<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd"
xmlns:rawvoice="http://www.rawvoice.com/rawvoiceRssModule/"
>

<channel>
	<title>M. Sadık Erdoğan Web Bloğu &#187; Röportajlar</title>
	<atom:link href="http://msadik.com/category/kopuz-dede/roportajlar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://msadik.com</link>
	<description>Ellerinden öpenin çok olmasın ey dünya!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 22 Jan 2012 11:03:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
<!-- podcast_generator="Blubrry PowerPress/2.0.4" -->
	<itunes:summary>Ellerinden öpenin çok olmasın ey dünya!</itunes:summary>
	<itunes:author>M. Sadık Erdoğan Web Bloğu</itunes:author>
	<itunes:explicit>no</itunes:explicit>
	<itunes:image href="http://msadik.com/wp-content/plugins/powerpress/itunes_default.jpg" />
	<itunes:subtitle>Ellerinden öpenin çok olmasın ey dünya!</itunes:subtitle>
	<image>
		<title>M. Sadık Erdoğan Web Bloğu &#187; Röportajlar</title>
		<url>http://msadik.com/wp-content/plugins/powerpress/rss_default.jpg</url>
		<link>http://msadik.com/category/kopuz-dede/roportajlar</link>
	</image>
		<item>
		<title>Bestenin Varlığına İnanmıyorum</title>
		<link>http://msadik.com/bestenin-varligina-inanmiyorum.html</link>
		<comments>http://msadik.com/bestenin-varligina-inanmiyorum.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 14:37:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[erkan oğur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=465</guid>
		<description><![CDATA[Eşkıya filmine yaptığı müzikler, özellikle de kendine has Fırat&#8217;ın Türküsü yorumuyla -biraz geç olmakla birlikte- keşfettiğimiz Erkan Oğur&#8217;la yeni albümü enstrümantal Hiç&#8217;i ve müzikal arayışlarını konuştuk. &#8220;Hiç&#8221; ne ifade ediyor? Söz mü, ses mi? Perdesiz gitarla tanıdık Oğur&#8217;u. Bestenin varlığına inanmıyor arkan ve dünya müziği Sessiz sedasız raflarda yerini aldı Bir Ömürlük Misafir. Aldı almasına devamı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eşkıya filmine yaptığı müzikler, özellikle de kendine has Fırat&#8217;ın Türküsü yorumuyla -biraz geç olmakla birlikte- keşfettiğimiz Erkan Oğur&#8217;la yeni albümü enstrümantal Hiç&#8217;i ve müzikal arayışlarını konuştuk. &#8220;Hiç&#8221; ne ifade ediyor? Söz mü, ses mi? Perdesiz gitarla tanıdık Oğur&#8217;u. Bestenin varlığına inanmıyor arkan ve dünya müziği</p>
<p>Sessiz sedasız raflarda yerini aldı Bir Ömürlük Misafir. Aldı almasına da, sessizliği bir yıl gibi uzun bir süre devam etti. Uzun sessizlik Eşkıya filmiyle yerini bir harekete, bir meraka bıraktı. İnsanlar biraz gecikmiş olarak, Erkan Oğur&#8217;u keşfettiler; ilk albümün ve filmin melodilerinin hemen hemen aynı olmasına rağmen&#8230; <span id="more-465"></span></p>
<p>Sevdiler. Çünkü kendi yaptığı perdesiz gitarın esrarengiz tınısı insanların merakını uyandırdı, müziğindeki yalınlık insanlara huzur verdi ve sesinin derinliği insanları müziğine kilitledi. Hiç&#8217;i bu duygular içinde müzik marketlerden alanlar, doğrusu biraz hayal kırıklığına uğradılar.</p>
<p>Bildiğimiz türkülerin (Tutam Yar Elinden, Dedim Kız Yaşın Nedir gibi) enstrümantal olarak seslendirildiği albümdeki parçalardan bir tanesi Erkan Oğur&#8217;un albüm çalışmaları sırasında doğan kızı Gonca&#8217;ya hediye ettiği Dede ile Balta. Düzenleme, yönetmenlik ve repertuar seçimlerini Erkan Oğur ve Okan Murat Öztürk&#8217;ün birlikte yaptığı albüm, son aylarda önemli arşiv müziklerini dinlememize vesile olan Kalan Müzik tarafından çıkartıldı.</p>
<p>&#8220;Hiç&#8221; ne ifade ediyor?</p>
<p>Okan Murat Öztürk Hiç için, istenildiğinde güzel paylaşımlar yaşanabileceğine dair samimî bir örnek diyor. Sizin için nasıl bir paylaşım oldu?</p>
<p>Yaklaşık bir yıl önce, iyi niyetli ve iyi müzik yapmak isteyen birkaç kişi yardımcı olabileceğim düşüncesiyle beni aradı. Ne olduğunu bilmedikleri ama insanların dinleyebilecekleri enstrümantal bir çalışma yapmak istediklerini, benim böyle bir çalışmayı yürütüp yürütemeyeceğimi sordular. O aralar vaktim olmadığından, yalnızca bir iki parça çalabileceğimi söyledim. Repertuarı tespit ettik. Aranjman ve düzenlemeyi onlar üstlendi. Bir iki parça kaydedildi. Sonra istenildiği gibi olmayacağı görüldü; genel havası, düzenleme mantığıyla&#8230; Bunun üzerine yönetim ve düzenlemeyi de benim yapmamı istediler. Ben de Ankara&#8217;dan aynı zamanda arkadaşım olan Okan Murat&#8217;ı arayıp, birlikte yapalım dedim. İçerik, biraz tasavvufi, biraz ahlaka yönelik repertuarın enstrümantal yorumu oldu.</p>
<p>Okan Murat Öztürk&#8217;le daha önce birlikteliğiniz var mıydı?</p>
<p>Kayıt şeklinde yoktu ama eskiden tanıdığım bir arkadaşım, iyi bir müzisyen, jeolog. Bağlamayı da iyi çalıyor. Onunla zaman zaman müzik alışverişimiz oluyordu, hem düşünce bazında, hem repertuar araştırması, hem bağlama tekniklerinin geliştirilmesi anlamında&#8230;<br />
&#8216;HİÇ, yoktan iyidir&#8217; diyorsunuz. Bu bir çeşit gönderme mi, yoksa oldukça mütevazı bir çalışma mı?</p>
<p>Hiç aslında her şeyi içereni temsil ediyor. Albümdeki müziklerin sözlerine bakıldığında, insan, kâinat, zaman, duygu, ahlak gibi kavramları tartan bir bütünlük görülüyor. Her şeyi aşıyor ve bir yerlere gidiyorsunuz&#8230; Ama sonunda ulaştığınız yer bir boşluk. Onun için soyut bir şey olmasını istedim ismin. Biraz da halk arasında &#8216;hiç&#8217; bilinmiyor, anlaşılmış değil. Belki de birkaç kişi tarafından anlaşılır, farkına varılır diye düşündüm.<br />
Müzikal anlamda bir gönderme geçti mi aklınızdan?</p>
<p>Hayır. Bizim, yaptığımız müziği kimseyle kıyaslama, tartma, rekabet etme gibi bir derdimiz olmadı. Çünkü bizim yaptığımız doğrudur, öbürleri yanlıştır diye bir şey yok.</p>
<p>Söz mü, ses mi?</p>
<p>Halk müziğinde yaşanan hızlı değişime öfke duyuyor musunuz?</p>
<p>Yanlışlıklar olduğu ortada. Ama bu her dönemde vardı. Çünkü neticede müzik, insan ilişkisiyle olan bir şey; hata da olacaktır. İçinde bulunduğumuz dönemde her şey biraz hızlı olduğundan, yozlaşmalar da o nispette göze çarpıyor.<br />
Siz Hiç&#8217;i nasıl buldunuz?</p>
<p>Keşke lafını çok sık kullandım. Mesela keşke sözlü olsaydı, keşke daha arı olsaydı, keşke daha az müzik daha çok sessizlik olsaydı, daha iyi kayıtlar olsaydı, keşke daha çok duygu yoğunluğu olsaydı gibi&#8230;<br />
Hiç&#8217;in sözsüz olması sizi tanıyanlar arasında gerçekten de bir hayal kırıklığı yarattı. Bu bir tercih miydi?</p>
<p>Bu, fikri bize getiren kişiler tarafından düşünülmüş enstrümantal bir çalışmaydı, öyle de oldu.</p>
<p>Sizin hislerinizi sözle değil sesle aktarmak gibi bir tercihiniz var mı?<br />
Benim için müzik bir bütün. Söz de olur ses de&#8230; Önemli olan hissedilenlerin estetik bir duygu ile aktarılması.<br />
Bu aktarımda birinden birinin daha anlaşılır olması söz konusu mu?</p>
<p>Yüzeysel düşünüldüğünde sözlü anlatım hemen anlaşılıyor. Kolay çünkü. Gerçi onda da bin senedir söylenmesine rağmen anlaşılmayan sözler var, ama müzikle anlatım daha soyut olduğundan daha zor. Ama dediğim gibi ben müziği genel ve bir bütün olarak düşünürüm. Ritimler veya darplar arasında boşluklar, veya tabiat sesleri gibi müzik enstrümanları dışı sesler de olabilir. Hiç&#8217;in sözsüz olmasına tepkiler bana da geliyor. Hatta geçen İzmir&#8217;den bir mektup aldım. İlk albümümden sonra koşarak gidip Hiç&#8217;i alan bir dinleyici, içinde hiç söz bulamayınca öfkeyle, oldukça kızgın dille bir mektup yazmış.<br />
Perdesiz gitarıyla tanıdık onu</p>
<p>İlk olarak Mazhar Fuat Özkan&#8217;ın Güllerin İçinden şarkısında çaldığınız perdesiz gitarla tanındınız. Ondan önce ne yapıyordunuz?<br />
Ondan öncesi profesyonel olmayan dönem. Benim biraz popülist manada, yaşamak için para kazanmaya yönelik çalışmalarım Mazhar Fuat Özkan&#8217;ın orkestrasında başladı. O arada 1976 yılında yaptığım perdesiz gitarı kullandım. Onun tınısının farklılığı, bir renk olarak Türkiye&#8217;deki müzik camiasında hafif bir merak uyandırdı.</p>
<p>Sonra Çekirdek Sanatevi&#8230; O dönem profesyonel olmayan spontan çalışmalarınız var&#8230;<br />
Evet. Biri Perdesiz Gitarda Arayışlar, öteki Nefesler. Profesyonel manada olmayan, oda kayıtları şeklinde birçok çalışma yapılıyordu orada. Onlar sonradan Fikret Kızılok tarafından stüdyoya sokulup, piyasaya sürüldü ve başka bir manada kullandı. Bizim iznimiz olmadan.</p>
<p>Ardından Eşkıya filminin müzikleri. O dönemde Bir Ömürlük Misafir adlı ilk albümünüz piyasada olmasına karşın, sanki yeni keşfedildiniz.</p>
<p>Filmden bir yıl önce ilk albümüm çıkmıştı Türkiye&#8217;de. Ondan bir yıl önce de Almanya&#8217;da Fretless çıkmıştı. Eşkıya filminde yaptığım müziklerde kullandığım tınılar ve tavırlarla benzeşiyordu Bir Ömürlük Misafir&#8217;in müzikleri. Ancak filmin reklamasyonu çok iyiydi ve böylelikle müzik de geniş kitlelere yayıldı.<br />
Artık film müziği yapmayacağınızı söylüyorsunuz.</p>
<p>Doğru, çünkü ben film müzikçisi değilim. O dönem tesadüfen, Hiç albümünde olduğu gibi, bizim şöyle bir düşüncemiz var, sen ne yaparsın gibi bir durum vardı ortada. Ben de müziklerini yaptım. Gerçi artık film müziği yapmayacağım alınmış bir karar değil, projeyle düşünsel olarak bağdaşabileceğim bir şey olursa tabii yaparım, niye olmasın. Ama ben film müzikçisi değilim. Sadece müzikle bir şekilde ilgisi olan bir kişiyim.</p>
<p>Bestenin varlığına inanmıyor</p>
<p>Siz halk müziğinin otantikliğinden yanasınız. Hiç&#8217;te de kemençe, bağlama, tambur gibi geleneksel sazlar kullanılmış. Perdesiz gitarın bu sazlarla bir araya gelmesi otantikliğe aykırı bir durum değil mi?</p>
<p>Evet, belli manada aykırı. Ben otantizmden şunu anlıyorum: En orijinal hal, ilk doğduğu hal. Sesin ilk ham hali, en güzel halidir. Duygunun en katkısız, en saf halidir. O hali tercih ederim ama bu devirde, bu gidişatta öyle bir şey yapabilmemiz mümkün değil. Bu da yozlaşma neticesinde yaşadığımız bir süreç. Ben otantizmi, ya da orijinali nasıldırı tahayyül ederek müzikler tasarlamaya çalışıyorum. Hiç&#8217;in eleştirilecek yanlarından biri de otantizme yakın olup olmadığıdır. Çünkü bir gelenek var, -gerçi o gelenek nasıl oluşmuş, ne zaman oluşmuş o da tartışılır ama-, bizim yaptığımız o geleneğin dışında bir şey, bir orkestrasyon çalışması; falan sazla filan sazın yan yana getirilmesi. Oysa otantizm yeni doğan bebek gibidir.</p>
<p>Otantik çalışmalar yapmak artık imkânsız denilebilir mi?</p>
<p>Bence bir müzik parçasının saflığı onu üreten kişinin saflığıyla doğru orantılıdır. Ve bugün o saflıkta bir üretim olduğunu sanmıyorum. Çünkü türkü üretimi diye bir şey yok. Türküler yapılmış, olmuş bitmiş şeylerdir. Bundan sonra yalnızca tekrarı ya da esinlenmeyle benzerleri olabilir. Bu nedenle müzikte otantizmin olması ya da saf, arı bir şeyin ortaya çıkması nadir olabilir. Ben rastlamadım. Aslında bu sorun beste tartışmasını da beraberinde getiriyor. Ben bestenin olmadığına inanıyorum. Bu dediğim saflıkta, arılıkta, varolan eserlerden etkilenmemiş bir parça üretimi söz konusu değil. Biz beste yaptık sanıyoruz, oysa onlar yıllardır bazı armonilerin kafamıza sinip, bir şekilde ortaya çıkmasıyla oluşan melodiler&#8230;</p>
<p>Sürekli yeni sesler arıyorsunuz. Bunun için perdesiz gitar, telli baba gibi sekiz telli gitar yaptınız.</p>
<p>Bunların dışında size ait enstrüman çeşitleri var mı?</p>
