söyledim. Sonra bir baktım, "Neden Geldim İstanbul’a" lafı çıktı ağzımdan. Birdenbire bizim İstanbul’daki durumumuza ne kadar denk düştüğünü gördüm. Göçü anlatan bir şey…