<p>Model olarak geliştirdiğim bir sürü gitarım var. İşte altı telliler, klasik olanlar, çelik telli olanlar, bir sapı perdeli diğeri perdesiz olmak üzere iki saplı olanlar&#8230; Bağlamayla ilgili olarak da bazı araştırmalarım var. Onun da tel sayısını artırarak daha çok ses elde etmek istiyorum. Bir de uzun ses ihtiyacından dolayı E.Bow diye bir manyetikle çaldığım, ney sesine benzer sesi olan bir enstrüman yaptım. O da diğerlerinin tersine sadece bir telli olan enstrüman haline dönüşecek.</p>
<p>Tarkan ve dünya müziği</p>
<p>Tarkan&#8217;ın son dönem Avrupa&#8217;da oldukça popüler olması müziğinin Anadolu kokmasıyla bir ilgisi olabilir mi sizce?</p>
<p>Tarkan&#8217;da bir Anadolu hali göremiyorum ben. Müziklerinde de bir Anadoluluk yok. Belki söylediği Türk sanat müziği parçalarında öyle bir his alınabilir. Tarkan, güzel sesi olan bir genç.<br />
Öğrenmek istediğim yurtdışında Türk müziğine karşı bir ilginin olup olmadığı. Çünkü Peter Gabriel da bir çalışmasında Türk motifleri kullanmıştı&#8230;</p>
<p>Bu bir moda. World müzik dedikleri şey. Çin&#8217;in, Hindistan&#8217;ın, Endonezya&#8217;nın ve birçok ülkenin müziklerinden bazı tınılar alınıp mantıklı ya da mantıksız bir araya getirilmesiyle oluşan bir moda. Müzik bir çıkmazda çünkü. Tekrardan başka bir şey yok. Zorunlu olarak yenilikler aranıyor, bir şey bulunduğundaysa onun etrafında toplanılıyor ve hızlı bir şekilde tüketiliyor. Bu ilgi bence Anadolu&#8217;nun anlaşılmış olmasından ya da yüksek düzeyde bir müziğe sahip olmasından değil. Ama orada böyle bir rengin olduğunun birkaç kulak tarafından hissedilmesi de bir kârdır.<br />
Sizin dünyada çalmak istediğiniz müzisyenler var mı?</p>
<p>Var tabii. Dünyadan göçmüş olanlar arasında da çok var. Çalmasam bile yanlarından oturmak istediğim insanlar var. Ya da aynı ortamı paylaşmak istediğim. Mesela Miles Davis. Çalarken orkestrasındaki sanatçısının yanına gidip, bir tane üflüyor ya, ben de isterdim orada durayım, çalmasam da benim yanıma da gelsin ve bir üflesin. Bir de en büyük özlemim tamamiyle bütün müziklerden muaf bir hale gelmiş doğaçlama anını yaşamak, özellikle caz müziği içerisinde&#8230; Doğaçlama yapma ihtiyacım çok fazla. Müziklerim de öyle oluşuyor zaten. Hiçbir kural tanımayan, kuralsızlığı kural olan, total doğaçlamaya yönelik ama zırvalamayan, belli estetiği, mantığı olan caz çıkışlı, ama içerisinde folklorik öğelerin de olabileceği perdeli ve perdesiz sazlarla bir trio projem var, onu özlüyorum.<br />
Türkiye&#8217;de sesleri veya yaptıkları müzikler açısından beğendiğiniz isimler var mı?</p>
<p>Birçok alanda beğendiğim, müziğinden haz duyduğum insanlar var. Bir tanesi Tamburi Cemil Bey, bir tanesi Itri&#8230; Yaşayanlardan Neşet Ertaş, İmer Demirer, Arif Sağ, Sabahat Akkiraz, Erdal Erzincan&#8230; Klasik gitar çalan ama hiçbir zaman icraatta bulunmayan Erdem Sökmen, bence dünya çapında bir gitarcıdır. Caz gitarda Beyaz Kelebekler&#8217;in darbuka çalan en küçükleri Ercüment Ateş, şimdi iyi bir caz gitarcısıdır. Neşet Ruacan. Tuna Ötenel&#8230; Şarkı yapımında, batı kökenli de olsa önemli bir isim Bülent Ortaçgil. Sokaktaki çingeneler&#8230; En kötüsü bile bizden daha iyi çalıyor.<br />
Söyleşi : Şahide Yazıcıoğlu<!-- PHP 5.x --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/bestenin-varligina-inanmiyorum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Arpa Boyu Yol Aldım..</title>
		<link>http://msadik.com/bir-arpa-boyu-yol-aldim.html</link>
		<comments>http://msadik.com/bir-arpa-boyu-yol-aldim.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 14:36:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[erkan oğur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=463</guid>
		<description><![CDATA[Erkan OĞUR&#8217;un müzikteki 25 yılına dönüp baktığında gördüğü, arpa boyu kadar bir yol. Oysa iki enstrüman, sekiz albüm yapmış. Yine de kendini &#8220;orta bir müzisyen&#8221; olarak tanımlıyor. Amacı, saf müziğe ulaşmak. Grubuyla aynı adı taşıyan yeni çıkardıkları &#8220;Telvin&#8221; de bu yolda atılmış bir adım. Albüm, halden hale geçmeyi anlatıyor. Erkan Oğur, müzikteki 25. yılını kutluyor. devamı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erkan OĞUR&#8217;un müzikteki 25 yılına dönüp baktığında gördüğü, arpa boyu kadar bir yol. Oysa iki enstrüman, sekiz albüm yapmış. Yine de kendini &#8220;orta bir müzisyen&#8221; olarak tanımlıyor. Amacı, saf müziğe ulaşmak. Grubuyla aynı adı taşıyan yeni çıkardıkları &#8220;Telvin&#8221; de bu yolda atılmış bir adım. Albüm, halden hale geçmeyi anlatıyor.</p>
<p>Erkan Oğur, müzikteki 25. yılını kutluyor. Ağır, sessiz, gözlerden ırak geçen bu 25 yıla, Yazı/Tura, Eşkıya filmlerinin müziklerinin de dahil olduğu 8 albüm sığdırmış. Djivan Gasparyan, Philip Catherîne, Bülent Ortaçgil, ismail H. Demircioğlu gibi isimlerle çalışmış. İkİ de enstrüman yapmış; perdesiz gitar ve 8 telli bağlama. Kendini &#8220;orta bir müzisyen&#8221; olarak tanımlayan Erkan Oğur ile röportaj yapmak kolay değil. Bu, göz önünde olmayı pek sevmemesinden kaynaklı. Bir de medyadan memnuniyetsizliğinden&#8230; Erkan Oğur&#8217;la buluşmak için Kalan Müzik&#8217;in yolunu tutuyoruz. İMÇ bizi her telden müzikle karşılıyor, Erkan Oğur ise, sazıyla. Konuşmaya sazını tanıtarak başlıyor; &#8220;Adı, Kazak Dutarı. Sapı erik, gövdesi dut ağacından yapılma. Hep tatlı meyvelerin ağaçları yani&#8221;. Sazını röportaj boyunca da elinden düşürmüyor, bîr konuşuyor, bir çalıyor&#8230;Bu ister istemez aklıma, bir başka röportajındaki &#8220;Sesimden utanıyorum, çalmak daha kolay. Gitarımın arkasına saklanabiliyorum&#8221; sözünü getiriyor. îşte Erkan Oğur&#8217;un müzik anlayışı ve Telvin adlı gruplarının yeni albümü üzerine anlattıkları&#8230;<span id="more-463"></span></p>
<p>-Telvin&#8217;in anlamı halden hale geçmek. Albüm ve grup İçin neden bu adı seçtiniz?</p>
<p>Müzikte de halden hale geçme durumu var. Tıpkı hayatımız gibi. Grup üç kişiden oluşuyor; Turgut Alp Bekoğlu, ben ve îlkin Deniz.</p>
<p>-Peki hangi halden hangi hale geçiyorsunuz?</p>
<p>Amaç, karara gitmek, karar haline ulaşabilmek.</p>
<p>-Bu yolun neresindesiniz?<br />
Bunu bilmiyorum. Her yerinde ya da hiçbir yerinde&#8230; Bu, sonsuz yönlü bir şey.</p>
<p>-10 yıldır birliktesiniz, ancak bu İlk albümünüz. Neden bu kadar beklediniz?</p>
<p>Albüm yapma düşüncesi son zamanlarda oluştu. Bir de zaten İlkin, Amerika&#8217;da yaşadığından sık görüşemiyoruz. Yani elimizde olmayan nedenlerden dolayı.</p>
<p>YOK OLMAYAN ENERJİ</p>
<p>-Albümde &#8220;Bir kereye mahsus&#8221; yazıyor. Başka albüm yapmayacak mısınız? Bu müziğin bir kereye mahsus olmak üzere kay- dedilip bir daha olamayacağım vurgulamak için yazdık onu. Belki başka müzik olur.</p>
<p>-Konuşmayı çok sevmiyorsunuz sanırım.</p>
<p>Müzik konusunda gevezeliğim tutar. Onun dışında pek konuşmam. Zaten konuşacak pek fazla bir şey de yok ki.</p>
<p>-Korkmayın &#8220;Erkan Oğur kimdir?&#8221; diye sormayacağım. Zaten yanıtınız; &#8220;Müziksever, müzikle ilgîlenen biri&#8221; olacak&#8230; Şöyle devam edelim: Sizin İçin müziğin tanımı ne, ne İfade ediyor?</p>
<p>Müziğin tanımını yapabilen biri var mıdır, bilmiyorum? Bir bilim dalı, duygu içeren matematik, organizasyon, her yerde olan, dönüşen, ama yok olmayan bir enerji&#8230; Dolayısıyla bütün varlıkların müziği var, sallanan ağacın, senin, kaloriferin bile&#8230; İnsan nefsiyle ilgili problemleri, sesleri duyabildiğimiz küçücük sınır içerisinde güncel anlamdaki müziğe dönüştürüyoruz. Aşkları, korkuları, dehşetleri, nefretleri, sevgileri, hırslan, egoları, savaşları&#8230;Ancak gerçek müzik, saf müzik duygularımızdan arınmış olandır.</p>
<p>-Sizin bu enerjiyle tanışmanız 6 yaşınızda, bîr kemanla başlıyor&#8230;</p>
<p>Kemanla Harput&#8217;a çıkar, kartal seslerini taklit ederdim. Harput&#8217;a çıkışlar artınca, evdekiler kemanı aldılar elimden. Şamanistik bir duyguya kapıldım çocukluğumda, o gün bugündür devam ediyor. Müziği, anlaşmak için bir lisan olarak algıladım.</p>
<p>-Peki ne kadar anlaşılabiliyorsunuz?</p>
<p>Bu lisanı konuşanların sayısı az. Bu, ölmekte olan bir dil. O yüzden anlaşmak pek mümkün değil. Bence müzik dili arkeolojik.</p>
<p>-O halde şu anda yapılan ne?</p>
<p>Tamamıyla tüketime yönelik, ticari çalışmalar. Müzik meta olarak kullanılıyor. Modaların üretildiği şekillere büründürülüyor. Bütün bunlardan uzak, saflığını koruyarak kalmış müzikler de mutlaka vardır, ama neredeler bilmiyorum.</p>
<p>-Ya sizin müziğiniz?</p>
<p>Ben sadece bazı şeyleri hatırlıyorum. Kapasitem ölçüsünde müziğin estetiğine ulaşmaya çalışıyorum. Sanatçı, kopya eder, esinlenir, organize eder. Sanatçı bir şeyin içinden geçmiştir, yaşadığı olaylar, şekillendiği durumların ürününü çıkarır orta-</p>
<p>MÜZİKLE YAŞAMAK ZOR</p>
<p>-Tekrar müzik yaşantınıza dönersek, en önemli buluşunuz perdesiz gitar. Nereden çıktı bu?</p>
<p>Türk müziği seslerine olan ihtiyaçları gitarla karşılayamıyordum, ama gitarı da seviyordum. O yüzden Türk müziği de çalabileceğim bir perdesiz gitar yapmam gerekti. Geleneksel müzik aletlerinde, ifade güçlerini kendimce arttırmak için bazi değişiklikler yaptım. Hâlâ da çeşitli müzik aletleriyle ilgili denemeler yapıyorum. Yine de enstrüman insan nefsîyle ilgili bir araç, görünümlerinin, tınılarının güzellikleri var, ama müzik başka bir olay; aracı kabul etmez, ya sensindir, ya da değilsindir.</p>
<p>-Fizik eğitimim yarıda bırakıp müziğe yöneldiniz&#8230;</p>
<p>Mühendislik kafam vardı. Sandım ki, fizikle ilgili bir yaklaşıma yönelebilirim. Meğer, müziği kenara itip hobilerimle uğraşmışım. 6 yıl sonra ne yaptığımı anladım ve kararımı verdim; kötü bir fizikçi olmaktansa, orta bir müzisyen olacaktım. Ondan sonra hayat daha zorlaştı.</p>
<p>-Neden?</p>
<p>Çünkü müzikle yaşamak zor bir iş. Hele de ödün vermiyorsanız. Hem müzik ruhun gıdası da değil! Belki dinleyiciler için öyledir, ancak müziği yapan kişi için bel ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı, bağırsak tıkanıklığı, bunalım, stres, doğum sancısı&#8230;</p>
<p>-Hiç mi mutluluk verici yanı yok?</p>
<p>Var, o da insanın egosuyla ilgili. Ancak o da bir problem yaratıyor.</p>
<p>-Takdir edilmek ya da tanınmak sîzde de bir hoşnutluk yaratmıyor mu?<br />
Tabii insan hoşlanıyor ilgiden, haz duyuyor. Ancak o hazzı egom olarak kabul etmek İstemiyorum. Ondan uzaklaşmaya çalışıyorum. Eğer ondan zevk almaya başlarsam, bir kirlilik var, diye düşiinüyo-</p>
<p>İNSAN OLMANIN HÜZNÜ&#8230;</p>
<p>-Sizin için söylenenlerden bîri de, &#8220;Kendini çalmaya kaptırdığında ellerini takip edemezsiniz&#8221; şeklinde. Nedir o sırada enstrümanınızla yaşadığınız ilişki?</p>
<p>Aslında o sırada enstrümanla ilişkim olmuyor. Orada, kendiniz müzik oluyorsunuz, araç kalmıyor, cismini yitiriyor ya da sizinle kaynaşıyor&#8230;</p>
<p>-Peki eserleriniz neden genellikle hüzünlü?</p>
<p>Bazen kendi kendime neşeli şeyler çalıyorum, ama kaydedip üzerinde çalıştığımda neşeli şeyler çıkmıyor. Bu, belki Elazığ&#8217;dan aldıklarımla ilgili, belki de yaşamdaki süreçlerden, insan olmak bana hüzün veriyor. Ne kadar aciz olduğumuzu görmek de. Onun hüznü var üzerimde, karabasan gibi&#8230;</p>
<p>-Nedir o acizlikler?</p>
<p>Bir karıncaya basıp geçmek, insanların öldürülmesi, savaşlar, yaratılan hastalıklar ve açlık.. İnsan bunların içinde nasıl neşeli bir müzik yapabilir kî? İnsanların hükmetme arzusu, ihtirası olduğu sürece hüzün olacaktır.</p>
<p>-Sesinizi uzun süre kullanmadınız eserleriniz de. Neden?</p>
<p>Kullanmaktan utandım. Hâlâ da öyle. O yüzden hep İsmail ile birlikte söylerim. Sesimiz kişiliğimiz gibi, bir rengi, aralığı var.</p>
<p>-Bugünden, Çekirdek Sanatevî&#8217;ndeki ilk çalışmanıza baktığınızda ne görüyorsunuz?</p>
<p>Albümlerim, birikimlerim artmış olabilir, ama müzik konusunda arpa boyu yol gittiğimi sanmıyorum. Bunu laf olsun diye söylemiyorum.</p>
<p>-Peki, bundan sonraki projeleriniz nedir?</p>
<p>Harput&#8217;la ilgili bir albüm yapmak İstiyorum. Sadece ses ve kopuz kullanarak bir albüm yapacağım. Bir de beste yapmaya yönelmek istiyorum.</p>
<p>-Hep müzik üzerine konuştuk. Müzik dışında neler yapar Erkan Oğur?</p>
<p>Enstrümanlarla uğraşıyorum. En büyük keyfim, bir ağacın dibinde durup denize taş atmak. Kendime en fazla uyurken, tuvaletteyken, İstanbul yollarında araba kullanırken zaman ayırabiliyorum. İki kızım var. Biri ilkokula başladı, diğeri dört yaşında. Onlarla zaman geçiriyorum, müzikli oyunlar oynuyoruz. Ha, bu sırada aslında bu röportajın teması şu olmalı; çocuklara küçük yaştan itibaren cura eğitimi verilmeli (gülüyor). Yine de bu konu gerçekten sanıldığından daha önemli.</p>
<p>Esra Açıkgöz &#8211; Cumhuriyet<!-- PHP 5.x --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/bir-arpa-boyu-yol-aldim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkan OĞUR&#8217;la Röportaj</title>
		<link>http://msadik.com/erkan-ogurla-roportaj.html</link>
		<comments>http://msadik.com/erkan-ogurla-roportaj.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 14:11:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[erkan oğur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=449</guid>
		<description><![CDATA[Kalan.com: Son zamanlardaki çalışmalarınız ve konserlerinizle ilgili bilgi alabilir miyiz? Erkan Oğur : Yeni bir albüm, İsmail Hakkı Demircioğlu ile birlikte. Adı &#8216;Anadolu Beşik&#8217;. 3 Ağustos Açık Hava Tiyatrosunda konser. &#8216;Türkülerimiz&#8217;. Kalan.com : Perdesiz gitarın yabancı ülkelerde kullanımı var mı? Varsa sanatçı ismi verebilir misiniz? Erkan Oğur : Yeni yeni olmaya başladı, Pat Metheney. Kalan.com devamı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kalan.com: Son zamanlardaki çalışmalarınız ve konserlerinizle ilgili bilgi alabilir miyiz?</p>
<p>Erkan Oğur : Yeni bir albüm, İsmail Hakkı Demircioğlu ile birlikte. Adı &#8216;Anadolu Beşik&#8217;. 3 Ağustos Açık Hava Tiyatrosunda konser. &#8216;Türkülerimiz&#8217;.</p>
<p>Kalan.com : Perdesiz gitarın yabancı ülkelerde kullanımı var mı? Varsa sanatçı ismi verebilir misiniz?</p>
<p>Erkan Oğur : Yeni yeni olmaya başladı, Pat Metheney.</p>
<p>Kalan.com : Elazığ yöresinde yetişmiş olmanızın sizin için büyük bir şans olduğunu söylüyorsunuz. Oranın kültürünün müzikal üretiminize nasıl bir katkısı olduğundan bahsedebilir misiniz?</p>
<p>Erkan Oğur : Evet çok şanslıyım. Müziğe katkısı dolaylı olmuştur. Oradaki yaşam biçimi tüm olarak müziğimi felsefi açıdan etkilemiştir. Teknik olarak ise makam, tavır, estetik, melodik yapılar ve onların zenginlikleri, armoni çağrışımları, şive özellikleri. Değişik halkların tavırlarının harmanlanması.<span id="more-449"></span></p>
<p>Kalan.com : Bir Ömürlük Misafir albümünüzde Mor Dağlar isimli çok güzel bir besteniz var. Beste yapmayı sürdürüyor musunuz? Bu çalışmalarınıza ilerideki albümlerde yer vermeyi düşünüyor musunuz?</p>
<p>Erkan Oğur : Evet ve evet.</p>
<p>Kalan.com : Konserlerinizde niçin Mor Dağlar&#8217;ı çalmıyorsunuz? Bunun nedeni konserlerinizde yeterli enstrümantal yapının olmayışı ise ne zaman Mor Dağlar&#8217;ı çalabilecek şekilde hazırlanıp böyle bir konser verebileceksiniz?</p>
<p>Erkan Oğur : Bilmiyorum. Herşey bir kere belki de.</p>
<p>Kalan.com : Bülent Ortaçgil sizin &#8220;bir sürü müzik yapıldı, denendi, artık orijinal bir şey yapılmıyor&#8221; kaygısında olduğunuzu ve giderek daha az çaldığınızı söylemiş. Bu düşünce devam ediyor mu? Ediyorsa müzik hangi duygular ve şartlar altında devam ediyor?</p>
<p>Erkan Oğur : Müzik sessizliğe doğru devam ediyor.*</p>
<p>Kalan.com : Yaşam tarzından, düşüncelerinden etkilendiğiniz insanlar var mı kimlerdir?</p>
<p>Erkan Oğur :Var. Çok zor bir soru. -Özel-</p>
<p>Kalan.com: Müzik piyasasında beğendiğiniz insanlar kimlerdir?</p>
<p>Erkan Oğur: Müzik ve piyasa lafını birbirine hiç yakıştıramıyorum.</p>
<p>Kalan.com: Müzik dışında bir mesleğinizin olmaması sizde maddi kaygılar yarattı mı? Bu konuya nasıl bakıyorsunuz?</p>
<p>Erkan Oğur: Evet. Yapacak bir şey yok.</p>
<p>Kalan.com: Gençleri nasıl buluyor Türkiye&#8217;de müzik eğitimiyle ilgili neler düşünüyorsunuz?</p>
<p>Erkan Oğur: Yolları çok uzun. Ümitsiz değilim ama Anadolu müzikleri ile o kadar ilgili değiller. Genel olarak ülkemizde eğitim sorunu var, sadece müzikte değil. İleride eğitmenlik yapabileceğimi umuyorum.</p>
<p>Kalan.com: Fretless niçin Türkiye&#8217;de değil de yurt dışında çıktı?</p>
<p>Erkan Oğur: Yurtdışında bir firma ilgi göstermişti o zaman için. 1990-1994 yılları arasında Türk firmaları ilgi göstermemiştir.</p>
<p>Kalan.com: Müzik bilginizi başkalarına aktif olarak aktarmayı, yani bir Erkan Oğur müzik okulu kurmayı düşünüyor musunuz?</p>
<p>Erkan Oğur: Belki.!!!</p>
<p>Kalan.com: Janet &#8211; Jak Esim albümleri dışında düzenlemesini yaptığınız albümler var mı?</p>
<p>Erkan Oğur: Kendi albümlerim, film müzikleri ve bazı tek parçalar var.</p>
<p>Kalan.com: İsmail Hakkı Demircioğlu&#8217;yla başka albümler de yapacak mısınız?</p>
<p>Erkan Oğur: Evet.</p>
<p>Kalan.com: Sadece solo perdesiz gitar üzerine Türk müziği taksimleri içeren bir albüm yapmayı düşünür müsünüz?</p>
<p>Erkan Oğur: Evet çok istiyorum.</p>
<p>Kalan.com: Ankara&#8217;da Yamaha ve Royal Music College ortak bir okul açacakmış. Ve siz de ders verecekmişsiniz diye duyduk. Aslı var mı? Varsa okulda vereceğiniz derslerle ilgili bilgi verebilir misiniz?</p>
<p>Erkan Oğur: Ben de duydum ama hiçbir bilgim yok.</p>
<p>Kalan©<!-- PHP 5.x --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/erkan-ogurla-roportaj.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkan Oğur</title>
		<link>http://msadik.com/erkan-ogur.html</link>
		<comments>http://msadik.com/erkan-ogur.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 13:34:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[erkan oğur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=438</guid>
		<description><![CDATA[Tünel&#8217;de küçük bir kahvede oturduğumuzda Erkan Oğur uzun bir süre gelen geçene selam vermek zorunda kalıyor. Konuştukça Oğur&#8217;un mütevazı ve sakin kişiliği ortaya çıkıyor. İsmail H. Demircioğlu ile çıkardıkları &#8220;Anadolu Beşik&#8221; albümünü konuşmak derdimiz ama Demircioğlu gelemeyince fırsatı değerlendirip dereden tepeden bir konuşma yapıyoruz. Kişisel olarak yalnızca 1954 Ankara doğumlu olduğunu bildiğimiz Oğur hakkında bir devamı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tünel&#8217;de küçük bir kahvede oturduğumuzda Erkan Oğur uzun bir süre gelen geçene selam vermek zorunda kalıyor. Konuştukça Oğur&#8217;un mütevazı ve sakin kişiliği ortaya çıkıyor. İsmail H. Demircioğlu ile çıkardıkları &#8220;Anadolu Beşik&#8221; albümünü konuşmak derdimiz ama Demircioğlu gelemeyince fırsatı değerlendirip dereden tepeden bir konuşma yapıyoruz. Kişisel olarak yalnızca 1954 Ankara doğumlu olduğunu bildiğimiz Oğur hakkında bir sürü şey öğreniyoruz. Annesi ev kadını babası askeri doktormuş, bir de ağabeyi var ama devamı aşağıda.</p>
<p><strong>5 yaşında saz çalmaya başlamışsınız. .</strong></p>
<p>.Biraz da ailenin etkisiyle küçük yaşlarda başladı. Annemin söylediğine göre, iki buçuk yaşlarında radyolarda çalan şarkıları söylemeye başlamışım. Hatta &#8220;Perişan Saçların&#8221; diye bir şarkı varmış onu söylermişim mesela.<span id="more-438"></span></p>
<p><strong>Anne babada ilgi var mıydı, yoksa sizin yeteneğinizi mi keşfetmişlerdi?</strong></p>
<p>İlgimi fark edip müzik yeteneği var diye yaklaştılar herhalde. Kemanla başladım önce, sonra sadece Munzur yöresinde çalınan bir saz var o geçti elime, cümbüş çaldım. İlkokul döneminde mandolin çaldım. Sevemedim o aleti (gülüyor). Bu arada keman devam etti. Gitar çok sonra. Lise çağlarında, Bülentlerle (Ortaçgil) daha çok haşır neşir olduğumuz dönemlerde başladı. Bülent&#8217;le çocukluktan beri tanışıyoruz. Bülent Ortaçgil&#8217;in anne ve babası benim anne babamın arkadaşı. Gitar, müzik gibi birçok şeyi Bülent&#8217;lerden görerek büyüdüm. Çocukluktan beri onlar çalar biz dinleriz. Ama ortaokul sonlarında anneme bir gitar alması için ısrar ettiğimi hatırlıyorum. Gitarla olan mantıklı ilişkim yirmili yaşlardan sonra başlar. Öğrenmek anlamında, önce gitar daha sonra elektro gitar, sonra da perdesiz gitar yaptım.</p>
<p><strong>Üniversitede fizik okumuşsunuz&#8230;</strong></p>
<p>16 yaşında üniversiteye girdim. Okula erken başlamıştım çünkü ilkokul ve ortaokulu Elazığ&#8217;da okudum. Liseyi Kabataş Lisesi&#8217;nde. Ankara Fen Fakültesi Fizik bölümüne girdim. Çocuktum üniversiteye girdiğim zaman. Sorumluluk vardı ve bize pompalanan yüklü eğitimin sıkıntıları çökmeye başladı, kafa da başka yerde, müzikte.</p>
<p><strong>Oğlum adam olsun diye mi fizik okuttular?</strong></p>
<p>Bizim kuşağımıza uygulanan eğitim politikaları sonucu herkes, doktor olsun mühendis olsun gibi bir şey vardı. Bilinçaltına ittik içimizde olanları. Fen Fakültesine girdim, orada üç yıl fizik okudum, aslında iyi de gidiyordu. O sırada üniversite olayları çıktı, beni de tahsilim engellenmesin diye Almanya&#8217;ya gönderdiler, Münih Üniversitesi&#8217;nde üç yıl fizik okudum yine.</p>
<p><strong>Bu arada müzikle ilginiz ne durumdaydı?</strong></p>
<p>Üniversite yıllarında Almanya&#8217;da klasik gitara başladım. Türkiye&#8217;den uzak olmanın verdiği rahatlıkla, kendi kendime repertuarları inceleyerek, daha çok ona yönelerek tabii ki okuldan soğuyarak. Klasik gitarı kendi kendime öğrendim, sonunda üniversiteyi bıraktım. Paris&#8217;teki bir müzik okulunun imtihanına girdim. İki ay okudum. Orada klasik gitarcı olmadığımı fark ettim. Acı gerçek. Orada gösterilen şeyleri yapabileceğimi de gördüm, biraz da onun verdiği cesaretle hayatımı değiştirdim.</p>
<p><strong>Burada kıyamet kopmadı mı?</strong></p>
<p>Kıyamet tabii ki koptu. Çok kızdılar, ben her şey bittikten sonra onlara haber verdim. Okullarla aram iyi değil. Belki daha özgür geliyordu bana. Ben hisleriyle hareket eden birisiyim. Tesadüfen bir şey olur hayatımda o beni doğru yönlendirir. Kaderciyimdir, üzerine gitmem bir şeylerin. Halimden memnunum ama müzikle yaşamak zor. Aslında müzik ruhun gıdası değildir.</p>
<p><strong>Niye?</strong></p>
<p>Tam tersine acı, doğum sancısı, yürek çarpıntınsı gibi bir şey. Ama arada saniyelik güzel bir şeyler oluyor, hoş bir şeyler yapmışsınız, güzel olmuş, ama öyle saniyelik bir şeyler ki. Benim için bir kere her şey. Sürekli iç tüketim var, çok enerji kaybediyorsunuz. O yüzden müzikle yaşamak zor.</p>
<p><strong>Fizik okumanın bir yararını gördünüz mü?</strong></p>
<p>İyi ki bitirmemişim. Kötü bir fizikçi olurdum herhalde. Şimdi ortalama bir müzisyen olmayı tercih ediyorum. Fakat fizik eğitiminin enstrüman yapımı konusunda yararı oldu. Mühendislik, akustik, malzeme ve ölçme biçme konusunda fizik düşünce çok işime yaradı. Ama müzik de bir dildir, fiziği de matematiği de içeriyor.</p>
<p><strong>Bir yazıda &#8220;bir gün canım sıkıldı ve perdesiz gitarı icat ettim&#8221; gibi bir şey vardı.</strong></p>
<p>Onu espri diye birkaç kişi kullanmıştı ama ciddi yazanlar da buna inanmış. Perdeli enstrümanlarda sınırlısınız, sadece perdelerin olduğu bölgeleri seslendirebiliyorsunuz, onun dışındaki sesleri çıkartamıyorsunuz. Perdesizlik bunu ortadan kaldırıyor. Perdesiz gitarı yapmamın sebebi son derece basit: Türk müziği seslerine ve diğer bütün sonsuz seslere ulaşabilmek. Ama ana sebep, Türk müziği seslerini ifade edebilmek, makam çalabilmek, türküleri ya da Türk müziğini taksim edebilmek, o şekilde doğaçlama yapabilmek. İkinci bir neden de çok rahat çalabileceğim, en ufak bir dokunuşla ses çıkarabileceğim bir gitar yapmak istiyordum. Çünkü bir dönem ellerim rahatsızdı. Çok fazla klasik gitar çalışmaktan bileklerimde urlar çıkmıştı. Onun sonunda ellerimde güç kaybı olmuştu. Perdesiz gitarı okşar gibi çalarsınız, dokunursunuz. Biraz da bu yüzden, yumuşak, pamuk gibi dokunmak için. Biraz da cahil cesaretiyle.</p>
<p><strong>Paris&#8217;ten sonra ne yaptınız?</strong></p>
<p>Almanya&#8217;ya, sonra 80&#8242;de Türk Müziği Konservatuvarı&#8217;na gittim. 84&#8242;te bitirdim. 80&#8242;de geldikten sonra darbe oldu yurtdışına çıkışlar yasaklandı. Ben de çıkamadım. Gitmek istemiştim. Belki de bambaşka bir hayatım olabilirdi, ama kadercilikten kaynaklanan bir şeyle kaldım Türkiye&#8217;de. Şimdi hiç bir yere gitmek istemiyorum. Yalnızca bu ülkenin her yerini gezmek istiyorum. Sonrasında askerlik, arkasından okulda hocalık yaptım bir sene. 80&#8242;den itibaren profesyonel olarak çalışmaya başladım. Geri planda. 89&#8242;da Amerika&#8217;ya gittim. 2 yıl kadar kaldım ve döndüm. İlk albümü 94 yılında çıkardım. Fretless. Bir Ömürlük Misafir, Eşkıya, Gülün Kokusu Vardı , Hiç ve şimdi de Anadolu Beşik.</p>
<p><strong>Anadolu Beşik&#8217;te de eski türküler yorumluyorsunuz, artık türkü yazılmıyor mu?</strong></p>
<p>Uzmanların bir tahmini var, 15 bine yakın türkü var. Bunun 5-6 bin tanesi gün ışığına çıkarılmış. Ve türkü modası öncesine kadar da 200-300 tane türkü repertuvarı sürekli dönüyordu. Biraz da Fırat Türküsü&#8217;nün etkisiyle sanırım, türkü merakıyla yeni türküler derlenmeye başlandı. Ama müzik için benim özel yaklaşımım, en yeni müzik en eski müziktir. Şimdi yapılanlar hatırlamayla, buluntuyla, etkiyle, esinlenmeyle ya da çalıntıyla yapılıyor. Yeni bir türkü demek benim için bu güne kadar olmamış bir şeyi bulma ya da hiç bilinmeyen bir ses aralığı yaratmak. Ona yeni diyebiliriz. En yeni müzik tabiatın kendisi, bebek ağlaması, insan haykırışı. Bunlar yeni, müzik çok eski. İnsan ne kadar eskiyse müzik de o kadar eski. İnsanlar ne kadar yeni yaptık deseler de.</p>
<p>Söyleşi: Nazan Özcan<!-- PHP 5.x --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/erkan-ogur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fuad Olması İhtimali Var</title>
		<link>http://msadik.com/fuad-olmasi-ihtimali-var.html</link>
		<comments>http://msadik.com/fuad-olmasi-ihtimali-var.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 13:23:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[erkan oğur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=432</guid>
		<description><![CDATA[Geçen yıl Ermenistanlı dudukçu Civan Gasparyan&#8217;la stüdyoya giren Erkan Oğur, kayıtlar üzerinde altı aylık uzun bir çalışmadan sonra ortak albümü tamamladı. Türküler, anonim ezgiler ve emprovizasyonlardan oluşan CD önümüzdeki ay yayımlanacak. İki sanatçı stüdyoda yaktıkları dostluk ateşini şimdi konser atmosferine taşımaya hazırlanıyor. Erkan Oğur &#8216;Konser repertuarı düşündürücü, içsel yolculuğa çıkaran ezgilerden oluşacak&#8217; diyor. Dilini bilmediğiniz, devamı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen yıl Ermenistanlı dudukçu Civan Gasparyan&#8217;la stüdyoya giren Erkan Oğur, kayıtlar üzerinde altı aylık uzun bir çalışmadan sonra ortak albümü tamamladı.</p>
<p>Türküler, anonim ezgiler ve emprovizasyonlardan oluşan CD önümüzdeki ay yayımlanacak. İki sanatçı stüdyoda yaktıkları dostluk ateşini şimdi konser atmosferine taşımaya hazırlanıyor. Erkan Oğur &#8216;Konser repertuarı düşündürücü, içsel yolculuğa çıkaran ezgilerden oluşacak&#8217; diyor.</p>
<p><b>Dilini bilmediğiniz, daha önce tanışmadığınız bir müzikçiyle stüdyoya kapanıp saatlerce emprovizasyon yaptınız. Yaklaşık altı aydır bunun üzerinde çalışıyorsunuz. İki ruhun birbirine beklenmeyecek kadar yaklaştığı, sizi çok şaşırtan bölümler çıktı mı kayıtlarda?</b></p>
<p>- Gasparyan başlangıçta dünyayı dolaşmış, farklı müzikleri özümsemiş bir müzikçi tavrıyla çaldı. Birkaç saatlik kaydın ardından fikrini değiştirip toprağının, yüreğinin sesini üfledi. Emprovizeye dayalı bölümlerde gerçekten şaşırtıcı şeyler çıktı.<img src="http://msadik.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" mce_src="http://msadik.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" class="mceWPmore mceItemNoResize" title="Daha fazla..."></p>
<p><b>Albüm için nasıl bir müzikal yaklaşım ve repertuar seçtiniz?</b></p>
<p>- Klasik manada duduk-gitar albümü değil. İnsanı düşüncelere daldıran, farklı mekânlarda yolculuğa çıkaran, terapik bir müzik. Derin, egodan ve insani zaaflarından arınmış olmasına özen gösterdik. Duygulanma, üzüntüsünü gösterme, kanıtlama çabası yok. Sentetik sesler yok. Politikalarla ucuzlaştırılmış, dostluk, kardeşlik, barış teranelerinin ötesinde sadece insan olma hissini bize hatırlatmaya çalışıyor. Albümdeki her tını için titizlendim, geceleri rüyama girdi. Repertuarda nefsime hakim olamayıp Doğu ve Güneydoğu ezgileri üzerine yoğunlaştık Aralarında bazıları, mesela &#8216;Hakkâri&#8217; binlerce yıl önceye kadar gidiyor. Ben Elazığ&#8217;dan Yemen Türküsü. Tecnis, Tunceli&#8217;den Pertek Türküsü&#8217;nü seslendirdim. Gasparyan Holor Molor&#8217;u ve kendi bestesini okudu. Albümde kemençeci Derya Türkan&#8217;ın yanı sıra Ferruh Yarkın ve Kardeş Türküler&#8217;den Soner Akaalın, Selda Öztürk, Emre Kocabaş bize katıldı.</p>
<p><b>Albümün ismi belli mi?</b></p>
<p>- Henüz kesinleşmedi. Fuad olması ihtimali var. Tasavvuf düşüncesinde kalpteki hayat noktası anlamına geliyor. Kalbin ilk atışı, son vuruşu, arada geçen zaman, sendelemesi, koşturması, kırıldığı an, kalpten olma hali ve sevgi&#8230; Tüm bunları içeriyor.</p>
<p><b>İletişiminiz hangi ezgiler ya da makamlarda güçlendi; Gasparyan-Oğur tınısı diyebileceğimiz karakteristik, ortak bir ses oluştu mu?</b></p>
<p>- Gasparyan&#8217;ın büyük bir birikimi var. Sazını müthiş çalmak, gösteri yapmak, yanık nağmeler üflemek derdi değil. Yaşarmış, bir şeyleri hatırlarmış gibi çalıyor. Bu nedenle özgün bir tını yakalamak zor olmadı. Duyabildiğim kadarıyla en güzel Hicaz makamını çok yanık üflüyor, Hüseyni makamının ezikliğini hissettiriyor.</p>
<p><b>Daha sonra Anadolu turnesine çıktınız; albüm çalışmasıyla ilgili ne tür tepkiler aldınız.</b></p>
<p>- Doğu Beyazıt&#8217;ta, Tokat&#8217;ta, Van&#8217;da ve daha birçok yerde dinleyiciler merakla albümün ne zaman yayımlanacağını sordu. Şehirlerinde Gasparyan&#8217;la konser verip vermeyeceğimizi öğrenmek istediler. Çorum&#8217;da bir dinleyici çok trajik bir öykü anlattı ve albümdeki bir ezgiyi arkadaşına ithaf etmemi istedi. İsteğini yerine getireceğiz. Tabii önyargılardan kaynaklanan olumsuz tepkiler de oldu. Sonuçta biz politikadan arınmış müzik ve güzel duygunun peşindeyiz.</p>
<p><b>Açıkhava konseri repertuarında neler var?</b></p>
<p>- CD repertuarının yan ısıra Gasparyan ve benim seçtiğim ezgiler yer alacak. Gasparyan iki müzikçiyle geliyor. Derya Türkan ve Ferruh Yarkın da bize eşlik edecek. Konserde Gasparyan&#8217;ı sessizlikle baş başa bırakacağımız bölümler olacak. Eğlence yerine içsel yolculuk boyutu ön planda repertuarın. Konsere geleceklere kendilerini müziğe bırakmalarını, bir önceki andan uzaklaşmayı denemelerini öneririm. Repertuvarın dinginliği ile oluşacak terapik etki dinleyiciyi rahatlacaktır.</p>
<p><b>İstanbul&#8217;dan sonra yurtiçi ya da yurtdışında konser verecek misiniz?</b></p>
<p>- Hollanda&#8217;dan bir konser teklifi aldık. Geçen ay Quenn Elizabeth Hall&#8217;da İ. Hakkı Demircioğlu konserimizi düzenleyen menajer bu projeyle de ilgilendiğini söyledi. Şimdilik bunlar var&#8230;</p>
<p><b>Yıllardır gözlerden uzak sürdürdüğünüz Telvin projesi nasıl gidiyor? CD&#8217;si ne zaman çıkacak?</b></p>
<p>- Bundan sonra, yerel renklerden yola çıkıp açılımı çok daha geniş olabilecek, cazın özgürlüğünü kullanan ya da senfonik müziğin zenginliğini yansıtacak projelere yönelmek istiyorum. Beş yıl önce davulcu Turgut Alpbekoğlu ve basçı İlkin Deniz&#8217;le stüdyoya girip sadece kendimiz için çalmaya başlamıştık. Grubun adını Telvin koydum. Tasavvufta renk, halden hale geçme anlamına geliyor. Emprovizasyon ağırlıklı, saf ve samimî, formsuz olduğu anda bile estetik kaygı taşıyan bir müzik oluşturmaya çalıştık. Lidyen denilen ve tam seslerle yarım seslerin birlikte kullanıldığı, cazcılara müthiş özgürlük sağlayan makamı aradık. Hiç unutmuyorum 1 Şubat 1995&#8242;te istediğimizi yakaladık. Ne yazık ki hemen ardından İlkin Amerika&#8217;ya yerleşti. Hollanda&#8217;da iki kez North Sea Caz Festivali&#8217;ne katıldık. Bu yıl İlkin&#8217;in yerine İsmail Soyberk geldi. Eylül&#8217;de yeniden çalışmaya başlayıp, önümüzdeki yıl ilk albümümüzü kaydedeceğiz.</p>
<p><b>Muşlu Gasparyan</b></p>
<p>Civan Gasparyan (71) duduğuyla bugüne kadar Günaha Çağrı, Death Man Walking, Gladyatör gibi birçok filme ses verdi. Peter Gabriel, Michael Brook, Lionel Richie&#8217;yle albümler kaydetti. Gasparyan Muş kökenli bir ailenin çocuğu. Altı yaşında duduk çalmaya başladı. 1947&#8242;de Gomidas Konservatuvarı&#8217;ndan klarnetçi olarak mezun oldu. Master ve pedagoji eğitiminden sonra okulun akademisyen kadrosuna katıldı. SSCB döneminde Ermenistan&#8217;da Halk Sanatçısı unvanıyla onurlandırıldı. 1957-80 arası UNESCO&#8217;dan dört de altın madalya aldı. Albümleri 1970&#8242;den bu yana tüm dünyada yayımlanıyor. Fakat gerçek şöhreti Peter Gabriel&#8217;le yaptığı çalışmalardan sonra yakaladı. Erivan&#8217;da yaşıyor. 70 kişilik dev bir topluluğu var. Her yıl Amerika ve Avrupa&#8217;da konser turnelerine çıkıyor. Açıkhava Konseri&#8217;nden bir gün sonra Ermenistan hükümetinin sanatçılara verdiği en büyük onur nişanını almak için yıldırım hızıyla Türkiye&#8217;den ayrılacak</p>
<p>Söyleşi : Serhan Yedig</p>
<p><!-- PHP 5.x --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/fuad-olmasi-ihtimali-var.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Halden Hale Geçen Müzik</title>
		<link>http://msadik.com/halden-hale-gecen-muzik.html</link>
		<comments>http://msadik.com/halden-hale-gecen-muzik.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 13:20:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[erkan oğur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=429</guid>
		<description><![CDATA[TELVİN, grup değil, trio da değil. Onlar en güzel müziğe ulaşmaya çalışan üç müzisyen. Erkan Oğur, İlkin Deniz (bas gitar) ve Turgut Alp Bekoğlu (davul). On yıldır birlikte konserler veriyorlar, arkadaşlıkları 30 yıla yaklaşıyor. İlk albümleri &#8220;Telvin&#8221;de konserlerde yaptıklarını yapıyorlar. İçlerinde geldikleri gibi çalıyorlar. Caz da var, Türk halk müziği de. Molla duruşlu bir albüm devamı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TELVİN, grup değil, trio da değil. Onlar en güzel müziğe ulaşmaya çalışan üç müzisyen. Erkan Oğur, İlkin Deniz (bas gitar) ve Turgut Alp Bekoğlu (davul). On yıldır birlikte konserler veriyorlar, arkadaşlıkları 30 yıla yaklaşıyor. İlk albümleri &#8220;Telvin&#8221;de konserlerde yaptıklarını yapıyorlar. İçlerinde geldikleri gibi çalıyorlar. Caz da var, Türk halk müziği de. Molla duruşlu bir albüm bu. Erkan Oğur&#8217;un dediği belki en doğrusu: &#8220;Üçgen evdir, tepesi kapalı ilk şey. Üç kişi olunca ev kuruluyor ve ev sıcaklığı oluyor müzik&#8221;.</p>
<p><b>&#8220;Telvin&#8221;in sözlük anlamı &#8220;renkleri karıştırmak&#8221;. Siz niye hem grup hem de albüm adı olarak kullandınız? </b></p>
<p>Erkan Oğur: Kelime manası renkler, haller ve karakterler. Tasavvuftaki manası da, ki esas manasıdır, halden hale geçmek. Bir kararlılık haline doğru, esas ulaşılması gereken hedefe doğru gidişin tasviri. Müzikte de, bütün tabiatta da hep bir hal değişikliği var. Hiçbir zaman aynı suda yıkanmadığımız gibi. Onun müzikteki halini biz belli ölçüde, yaşayarak, çalarak, dederek hissediyoruz. Bu yüzden Telvin.<img src="http://msadik.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" mce_src="http://msadik.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" class="mceWPmore mceItemNoResize" title="Daha fazla..."></p>
<p><b>Albüm o yüzden mi bir taraftan ağır kuzey cazı hissi verirken bir taraftan da ağır Türk müziği var içinde?</b></p>
<p>İlkin Deniz: Albümünde bir parçada cazın en koyu dönemindeki be-bop var. Ama sonra Türk müziği de var. Yani halden hale geçiş var. Belli kalıplara bağlı kalmıyoruz, belli bir formumuz da yok. Caz standart formları vardır, bu böyle çalınır, bu böyle. Biz de diyoruz ki, içimizden geldiği gibi çalıyoruz. Çünkü bunun kuralını koyan insan, biz de kuralı bozabiliriz.</p>
<p>Turgut Alp Bekoğlu: Biz kendimizi çalmaya bırakıyoruz, varsa var, yoksa yok. Bazen gelmiyor bir şeyler.</p>
<p>E. O: Aramızda benim plazma dediğim şey oluşuyor. Müzik başlıyor ve hemen bir bağlantı oluşuyor, o bağlantı ile anlaşıyoruz biz. Işık hızında.</p>
<p>T. A. B: Çok eskiden beri tanışıyoruz. Müzik dışında her şeyi paylaşıyoruz, muhabbet ediyoruz, birimizin esprisine diğeri hakikaten gülüyor. Çalarken de öyle.</p>
<p>I. D: Bunu belki genç müzisyenlerin bilmesi iyi olmaz ama mesela prova yapılır genelde. Biz daha çok konuşuyoruz. Konuşmak, o akşam senin çaldığın parçayı başka bir yere götürüyor.</p>
<p><b>Duygu beraberliğinden sonra mı müzik çıkıyor yani?</b></p>
<p>I. D: Önemli olan dürüst olmak ve yalan söylememek.</p>
<p>T. A. B: Ne geliyorsa onu çalıyoruz. Bir şey gelmiyorsa ve hissetmiyorsak çalmıyoruz.</p>
<p>E.O: Zaten müziğimizin her zaman farklı olması bu yüzden. Bir çaldığımızı bir daha çaldığımızda başka bir şey oluyor. Onun heyecanı var. Bazen kendi kendimize şaşırıyoruz, Allah Allah bunu ben mi çaldım diye. O bizi biraz daha yaşatıyor.</p>
<p><b>Bildiğim kadarıyla bu albümün kayıtlarının bir kısmı canlı, bir kısmı stüdyo kaydı.</b></p>
<p>T. A. B: Seyircili ve seyircisiz demek daha doğru.</p>
<p>E. O: Hep o anda çıkan müzik. Bir CD&#8217;nin süresini aştık, iki CD olmak durumunda kalınca, konserlerden beğendiğimiz kayıtlar ilave ederek, iki CD&#8217;ye tamamladık. Daha elimizde kayıtlar var ama bu kadarını bile insanların dinleme sabrı göstereceğini sanmıyorum.</p>
<p><b>Niye?</b></p>
<p>I. D: Sadece dinlerlerse olmaz, anlamaya çalışmaları da lazım. Anlamayı isterlerse müziği&#8230;</p>
<p>E. O: O zaman dinlerler.</p>
<p>İ. D: Böyle bir dinleyeyim diye koyunca olmaz. Yapılmayan bir müzik olduğu için biraz da tehlikeli bir müzik.</p>
<p>E. O: Satılmayan albümler rafında yerini alır yani!</p>
<p>I. D: Satma derdi olmadığı için. Erkan&#8217;ın konserlerde söylediği gibi, evde çalacağımıza burada çalıyoruz.</p>
<p><b>Seyirciye ya da seyircisiz çalmak çok mu farklı?</b></p>
<p>E. O: Seyirci ile bir alışveriş varsa, seyircinin ilgilendiğini, o plazmanın içine onu da aldığımızı görürsek, o bizi de destekliyor. Ve daha da yükseliyor. Bu müzikte enstrüman, enstrümanın cinsi, karakteri önemli değil. Esas olan tınının, çalınan melodinin, armoninin arkasındaki müzik. Müziğin hissettirdiği var.</p>
<p>I. D: Kırk yaşından sonra bas çalmayı bıraktım diyorum, Telvin içinde müzik yapmaya başlıyorsun. Eminim gitar çalıyorsun ama gitar çalıyor gibi değil, o müziğin içine ses sokuyorsun. O enerji de gidiyor insanlara. Sivas&#8217;ta bir kadın, hiçbir şey anlamadım ama çok zevk aldım dedi. Çünkü uç bir müzik. Çok zevk aldım diyor, demek ki enerji gitmiş.</p>
<p>T. A. B: Mümkün olduğunca saf çalmaya çalışıyoruz.</p>
<p><b>Aslında enteresan bir grupsunuz. İlkin Bey Amerika&#8217;da yaşıyor, oranın müziği doluyor kulağına, siz buradan Anadolu&#8217;dan besleniyorsunuz.</b></p>
<p>E. O: Mekan ve zaman yok bizde. Bizim kaynaklarımız farklı da olsa o kaynaktan gelen müzik bir bütün aslında.</p>
<p>I. D: &#8217;98&#8242;de North Sea Caz Festivali&#8217;ne katıldık. Amerika&#8217;da Lincoln Center&#8217;da, Berlin&#8217;de çaldık. Bazen aradan üç sene geçiyor, buluşup çalıyoruz. &#8217;95&#8242;ten beri beraberiz ama.</p>
<p>T. A. B: Aradan bir sene de geçse çok kopukluk olmadan, şaşkınlık yaşamadan çalıyoruz. Aslında ortak noktaların olmasının yanında, farklılıklarının olması da bu müziğin yaratılmasında önemli etken. Sahnede hep dinleyerek çalıyoruz. Birbirimizi gerçekten çaldırmaya ve rahatsız etmemeye çalışıyoruz. Bir alışveriş müziği bu.</p>
<p>E. O: Bu müziğin hiçbir iddiası yok. Sadece bir paylaşım ve bir farkındalık var. Esas dert saf müziğe, bütün egolardan, kötülüklerden arınmış bir müziğe ulaşmak.</p>
<p><b>Türk halk müziği ile caz ne kadar birbirine benzer ya da benzemez? Estetik olarak yanyana getirmek zor mu?</b></p>
<p>E. O: Caz müziği yakın zaman folklorudur. Folklorik bir bağlantı kurabilirsiniz Türk müziği ile. Anadolu&#8217;daki müziklerde de doğaçlama çoktur, o açıdan doğaçlama yapılan müzikler kategorisinde bir ortaklık var. Ama caz cazdır, Türk hal müziği de Türk halk müziğidir. Aralarında çok büyük farklar vardır. Biri tamperemandır, biri tampereman dışıdır. Caz müziğinde son zamanlarda tampereman dışı arayışlar olmasına rağmen henüz bir neticeye varılmış değil. Sistem enstrümantasyon farkları var. Armon anlayışı farklı, formlar farklı. Ama Türk müziği de olsa, Çin müziği de olsa, müzik birdir. O yüzden her şey birbiriyle ilişkili olabilir. Estetik sorunları artık o sizin becerinize kalmış. Ama Türk halk müziği ile cazı birleştirelim diye derdimiz yok</p>
<p>I. D: Sentez yapalım filan yok&#8230;</p>
<p>E. O: Sentez kimyada olur, müzikte sentez diye bir şey yok.</p>
<p><b>Albümde doğaçlama yaptınız, bunlar notaya dökülmedi mi hiç? </b></p>
<p>E. O: Yok yok, nota filan. Bir şarkı var mesela, bütün malzemesi şu: Karşılıklı oturduk, enstrümanlarımız var elimizde, kimse ne çalacağını bilmiyor ve bir, iki, üç, dört&#8230; Başlıyorsun çalmaya. Bence albümdeki en güzel parça o. &#8220;Aşkın Kucağı&#8221;.</p>
<p>Berlin, New Orleans, North Sea Caz festivalinde çaldığınızda orada nasıl tepkiler geldi?</p>
<p>E. O: Tartabilecek kadar ilişkimiz olmadı seyirciyle. Ama eminim ki, bu işle ilgili olan kişilere, ilginç ya da değişik gelen durumlar oldu. Dünyadaki müzisyenleri etkileyen bazı unsurlar var müziğimizin içinde. Bu ukalalık değil. Enstrümantasyon ve kullanılan makam anlayışı açısından biz lidyen çalmaya çalışıyoruz, o da ortalıkta pek fazla duyulmayan, riskli bir çalış biçimi. Çünkü öyle bir durumu var ki, bir yerden sonra bütün notalar doğru oluyor. Bir anahtarla kapı açıp ona ulaştığınız andan itibaren müzik başlıyor. Notaların özgürlük kazandığı andan itibaren bu Telvin müziği başlıyor. Bu yeni bir müzik. İçinde ileriye dönük bir iddia var, küçük de olsa.</p>
<p><b>10 yıldır çalıyorsanız niye bu zamana kadar beklediniz albüm için?</b></p>
<p>E. O: Bu halden hale geçme olduğu için albüm gibi bir düşünce oluşmadı. Çünkü kaydetmek onu öldürmek aslında.</p>
<p><b>Nasıl?</b></p>
<p>E. O: Müzik hatırlanmalı, o zaman kıymetli oluyor. Kaydedince ölüyor. Diyelim ki bir arkadaşın var, onunla ilgilisin, görüşüyorsun, merak ediyorsun, ama öldüğü zaman gömüyorsun mezara, aklına gelirse bir hatırlıyorsun. İşte mezardaki arkadaşına benziyor kayıt.</p>
<p>Nazan Özcan &#8211; Milliyet Sanat</p>
<p><!-- PHP 5.x --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/halden-hale-gecen-muzik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müziğimde Ulaşılmaz Olana Özlem Var</title>
		<link>http://msadik.com/muzigimde-ulasilmaz-olana-ozlem-var.html</link>
		<comments>http://msadik.com/muzigimde-ulasilmaz-olana-ozlem-var.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 12:59:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[erkan oğur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=421</guid>
		<description><![CDATA[Erkan Oğur, 1954 Ankara doğumlu ama onun müzik öyküsünün başladığı yer olan Elazığ&#8217;la başlıyor hayat öyküsü de&#8230;Müziğinde duyduklarımız çocukluk ve gençlik dönemlerinin geçtiği Elazığ’ın kazandırdığı kültürel birikimin yansımaları&#8230; Doktor bir baba ve orta tahsilli ev hanımı bir annenin çocukları Erkan Oğur. Baba Oğur biricik oğluna 6 altı yaşındayken oyalanması için boyu kadar bir keman alır. devamı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong>Erkan Oğur, 1954 Ankara doğumlu ama onun müzik öyküsünün başladığı yer olan Elazığ&#8217;la başlıyor hayat öyküsü de&#8230;Müziğinde duyduklarımız çocukluk ve gençlik dönemlerinin geçtiği Elazığ’ın kazandırdığı kültürel birikimin yansımaları&#8230;</p>
<p>Doktor bir baba ve orta tahsilli ev hanımı bir annenin çocukları Erkan Oğur. Baba Oğur biricik oğluna 6 altı yaşındayken oyalanması için boyu kadar bir keman alır. İlk günlerde çok barışık olmaz ama yıl sonuna doğru alır kemanı kaçar Harput’un tepelerine, dağlarına.. Eğlence olsun diye eve giren keman, ailedeki büyüklerin keyfini kaçırmaya başlamıştır. Oğulları sık sık ortadan kaybolur. Bu soruna bir çözüm bulunur ve keman erişilemeyecek bir yere kaldırılır. İşte o günlerde temeli atılır müzik serüveninin&#8230; <span id="more-421"></span></p>
<p>Fizik tahsili için Almanya’ya gider ve gitar çalmaya başlar. Hayatı ile ilgili tercih yapmak zorundadır. İstanbul Devlet Konservatuarı açıldığını duyar ve fizik tahsilini bitirmek üzereyken bırakıp, müziği tercih eder . Ardından Oğur, pek çok müzik tarzıyla ilgilenir, Halk müziği, Klâsik Batı müziği, etnik müzik, caz, blues vs.</p>
<p>Bağlama, cümbüş, kopuzdan sonra gitar ve perdelerle oynamaya başlar. Türk müziği ses sisteminde tampreman dışı seslerin kullanıldığı akorlar düşler. Türkiye&#8217;de ilk profesyonel çalışması Kibariye ile başlar. Mazhar Fuat Özkan’ın ilk plaklarında yer alan &#8220;Güllerin İçinden&#8221; ve &#8220;Bu Sabah Yağmur Var İstanbul&#8217;da&#8221; ile ilk kez perdesiz gitarı kullanır. İsmail Hakkı Demircioğlu ile Gülün Kokusu Vardı, Okan Murat Öztürk ile Hiç, İsmail Hakkı Demircioğlu ile Anadolu Beşik, Bir Ömürlük Misafir, Eşkiya ve Djivan Gasparyan ile Fuad isimli çalışmaları müzik severlerin beğenilerine sunulmuş.</p>
<p>Üzerine sinmiş derviş kokusuna rağmen, sessiz bir çığlığı var; Erkan Oğur’un&#8230; Sancılı bir süreçten sonra müzik, hayatın akışında baş köşeye kurulmuş. Güneşin tüm cömertliğini sergilediği, ılık esen bahar rüzgarının bize dostluğu ve öğütlediği bir öğle üstü, uzun uğraşlar sonucu nihayet ulaştığımız Erkan Oğur’la o dinleyeni ötelere götüren müziğini konuşuyoruz.</p>
<p>Sohbetimizin mekanı sahilde bir kır kahvesi ve fonda perdesiz gitar sesi var. Konuşurken buğulanıyor gözlerimiz, kelimeler tüm gücünü yitiriyor.. Ruha hitap eden, mütevazı bir sanatçı &#8230;Gönüldeki müziği, türkülerin gizlerini harmalayan bir insan&#8230;</p>
<p>Elazığ’ın (Harput) kokusunu, rengini motif motif işlediği yerel müzik çalışmaları, özellikle anonim eserlere getirdiği düzenlemelerdeki özgünlük, sizi kadim dostluklara misafir ediyor.</p>
<p>Caz, blues, perdesiz gitar ve türküler&#8230;Erkan Oğur’la birlikte ilk akla gelen satır başları.. Müzik serüveninizden bahseder misiniz?</p>
<p>Ben küçük yaşlarda, 5-6 yaşlarımda müziğe başladım. Keman, yöre sazlarından cümbüş, dede bağlama balta&#8230; Böyle başladım. Elazığ’da büyüdüm. Yörenin folklorik öğeleri ve radyodan duyduklarımla çıktım yola. Radyo çok yeniydi ve en büyük zevkimiz radyo dinlemekti. Ailede müzisyen yoktu ve müzik aletlerinden anlayan da yoktu. Çocuk müzik ilişkisi nedir bunları bilen de yoktu tabii ki. Bizimkisi oyun oynamak gibi bir şeydi o zaman. Sanki elimde bir oyuncak vardı ve oynuyordum.Babam doktor, annem orta eğitimi almış bir kadındı. Aydınlık kafalı insanlar olmalarına rağmen müzik tarafıma pek ağırlık vermediler.</p>
<p>Dolayısıyla ne yaptıysam, kendi başıma yapmak durumunda kaldım.”Müzik mi yoksa başka bir şey mi” sorusunun cevabını ancak üniversite yıllarında verdim.. Uzunca bir süre zihinsel jimnastik yaptım. Kendi kendimi eğitmeye çalıştım.</p>
<p>Aileniz bu kararınızı nasıl değerlendirdi?</p>
<p>Pek onayladıklarını söyleyemem. Şu anda babam yaşamıyor. Annem, çocuk eğitimi ve müzik arasındaki ilişki bilinciyle değil ama hep destek olmuştur. Ben büyük bir yalnızlık çektim ve zaman kaybettim. Çocuklardan beklenen standart aile şablonları vardır; mühendis olsun, doktor olsun gibi. Benimki si de öyle bir hikaye.</p>
<p>Elazığ ve Anadolu bu müzik öykünüzde tam olarak nereye oturuyor?</p>
<p>Elazığ benim müzik kaynağımdır. Oranın ve civar şehirlerin folklorik yapısından, halklarından besleniyorum. Karmaşık, kozmopolit bir yapı var oralarda. Süryaniler, Ermeniler, Kürtler, Zazalar, Aleviler, Türkmenler, Azeriler, Gurbetler hepsi vardır. Dolayısıyla zengin bir kültürel yapısı var. Zaten tarihinde, mimarisinde, yemek kültüründe, müziğinde, kıyafetinde bunların hepsini görüyorsunuz. Görmek isteyen görüyor daha doğrusu. Oradaki yaşam biçimi tüm olarak müziğimi felsefi açıdan etkilemiştir. Teknik olarak ise makam, tavır, estetik, melodik yapılar ve onların zenginlikleri, armoni çağrışımları, şive özellikleri Değişik halkların tavırlarının harmanlanması.</p>
<p>Hem sukünet var müziğinizde hem de bir haykırış. Bu üslup farklılığının nedeni nedir?</p>
<p>Hislerimle yaşarım, aklımla yaşamam. Aşırı duygusal birisiyim. Herkesin de çok fazla duygu yoğunluğu içinde olduğuna inanıyorum. Kimisi açığa vurur, kimisi vurmaz; kimisi anlar, kimisi anlamaz. Tasavvufla ilişkim sırf müzikle sınırlı değil. Müzik, hayatımızın içinde bizimle devam eden bir unsur sadece. Ben koyu, geleneksel mânâda tasavvufî kişiliği olan veya öyle yaşayan, yazan-çizen birisi değilim; ama doğal olarak kendimi tabiata yakın hissediyorum, öyle yaşamak özlemi var bende. Düşüncelerim, oturuşum, kalkışım filan biraz öyle gibi görünüyor. Ya da ben öyle hissediyorum.</p>
<p>Çalışmalarınızın isimleri de çok etkileyici mesela neden Telvin ?</p>
<p>Her enstrümanı elinize aldığınızda veya müzik tasarımı için çalıştığınızda, bir öncekinden daha farklı olduğunu görüyorsunuz. O yüzden müzikteki bu hâlden hâle geçmeyi telvin&#8217;le, tasavvuftaki mânâsıyla bağdaştırıyorum. Bu hayatımızın gidişatı gibi. O yüzden grubun adını da Telvin koyduk. Hiçbir iddiası yok. İfade biçimi, sürekli değişen bir karara doğru, hiçbir zaman ulaşılamayan o karara doğru giden bir yapı. Benim yaptığım ya da yapmaya çalıştığım müziklerde böyle bir yaklaşım var.</p>
<p>Perdesiz gitar hangi ihtiyaçtan doğdu&#8230;Perdesiz gitar Erkan Oğur müziğini bir arayış ürünü müdür?</p>
<p>Perdesiz gitar için temel nokta, tamperaman dışı seslerle Türk Müziği seslerin çalınabileceği bir alete ihtiyaç vardı. Temel düşünce insan sesinin kendisidir. İnsan sesine ancak perdesiz yani sınırlandırılmamış bir enstrümanla yaklaşılabileceğimi düşündüm. Biraz akustik bilgi, biraz müzik bilgisi ve el becerisiyle perdesiz gitar oluştu. 6 yıl Almanya&#8217;da kaldım. Bu süre zarfında yalnızlık ve Anadolu özlemiyle bu tarafın müziğini daha da merak eder oldum.. Böylece doğu müziğini iyice benimsedim. İçimden o gelmeye başladı. Gitarın yetmediğini, daha fazla sese ihtiyaç olduğunu düşünerek perdesiz gitar yapmaya başladım. Çocukken keman, cümbüş ve özel saz çalmış olmamın verdiği duyum ile gitarı yetersiz bulmaya başladım.</p>
<p>Yeniden müziğinizin felsefesine dönersek&#8230; Hümanizmi, bilgeliği, erdem arayışını hissettiren ezgileri seçmiş olmanız bir mesaj mı?</p>
<p>Müzik, notalar, savrulan nağmeler, enstrumanlar, orkestralar, kayıtlar sadece işin yüzeysel tarafı; aslında her şey bir enerji biçiminden başka bir şey değildir. Sürekli değişen bir karara doğru, hiçbir zaman ulaşılamayan o karara doğru giden bir yapı. Benim yaptığım ya da yapmaya çalıştığım müziklerde böyle bir yaklaşım var. Ben bütünün bir parçası olduğumuzu düşünüyorum. Evrende hareket halindeyiz, enerjiyiz ve dönüşüyoruz. Benim müziğim eğlenceli bir müzik değildir. Ulaşılmaz olana bir özlem vardır. Bir şey anlatmak ister ama bunun ne olduğunu ben de tam bilmiyorum. Müziği nağme olsun diye yapmam.Tabi ki mesaj var. Bir şey anlatmak isteyen bu müzik, sözle değil de müzikle, duyguyla, inançla&#8230;Müziğin sadece bir unsurudur sözler. İnsan sesi doğal olarak, direkt kontak olarak kullanılan bir özelliktir. Erkan Oğur müziği bir anlatım müziğidir. Bu benim yaşam biçimimi de yansıtıyor. Ben hem iç temizlikten hem de dış temizlik yanayım. Doğru olandan yanayım. İnanmış olmaktan yanayım. Müzik de aynen birebirdir. Ben emprovizasyon yaptığımda olan neyse odur. O anki duygudur o. Müziği arınma olarak görüyorum.</p>
<p>Türküler, Anadolu kültür tarihinin çeşitliliğini yansıtır. Zeybekler, halaylar, horonlar, barlar, bengiler, semahlar vardır&#8230; Çoğunda hüzün egemendir beraberinde bir asalet ve vakar vardır.. İnsanın içini kıpır kıpır eden oyun havaları vardır. Davulu, zurnası, kaşığı, kavalı, bağlaması, divanı, curası, kopuzu, kemençesi vardır. Anadolu bambaşkadır. Ne başkası Anadolu&#8217;ya benzer ne Anadolu başkasına&#8230; Kendisidir. Kendi olandır. Anadolu halkının inanış ve yaşayışı mistik bir ritüeldir. Anadolu insanı ne ürettiyse sevgi ve hoşgörü birikimiyle üretmiştir. Bir arada yaşamayı erdem sayan, farklı olana saygı gösteren bir geleneğin insanlarıdır. Yunus&#8217;u, Mevlana&#8217;sı, Hacı Bektaş&#8217;ı vardır. Anadolu&#8217;nun erenleri çoktur&#8230;.</p>
<p>Seçtiğiniz detaylarla doğanın tüm sesini ve renklerini harmanlıyorsunuz Doğu ve Batı sentezi ve evrensel bir mistisizm. Bunu kurgularken kriterleriniz neler ?</p>
<p>Müzikte sentez olduğuna inanmıyorum.Doğuyu Doğu gibi Batıyı Batı gibi severim. Yani Doğu&#8217;yla Batı&#8217;nın birleşmesi olayını pek fazla önemsemiyorum. İnanmıyorum da. Burası böyle, orası öyle. Öyleyle böyleyi karıştırdığın zaman bazen güzel şeyler çıkabilir ama benim öyle bir iddiam yok.</p>
<p>Türkülerin genç nesile tanıtılması ve sevdirilmesi gerekçesiyle mordernize edilmesi konusundaki görüşleriniz nedir?</p>
<p>Modernize edilmiş türkü tanımı da hoş bir tanım değil. Ben de dahil olmak üzere bazıları türküye yaklaşmaya çalışıyor. Kimisi daha çok yaklaşıyor. Kimisi daha az yaklaşıyor. Türkünün ilk söylendiği anda en saf en mükemmel olduğuna inanıyorum. Ondan sonra sizin deyiminizle modernize edilmiş halini türkünün özünden uzaklaşmak olarak görüyorum. Türkünün kendisi ürediği an duygusuyla, saflığıyla, yaşamışlığıyla oluştuğu an en yüksek seviyededir en modern haldedir. Daha sonra birisinin onu öğrenip aktarması, bir tarafına bir şey ilave etmesi, bazı yerini değiştirmesi, sözlerini bozması sonra aradan yıllar geçip modalara göre değiştirilip söylenmesi türküden uzaklaşmaktır. Bizlerin yaptığı ona doğru yönlenmek, orijine doğru gitmektir. Benim böyle bir çabam var. Müziğin o saflığını hissedebiliyor, onu özlüyorum ve ona yaklaşmaya çalışıyorum, ama benimkinde de bir sürü nefs problemleri var. Acaba şurasına şunu yapsam gibi yaklaşımlar bende de var ama dozunu kaçırmamaya çalışıyorum. Yinelersek türkü yapıldığı zaman saflık taşıyor. Ama ben insanın beste yapabileceğine de inanmıyorum. Hatta müzik yaptığına. Sadece kendisine verileni, ilham edileni ortaya koyuyor.</p>
<p>Yani sanatçı daha önce olan bir şeyi mi ortaya çıkarıyor. Orijinal bir ürün yok mu ortada?</p>
<p>Evet sanatçı hatırlıyor, buluyor, keşfediyor, resmediyor. Kendisinin yaptığını sanıyor. Sanatçı var olan şeyi bulup çıkarıyor. Biz yaratamayız, sanatçı kendi birikimine göre düzenler, aranje eder, esinlenir, yaptığını zanneder aradan 30 sene geçmiş geçmişte var olan şeyi bir başkası ben buldum der yeni bulduğunu zanneder. Biz sadece yorumlarız, yoktan var edemeyiz. Dolayısıyla insan müzik yapamaz. Hatırlar, yorumlar, üst üste koyar, art arda getirir.</p>
<p>Erdemli ve sufice bir yürekten dökülen notalarla kendi müzik aletlerini kendi yapan bir teknik kafa&#8230; Müziğinizin matematiğini hatta sanki fiziki bir yapısı da var. Bu ilişkiyi biraz anlatır mısınız?<br />
Batıda bizden farklı olan tampreman müzik sistemi var. Bizde ise bunu da içermekle birlikte bir sürü farklı sesleri de içeren bir sistem var. Bir uşşak makamı var, hüseyni makamı var; batıda rige var, orien var v.s. Bunların hiç biri çakışmıyor. Doğu modlarıyla, batı modları birbirinden faklı. Bizim içinden geldiğimiz müzikler bizimle birlikte yaşayan, üzerimizde taşıdığımız değerler. Üstümüz başımız gibi, duygularımız gibi. Klasik gitar ölçülerinde batı armonisini ve çeşitli bestecileri dinledim. Kütüphanelerden eserlerin notalarını buldum. Plaklarını dinledim. Metotlarını anlamaya çalıştım. Batı müziğini belli ölçüde tatmaya, anlamaya başladım. Duyum olarak hem bizimkini, hem o tarafı ayırt etmeye başladım. Ama önce kendi müziğimizi tanımış olmamın büyük katkısı var. Tersi olsaydı, önce batı müziğini tanısaydım, kendi müziğimizi tam olarak kavrayamaz, duyumsayamazdım. Müzik okulundaki eğitimlerde de bunun uygulaması vardır. Çocukluktan başlayarak verilen müzik eğitimlerinde önce doğu müziğinden başlanır. Tek ses değil farklı bir sürü sesi içinde barındıran doğu müziği ile eğitimine başlayan çocuk, batı sistemini kolayca kavrayabiliyor. Zengin bir üretim ve anlayış için bunun böyle olması da faydalı.</p>
<p>Batıdaki müzik temeli hakkında bilgi verir misiz?</p>
<p>Batı tempreman sistemi zorlama bir sistem. Alman bir fizikçi tarafından bulunmuş. Bir tam ses ortadan ikiye bölünmüş, bir oktav on iki sese ayrılmış ve sistemleştirilmiş. Basta koyulan kural üzerinden geliştirilmiş bir enstruman olan org ile bu sistemde eserler verilmiş.</p>
<p>Tampreman sistem ile Batı, 20. yüzyılın başlarına kadar geldi. Müzikologlar, fizik ve müzikle ilişkisi olanlar, insan kulağının işitebileceği en küçük aralıkları hesap edip, on ikiye böldüler. Bunlarla da müzik yapmaya başladılar. Ama gördüler ki bunlar doğaya, doğal sisteme uymuyor. Dokuz komalık ses sisteminin doğadan olduğu, binlerce yıllık bir süreçten geçerek geldiği anlaşıldı. Anadolu&#8217;da ve Hindistan&#8217;da bu yüksek bir seviye ulaşmış. Çok yüksek seviyelerde makam anlayışları gelişmiş. Bugün 50 tanesi, belki 20 tanesi kullanılıyor ama bine yakın makam oluşturulmuş. Çoğu terkedilmiş. Ama büyük ifade gücü olan bir sistem.</p>
<p>Şu an Türkiye’de hakim olan müzik kültürünü nasıl değerlendiriyorsunuz?<br />
Yeni bir şey yok. Unutulmuş eski eserleri, bugünün kulakları kısılmış insanlarına yeni renklerle, teknolojik imkanlarla, enstrumanlarla, tınılarla sunuluyor. Sadece renk değişik. Frekans aynı, 440 ise yine aynı, 305 ise yine aynı. Modalar var. Bu modalar da geçici biliyorsunuz. Bu şekilde sunuluyor.</p>
<p>Türkiye’de müziği böyle ulu orta olan bir ülkede bu kadar duyarlı nasıl olabiliyorsunuz?</p>
<p>Doğru bu benim için zor oluyor. Ama dinlemeyerek yırtabiliyorum. Müzik dinlemek tabiiki özel bir konu. Biliyorum ki artık insanın müzik dinlemeye ihtiyacı yok. Herkes kendi müziğini kendi kafası içinde tasarlayabilir. Her insan bunu yapabilir. Kafasının içinden senfoniler, konçertolar, türküler üretebilir diye düşünüyorum.</p>
<p>Sokak çalgıcılarını, elindeki aleti çok inandırıcı biçimde birebir çalanların müziklerini dinleyebiliyorum. Ama müziği anlamak adına baktığımda dinleyemiyorum. Çünkü herkes aynı şeyi söylüyor. Başlar başlamaz ondan sonra ne diyeceğini anlayabiliyorum. Başlaması, benim için bitmesi oluyor.</p>
<p>Hacer Adıgüzel &#8211; İSTONBUL<!-- PHP 5.x --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/muzigimde-ulasilmaz-olana-ozlem-var.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nağmenin Tekâmülü</title>
		<link>http://msadik.com/nagmenin-tekamulu.html</link>
		<comments>http://msadik.com/nagmenin-tekamulu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 12:47:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[erkan oğur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=416</guid>
		<description><![CDATA[Erkan Oğur&#8217;u yakın zamanlarda Babylon müzik performans merkezinde dinleyenler 1995&#8242;te kurulmuş bir grubu ilk kez tanıma şerefine de erişmiş oldular. Bu konserde diğer konserlerden farklı olan bir şey daha vardı: Oğur&#8217;un parça aralarında, eserle ilgili izahları yaparken tasavvufî terimler kullanması. Yaptığı müziğin daha iyi anlaşılması için tasavvufî argümanlardan yararlanması, icra ettiği müziğe ve sahnede sergilediği devamı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erkan Oğur&#8217;u yakın zamanlarda Babylon müzik performans merkezinde dinleyenler 1995&#8242;te kurulmuş bir grubu ilk kez tanıma şerefine de erişmiş oldular. Bu konserde diğer konserlerden farklı olan bir şey daha vardı: Oğur&#8217;un parça aralarında, eserle ilgili izahları yaparken tasavvufî terimler kullanması. Yaptığı müziğin daha iyi anlaşılması için tasavvufî argümanlardan yararlanması, icra ettiği müziğe ve sahnede sergilediği &#8220;hâl ve tavrı&#8221;na çok ters durmuyordu doğrusu. Fakat, Eşkıya filminin müziği, perdesiz gitar, Elazığ türküleri gibi onun imajını oluşturan kavramların içinde tasavvuf yoktu.</p>
<p>Tasavvuf ve müzik</p>
<p>&#8220;Tasavvufla ilişkim sırf müzikle sınırlı değil. Müzik, hayatımızın içinde bizimle devam eden bir unsur sadece. Ben koyu, geleneksel mânâda tasavvufî kişiliği olan veya öyle yaşayan, yazan-çizen birisi değilim; ama doğal olarak kendimi tabiata yakın hissediyorum, öyle yaşamak özlemi var bende. Düşüncelerim, oturuşum, kalkışım filan biraz öyle gibi görünüyor. Ya da ben öyle hissediyorum.&#8221;<span id="more-416"></span></p>
<p>Çok içe dönük bir insan olduğunu söyleyen Erkan Oğur &#8220;Hislerimle yaşarım, aklımla yaşamam&#8221; diyor. &#8220;Aşırı duygusal birisiyim. Herkesin de çok fazla duygu yoğunluğu içinde olduğuna inanıyorum. Kimisi açığa vurur, kimisi vurmaz; kimisi anlar, kimisi anlamaz.&#8221; Erkan Oğur&#8217;un kurduğu grup &#8220;Telvin&#8221;, 1995&#8242;in başlarında kurulmuş olmasına rağmen gün yüzüne çıkmamış, daha çok kendi kendilerine çalmış, söylemişler. İlk konserlerini bu yıl verdiler. Telvin bir tasavvuf terimi. &#8220;Renkten renge akma, hâlden hâle geçiş&#8221; demek. Erkan Oğur hayatta olduğu gibi müzikte de halden hale geçmeye inanıyor, bunu icra ediyor. Tasavvufta Telvin&#8217;le birlikte kullanılan bir kavram daha var: Temkin. Kararlılık hâli demek. &#8220;Karara doğru gidişatın mânâsı zaten telvin. Halden hâle geçişte her hâlin farklı olması gibi. Bütün canlılar, bütün varlıklar ve yokluklar için geçerli, müzik için de geçerli. Kararlılık hâli bir özlem, bir hedef. Peki Erkan Oğur&#8217;un telvin&#8217;den muradı ne? &#8220;Benim için hedef arınmak, saflaşmak. Bütün kötülüklerden arınma. Onun neticesinde ne olur, ben arınabilir miyim, içime doğan bütün pisliklerden kurtulabilir miyim, bebek halime tekrar ulaşabilir miyim bilmiyorum. Böyle gidiyoruz bakalım&#8230;&#8221; Erkan Oğur için bu yeni bir açılım değilmiş fakat adını koymasında bir gecikme olmuş.</p>
<p>Müziklerin &#8220;harmanlanmasına&#8221; inanmıyorum</p>
<p>Müzik, notalar, savrulan nağmeler, enstrümanlar, orkestralar, kayıtlar sadece işin yüzeysel tarafı; aslında her şey bir enerji biçiminden başka bir şey değil ona göre. &#8220;Her seferinde başka bir enerjiyle, başka bir duygu yoğunluğuyla, başka bir algılamayla veya ifade biçimiyle oluyor icraatlar. Her enstrümanı elimize alışımızda veya müzik tasarımı için bir şekilde kendimize zaman ayırdığımızda, bir öncekinden farklı olmakta. O yüzden müzikteki bu hâlden hâle geçmeyi telvin&#8217;le, tasavvuftaki mânâsıyla bağdaştırıyorum. Bu hayatımızın gidişatı gibi. O yüzden grubun adını da Telvin koyduk. Hiçbir iddiası yok. İfade biçimi, sürekli değişen bir karara doğru, hiçbir zaman ulaşılamayan o karara doğru giden bir yapı. Benim yaptığım ya da yapmaya çalıştığım müziklerde böyle bir yaklaşım var.&#8221;</p>
<p>Oğur, türküyle ilgilendiği kadar caz müziği ile, etnik müzikle de ilgileniyor fakat sentezlere pek inanmıyor. Türküyle caz yapmasını, dünyadaki etnik müziklerle cazın yan yana geldiği bir döneme rastlamasını tamamen tesadüfî buluyor. &#8220;Etnik müziklerin birbirleriyle harmanlanması, Doğu&#8217;yla Batı&#8217;nın birleşmesi olayını pek fazla önemsemiyorum. İnanmıyorum da. Burası böyle, orası öyle. Öyleyle böyleyi karıştırdığın zaman bazen güzel şeyler çıkabilir ama benim öyle bir iddiam yok.&#8221;</p>
<p>Erkan Oğur&#8217;un geniş kitlelerin ilgisini çeken çalışmaları var ve eğer Kalan Müzik&#8217;i takip ediyorsanız bunları görmüş olmalısınız. Fakat Telvin projesi ile daha dar kitleyi ilgilendiren bir müzik üretiyor. &#8220;Çoğunluğa hitap eden bir şey değil bu. Biraz laboratuvar çalışması gibi, biraz da müzisyenin deşarj olması olarak bakılabilir. Yani müzisyenler genellikle başkalarının bir şeylerini çalarak yaşıyorlar. Kendi içlerinden geldiği gibi çalmayı özlerler çoğu zaman. Biraz da onu gideriyoruz.&#8221;</p>
<p>Kaynak Elazığ</p>
<p>Erkan Oğur, pek çok müzik tarzıyla ilgileniyor; halk müziği, klâsik Batı müziği, etnik müzik, caz vs. Aslında biraz da ailesinin &#8220;okusun da adam olsun&#8221; demesiyle fizik gibi bir bölümü okumuş olsa da içinin sesini dinleyip geç de olsa Türk müziği devlet konservatuvarını bitirmiş. Elazığlı olmasına rağmen Elazığ türkülerini keşfetmesi biraz geç olmuş. &#8220;İçimden çıkan, dönüp dolaşıp gelen müzik Elazığ çıkışlı bir şey. Kaynak orası. Oradaki motifler, oradaki makam, oradaki nağme, oradaki formlar&#8230;&#8221;</p>
<p>Dedem gibi adam</p>
<p>Civan Gasparyan&#8217;ı Günaha Çağrı, Death Man Walking, Gladyatör gibi film müziklerinden ya da Peter Gabriel, Michael Brook, Lionel Rıchie&#8217;yle yaptığı albümlerden &#8220;yanık üflemeleriyle&#8221; hatırlayanlar olacaktır. Geçen Caz Festivali&#8217;nde Andreas Vollenweider&#8217;le beraber konser vermek için ilk defa İstanbul&#8217;a gelen Civan Gasparyan&#8217;la Erkan Oğur burada tanışmışlar ama birlikte müzik yapma projeleri bir kaç yıl daha eskiye dayanıyor. &#8220;Kalan Müzik&#8217;in önerisiydi böyle bir çalışma yapmak. Kendisiyle tanıştık. Ben Elazığlıyım, o da Muş&#8217;tan göçmüş birisi. Yanık bir üfleme biçimi var. Dedem gibi bir adam. Dede torun gibi bir durum oldu aslında.&#8221; Oğur, projenin eskiye dayandığını, dolayısıyla son zamanlardaki Türk-Ermeni gerilimiyle ilgili ticari bir proje olmadığını özellikle vurguluyor. Hatta bir kaç ay önce Civan Gasparyan&#8217;la stüdyoda kayıt yapmalarına rağmen kasetin çıkması hazirana uzayacakmış. &#8220;Böyle bir gündem varken farklı algılanabilir diye mümkün olduğu kadar işi yavaşlatıyorum &#8221; diyor. Peki bu gündemle ilgili olmasa bile bir mesajı yok mu bu albümün? Elbette. Farklı dilleri konuşmalarına, &#8216;tercüman&#8217; aracılığıyla anlaşmalarına rağmen kayıt yaparlarken hiçbir uyum problemi yaşamamışlar. Albümün mesajı bu uyum ve armonide gizli. &#8220;Müziğin ortak bir dil olduğu, bütün insanların eşdeğer duyguları taşıdıkları ve güzel şeylerin uyumlu bir şekilde aktarılabilmesi&#8221; başlı başına bir mesajdır zaten.</p>
<p>Muhsin Öztürk<!-- PHP 5.x --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/nagmenin-tekamulu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ortalığa Nağme Savurmuyorum</title>
		<link>http://msadik.com/ortaliga-nagme-savurmuyorum.html</link>
		<comments>http://msadik.com/ortaliga-nagme-savurmuyorum.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 12:42:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[erkan oğur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=412</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Bir Ömürlük Misafir&#8221; albümünüzdeki tüm şarkıları birilerine ithaf etmişsiniz. &#8220;Sülalem için&#8221;, &#8220;Annem için&#8221; gibi notlar var her şarkıda. Bunun sebebi ne? Erkan Oğur: Etkilendiğim müziklerin, Elazığ&#8217;da yaşadığım olayların bir harmanı bu repertuar. Hayatımın bütününü ilgilendiriyor. Ne yaşıyorsak, onu yazıyorum, onu yorumluyorum. Ortalığa nağme savurmuyorum. Yazılan her şeyin kaynaklandığı bir olay var. Eğlence değil. Eğlence müziğimin devamı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Bir Ömürlük Misafir&#8221; albümünüzdeki tüm şarkıları birilerine ithaf etmişsiniz. &#8220;Sülalem için&#8221;, &#8220;Annem için&#8221; gibi notlar var her şarkıda. Bunun sebebi ne?</p>
<p>Erkan Oğur: Etkilendiğim müziklerin, Elazığ&#8217;da yaşadığım olayların bir harmanı bu repertuar. Hayatımın bütününü ilgilendiriyor. Ne yaşıyorsak, onu yazıyorum, onu yorumluyorum. Ortalığa nağme savurmuyorum. Yazılan her şeyin kaynaklandığı bir olay var. Eğlence değil. Eğlence müziğimin içindeki unsurlardan biri sadece, çöldeki kum tanesi kadar. Ayrıca, kesinlikle ticari bir müzik değil. Sonunda, ticari bir mala, kasete CD&#8217;ye dönüşse de&#8230;</p>
<p>&#8220;Bir Ömürlük Misafir&#8221; isimli parça daha önceki albümünüzde enstrümantaldi değil mi?</p>
<p>Evet. Ama bu parçayı Bülent (Ortaçgil) çok severdi ve &#8220;Ah efendim&#8230;&#8221; diye başlar, sürekli bir takım sözler mırıldanırdı. Gerçekten de bir söz ihtiyacı doğdu. Daha sonraları, Sezen Aksu&#8217;yla çalışırken, onun da diline dolandı, geri kalan sözleri de o yazdı. Ben de bir iki küçük değişiklik yaptım sonradan.</p>
<p>Bu parça Özdal Orhon&#8217;a ithaf edilmiş. Hikâyesini öğrenebilir miyiz?<span id="more-412"></span></p>
<p>Konservatuarda okuduğum ilk ayda, hocam Özdal hanım bayati makamında bir beste yapmamızı istemişti, ben de bunu yazmıştım. Yani, bir ev ödeviydi bu parça, ama ben ödev gibi bakmamıştım tabi. Sonraki yıllarda, Özdal hanım kanserden öldü. Sözler de onu anlatıyor.</p>
<p>&#8220;Neden Geldim İstanbul&#8217;a&#8221;, &#8220;bütün talihsiz müzik parçaları adına&#8221; albüme konmuş. Burhan Çaçan&#8217;a bir gönderme mi?</p>
<p>Evet, o şarkının başına çok şeyler geldi. Hedefini bulamamış, gözümüzün önünde yozlaştırılmış bir şarkıdır. Dava açma hakkım varmış, ama uğraşmadım.</p>
<p>Albümde bütün şarkıları siz söylüyorsunuz, değil mi?</p>
<p>Evet, bir ince, bir de kalın oktavla söyledim hepsini.</p>
<p>İnsanların içinde şarkı söylemekten çekindiğinizi söylüyordunuz. Bu duyguyu aştınız mı artık?</p>
<p>Şarkı söylemek bizde çocukluktan beri utanılacak bir şey gibi gelişti. Yaşadığım yörenin, yetiştirilme biçimimizin etkisi. Hala devam ediyor. Bülent Ortaçgil&#8217;le barda, gece programlarında zar zor bir-iki parça söyleyebiliyorum.</p>
<p>Başkalarına eşlik etmek dışında artık kendiniz için konser vermeyi düşünmüyor musunuz?</p>
<p>İyi bir ekip olursa, belki. Ama genelde ne konserlerden, ne televizyon, radyo programlarından yanayım. Kendimi çok rahatsız, gerilmiş hissediyorum. Birkaç sene yaşlandırıyor insanı. Başkalarına çalarken bile öyle.</p>
<p>Başka gruplara, müzisyenlere eşlik ettiğiniz zamanlarda, sizin çalacağınız bölümleri tamamen kendiniz mi oluşturuyorsunuz? Yoksa notaya dökülmüş, hazır şeklini mi icra ediyorsunuz?</p>
<p>Değişiyor. Mesela &#8220;Güllerin İçinden deki solo benimdi. Ama hazır bir şey çalmayı tercih ederim. Çünkü başkasının yazdığı bir parçaya kendimi tam vermem güç. Ama Bülent Ortaçgil&#8217;in şarkıları başka. Onunla çok eskiden beri beraberiz. Benim tınılarım onun armonik yapısına yabancı gibi olsa da, birbirimizin ne istediğini, ne düşündüğünü iyi biliyoruz.</p>
<p>Çok sayıda gitarınız olduğu söyleniyor. Hepsini kendiniz mi yapıyorsunuz?</p>
<p>Perdesiz gitarlar tamamen benim üretimim, Şimdi altı-yedi tane etti. Toplam 23 tane gitarım var, fabrikadan çıktığı gibi kullanamıyorum. Üstünde oynayıp modifiye ediyorum hepsini.</p>
<p>Sizin icadınız perdesiz gitarı çalan başkaları da var mı?</p>
<p>İlgi var, ama bu tip gitarla müzik üreten benden başka kimse yok. Sadece renk olarak kullanan bir-iki kişi çıktı. Onlar da pek çalmayı beceremiyorlar. Birkaç plakta örnekleri var. Herkes ben çaldım sanıyor, ama değil. Neticede, bu benim sazım, ilk ben çıkardım, 1976&#8242;da. Sanırım bir gün keşfedilecek. Özellikle, blues&#8217;a yatkın bir saz. Şimdilik sadece az sayıdaki avant-garde müzisyenlerin bir takım denemeleri var.</p>
<p>Geçen sene Bülent Ortaçgil&#8217;le birlikte çıktığınız bir konserde, Ben Harper da sahne almıştı. Sizin perdesiz gitarınızla ilgilendi mi?</p>
<p>Kuliste tanışıp ayaküstü konuştuk. Ama onun bütün derdi kendi Weis senborn gitarını bana anlatmaktı. Bağlamayı da seviyor&#8230; Bu sene ki konserini de seyrettim. İyiydi. Türk halk müziğinden çok etkilendiği açık. Hendrix etkisi de var, Bartok armoniler kullanıyor. Söylediği şeyler müziğinden daha önemli galiba. Politik bir kişilik&#8230; Müziğimiz yakın, onunla çalmak ilginç olabilir, Ama konserin sunuluşunda, kamufle edilmiş de olsa, bir şov hali hissettim. Yine de, artıları eksilerinden fazla olan bir müzisyen.</p>
<p>Bu albümde size eşlik edenler arasında Aydın Esen, Philip Catherine gibi caz müzisyenleri var. Müziğinizin cazla ilişkisi hakkında neler söylersiniz?</p>
<p>Kendimi caz müzisyeni olarak görmüyorum. Ama emprovizasyonlar nedeniyle ortak bir çizgi var tabi. Ayrıca, caz sanatçılarını çok seviyorum, takip ediyorum.</p>
<p>Albümün hazırlanışı epey uzun sürdü galiba&#8230; Sizin titizliğinizden mi?</p>
<p>Hayır, teknik ve ekonomik koşullar&#8230; 90 yılından beri uğraşıyorum. Bu kadar uzun bir döneme yayılması yıpratıcı. Tam kayıtlar yaptığım sırada, işin hevesi kaçmadan sunabilseydim çok iyi olacaktı. Sonraki albümün ve daha sonrakinin planlarını yaptım bile. Ama bu daha yeni çıktı, öbürleri ne zaman yayınlanır kim bilir?</p>
<p>Söyleşi : Derya Bengi ©<!-- PHP 5.x --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/ortaliga-nagme-savurmuyorum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye Müzikteki Karmaşaya Benziyor</title>
		<link>http://msadik.com/turkiye-muzikteki-karmasaya-benziyor.html</link>
		<comments>http://msadik.com/turkiye-muzikteki-karmasaya-benziyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 12:38:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[erkan oğur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=409</guid>
		<description><![CDATA[Doğu Anadolu&#8217;nun folk müziği ve Aşık Veysel gibi ozanların şarkılarıyla büyüyen erkan oğur , 1960&#8242;larda Jimi Hendrix&#8217;i dinledi ve bu, yeni bir müzikal deneyimin başlangıcı oldu. Dünyada ilk kez perdesiz elektrikli gitarın pasajları üzerinde kayma ve çeyrek tonların çalınmasına olanak tanıdı. Müzik hayatına 1980 yılında Kibariye&#8217;nin gitarcısı olarak başladı ve ilk albümü &#8220;Fretless&#8221;i 1994 yılında devamı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğu Anadolu&#8217;nun folk müziği ve Aşık Veysel gibi ozanların şarkılarıyla büyüyen erkan oğur , 1960&#8242;larda Jimi Hendrix&#8217;i dinledi ve bu, yeni bir müzikal deneyimin başlangıcı oldu. Dünyada ilk kez perdesiz elektrikli gitarın pasajları üzerinde kayma ve çeyrek tonların çalınmasına olanak tanıdı. Müzik hayatına 1980 yılında Kibariye&#8217;nin gitarcısı olarak başladı ve ilk albümü &#8220;Fretless&#8221;i 1994 yılında Almanya&#8217;da çıkardı. Bu albümü çıkarmasındaki başka bir neden ise müzik dünyasında bir buluş olabilecek nitelikte olan perdesiz gitarın patentini alamaması. Albüme yazdığı &#8220;İnsanlığa hediyem olsun&#8221; ibaresinden oluşuyor tüm çabası.</p>
<p>1954 yılında Ankara&#8217;da doğdum. Çocukluğum Elazığ&#8217;da geçti, Elazığ&#8217;daki o günlerimde bağlama ve kemana merak sardım. Liseyi Ankara&#8217;da okuduktan sonra babam benim hep bilim adamı olmam yönünde yönlendirirdi. Ben Fen fakültesi fizik-kimya mühendisliğini kazandım. Almanya&#8217;da öğretimime devam ettim. 1973 yılında gitarla tanıştım. Kötü bir fizikçi olmaktansa orta bir müzisyen olmayı seçtim. 1976 Türk müziği seslerine olan ihtiyacımdan dolayı perdesiz gitarı yaptım.<span id="more-409"></span></p>
<p>Lise çağına kadar müzik var mıydı hayatınızda?</p>
<p>Müzik hep vardı. Benim çok eski hatırlamadığım dönemlerde iki-üç yaşlarındayken radyo&#8217;dan duyduğum şarkıları söylediğimi annem söylerdi bana. Ama birebir hatırladığım beş-altı yaşlarında enstrümanlarla olan ilişkimdir. İlk enstrüman olarak keman çaldım. Sonra okul döneminde mandolin falan tutuşturdular elimize. Aynı dönemde balta çalmaya başladım. Bağlama da deniyor. Bildiğimiz saz işte. Yörede alevilerin daha çok kullandığı bir saz.</p>
<p>Ailede müzikle ilglenen var mıydı?</p>
<p>Yok. Sülalede yok, müzikle ilgilenmiş yada saz çalmış hatırladığımız hiç kimse yok. Beş-altı yaşlarında başlayan müzik hayatı 45 senedir devam ediyor.</p>
<p>İstanbul&#8217;a hangi yıl geldiniz?</p>
<p>Elazığ&#8217;da ortaokulu bitirdikten sonra İstanbul&#8217;a geldik. Liseyi&#8217;de İstanbul&#8217;da okudum. 1968 yılında lise öğrencisiydim.</p>
<p>68 kuşağından diyebilir miyiz size?</p>
<p>Ben o dönemde daha çocuksu bir halim vardı. O süreç daha bir şekillendikten sonra benim kimliğim belirgin bir hal aldı. Dolayısıyla tam olarak 68&#8242;li birisi değilim ben.</p>
<p>Politik bir duruşunuz var mıydı?</p>
<p>Benim duruşum politikalar üstü, entrikalar üstü ve ahlaksızlıklar üstü&#8230; Benim her zaman yaklaşımım tasavvufi manada olmuştur. İçe dönük yaşayan birisiyim çocukluğumdan beri. Zaten yaptığımız müzik, düşüce biçimimiz, ahlak anlayışımız, ailemizden aldığımız eğitim, o dönemde okullarımızdan aldığımız eğitim -köy enstitülerinden mezun olmuş hocaların talebeleri olduk, o şansı ben de ucundan yakaladım- bir duruş kazandırdı bize&#8230;</p>
<p>Profesyonel anlamda müziğe geçişiniz?</p>
<p>1980 yılında başlıyor. İlk profesyonel olarak gazinolarda Kibariye&#8217;yle başladım. Çok kısa sürdü, üç hafta falan sürdü. Gitarcı lazımdı ona, ben de iş arıyordum&#8230;</p>
<p>Üniversite yılları mıydı?</p>
<p>Üniversiteye 1970&#8242;te başladım 73&#8242;te ayrıldım. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik bölümünden, sonra Almanya&#8217;ya gittim orda da Fizik bölümünde okudum ama bitirmedim. Bir dönemim 1973-1980 araları Almanya&#8217;da geçti. 1980&#8242;de Türkiye&#8217;ye döndüm, 12 Eylül oldu tekrar Almanya&#8217;ya dönemedim ondan sonra. Türkiye&#8217;de Türk Müziği Devlet Konservatuarına girdim ve orayı bitirdim.</p>
<p>Perdesiz gitarın öyküsünü anlatır mısınız? Perdesiz gitarı icat eden sizsiniz. Bu gitarın doğuşu nasıl oldu?</p>
<p>Türk müziği seslerine olan ihtiyaçtan. Normal Batı standartlarında kullanılan gitar ailesinde tamperaman sisteminde perdeler var. Türk müziği sisteminin olmadığı bir sistem o. O perdeler yok batı müziği standartlarında. Ya özel perdeler sarılıp yine bir şekilde tampereman gibi sabitlemek gerekiyordu, bağlama ya da tambur ailesindeki gibi veya perdeleri kaldırıp sonsuz küçük bir aralıkta sonsuz ses elde etmek şeklinde bir düşünce oluşmuştu bende. Kendi müziğimizi gitarla da düşünebilme manasında bir ihtiyaçtan doğdu.</p>
<p>Bu gitarı kendiniz mi yaptınız?</p>
<p>Tabi canım&#8230; Bozarak, kırarak,sökerek&#8230;. önce bozdum tabi. Zaten elim beceriklidir, meraklıyımdır bu tür yapma bozma işlerine.</p>
<p>Marangozluk becerisi isteyen bir iş galiba..</p>
<p>Yok, aslında mühendislik isteyen bir iş, ama tabi ağaçla ilişkisi adına marangozlukla da alakalı.</p>
<p>Bu arada Avrupa&#8217;da tuttu mu perdesiz gitar?</p>
<p>Şimdi ismi olan bazı önemli gitaristler de kullanıyorlar, deniyorlar. Yavaş yavaş yayılıyor yani.</p>
<p>Peki satışı da varmı bu gitarın? Müzik marketlerinde bulunabiliyor mu?</p>
<p>Yok, yapan kimse yok. Ama enstrüman yapımcısı arkadaşlar özel olarak yapıyorlar.</p>
<p>Türkiye&#8217;de ya da dünyada ilk kez böyle bir müzik aleti icat edip, Anadolu ve Batı&#8217;nın bir vücut olduğu bir enstrüman verdiniz müzik dünyasına. Fakat bunu ticari anlamda düşünüp üretime geçmediniz. Neden?</p>
<p>Benim yaklaşımım doğaldı sadece. Böyle bir ihtiyaçtı keşfettiğim aslında. Bir enstrüman çıkmış oldu ortaya ama bu işin ticaretini yapma gibi bir düşüncem hiç bir zaman olmadı.</p>
<p>Erkan oğur gerek müziğiyle gerek duruşuyla kendi tarzını korumuş biri. Son yıllarda Türkiye popüler kültür adı altında sadece müzik değil insan hayatının da yozlaştırıldığı bir süreç yaşıyor. Özellikle 1980 sonrası ve bu günü nasıl değerlendiriyorsunuz?</p>
<p>-Genel olarak müzikteki karmaşaya benzetiyorum Türkiye&#8217;yi. Batan bir ülkenin resmini görüyorum açıkçası. Müzikteki kirlilik neyse Türkiye&#8217;deki genel durum da bu. Kendine özgün ya da kendine has bir politika yok. Yanlış düşünceler, yönlendirilmeler, satın alınmışlıklar, ahlaksızlıklar ve sahtekarlıklar. Ama bu çok eskilerden başlayan bir şey. Bu halka, bu topraklara yazık oluyor. Televizyonuyla, basınıyla, telefonuyla, faksıyla ne kadar insanlığa hizmet etmek için icad edilmiş teknoloji varsa tüm bunlarla insanları vuruyorlar. Bu ülkede, kaldırım yükseklikleri eşitlendiği zaman demokrasiden söz ederiz. Yola bakıyorsunuz kaldırımların biri yüksek biri alçak&#8230; Anlayın işte.</p>
<p>Röportaj: Hasan MAKSUD<!-- PHP 5.x --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/turkiye-muzikteki-karmasaya-benziyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

