Archive for the ‘Basından’ Category

Hayret Makamı – Erkan Oğur

Posted by M. Sadık

erkan_ogur12Aslında müzik yapmadığımızı, yalnızca tabiatta mevcut olan bir şeyi keşfettiğimizi söyleyen bir adam. Kendini de müzisyen, besteci filan saymıyor. Belki de şu Bir Ömürlük Misafir’likte konukluğunun karşılığını vermek için çabalayan biri. O yüzden onu musiki makamlarından önce başka bir makamda düşünmek gerekiyor, hayret makamında. Hayret: ‘Biliyorum’ demenin eksilttiği bir makam. Hem her şey onunla başlıyor, kendisine ‘büyük’ demeyen herkes bu adeta çocukluğa mahsus makamdan hiç ayrılmamış gibi, varoluşa, kainata, dünyaya, tabiata şaşkın çocuk nazarıyla, saflığıyla bakmanın güzelliğini taşıyor hem de İbn Arabi’nin nitelediği gibi, hayret makamı tasavvufta en son makam oluyor. Başlangıcın ve bitişin aynı olduğu, çocuklukla yüceliğin buluştuğu makam. Şaşkınlık uyandırması doğal.

Zümre-i naci’lerden, yani esenliğe ulaşmış seçkin kimselerden sayılmak, insan-ı kamil mertebesine ulaşmak, dervişmeşrep bilinmek, sufi insan, ‘safi insan’ olmak  ama hiçbir şeyin eri ve ehli olmamak, bunu da istememek. Telvin albümü yayımlandığında şöyle diyordu: “ Kelime manası renkler demek… Yeşil ya da kırmızının içindeki ton farkı ona karakter veren özellik, o manada renk. Tasavvufi anlamı da bununla ilişkili, insan olarak sıfırdan yok olmaya kadar halden hale geçme…Bir gidişat, durağan değil. Bir hedefi var, ama ulaşılamayan bir hedef, o da ‘temkin’. Kararlılık demek, karar hali son… O hale ulaşamıyorsun hiçbir zaman. Ama hayatın ya da tabiatın gidişatı.”

(daha fazla…)

Anadolu’dan Ezgiler

Posted by M. Sadık

Duduk ustası Gasparyan ile Erkan Oğur’un çıkaracağı albüm, müzikseverleri hüzünlü bir yolculuğa çıkaracak. Albümden önce verecekleri konser 1 Ağustos’ta.

Ermenistan’ın dünyaca ünlü duduk sanatçısı Djivan Gasparyan, bir konuşmasında İstanbul’da konser vermeden ölmeyeceğim demişti. Gasparyan, geçtiğimiz yıl 7. Uluslararası Caz Festivali kapsamında verdiği konserle muradına erdi.

Bu konserden önce Gasparyan ile yaptığımız söyleşi de “En büyük düşünüz gerçek oluyor, bundan sonraki isteğinizi öğrenebilir miyiz?” demiştik. O da “Erkan Oğur ile bir albüm yapmak isterim.” demişti. Djivan Gasparyan’ın bu talebini gazetelerden öğrenen Kalan Müzik’in sahibi Hasan Saltık, hemen sanatçıyla görüşüp, onu Erkan Oğur ile bir araya getirmiş ve ortak bir proje için çalışmalara başlamışlardı. Bu çalışmalar bir yıl boyunca aralıklarla devam etti. Gasparyan pek çok kez İstanbul’a gelerek Oğur ile stüdyoya girdi. Müzikseverler yakında piyasaya çıkacak olan bu albümü merakla bekliyorlar; ancak ondan önce, Djivan Gasparyan-Erkan Oğur ikilisinin Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda vereceği konser sürpriziyle karşılaştılar. (daha fazla…)

Efendim önemi yok halimin

Posted by M. Sadık

Modern insan hızın içinde parçalanmış bir nesnedir. O geçmişi ve geleceği birlikte tahayyül edemez. Sıkıştığı an içinde bir fırtınada kalmış gibi sürekli darmadağın olur. Fabrikalar, apartmanlar, arabalar, yollar, tarifeler her birisi aksamadan işleyecek bir kent içindir. Kent ise organize olmuş kapitalist üretim ve tüketimin kalesidir. Hız sınırlı zamanın daha fazla kar için aşılması olanağıdır, kapitalizm için 19 yy. da kent merkezlerine konan saat kuleleri ( herkesin zamanını merkezileştiren ) henüz dakikaları bile önemsemezken, ilkin saniyeler sonra saliseler bileklerimizdeki saatlere (kelepçelere) girmeye başladı zaman ufalmış parçalara ayrıldıkça ( aslında parçalanan insan yaşamıdır ) programlanmış insan zihni daha çok parçalandı. Kapitalizm öncesinin doğa insanı için günlük ve mevsimlik zaman kavrayışları kent insanında saliselere kadar düştü. Yüzlerce küçük parçaya ayrılan zaman post-it’lerle düzenlenebilir oldu.

Bu sürekli hız hali çağdaş insanın zihniyet dünyasının sınırlarını çiziyor. İnsanın zihinsel atmosferinin ürünleri olan kültür dünyası bu ritmin ve hızın egemenliği altında. İnsanın görsel ve işitsel yeteneklerini egemenliği altında tutan hız ve ritm, geçmiş ve geleceği yok ettiği gibi bağlamıda yok eder bir sanat eserinin veya gündelik bir olgunun bütünlüklü algısı yok olur. Zihni güdükleşmiş izleyici için nakaratlar ve fragmanlar kalır tarihinden koparılmış insan cümleden koparılmış kelimeye döner heryere yerleştirilebilir ve hiçbir anlam ifade etmez. Mimaride, sinemada, resimde ve özelliklede resimde bu söylediklerimizin birebir yansımalarını bulabiliriz.
“müzik ve piyasa lafını birbirine hiç yakıştıramam”
Bütün sanatların olduğu gibi müziğinde bir piyasa nesnesi olması onun bu hız etkisine maruz kalmasına yol açıyor. Müzik en genel anlamıyla 2 şekilde etkileniyor bu durumdan. Biri eserlerin var olma koşullarıyla ilgili ki en iddialı reklamlarla piyasaya sunulanlar bile 3 ay içinde tükenip geri gelmemecesine (sahibi bile geri gelip gelmememsini umursamıyor) geri dönüşümsüzler çöplüğüne yollanıyor. Diğer etki ise müziğin sanat olarak kendisine, niteliğine yönelik. 7-8 ölçüyü aşmayan, tüketicinin algısını özellikle zorlamayan, melodilerin sürekli tekraruyla sağlanan müzikal yapıya, çağ zihniyetine hapsolmuş sanatçıların gittikçe artan bir hızda ritimle örttükleri çatı ve hihayet anlamsızın veya naifliğin kazandığı güçle, sözlerin giderek kendi başına bir edebiyat olmaktan çıkıp gitgide sıkıcı tekrarlara büründüğü klişeler toplamı olan müzik, sanat olarak var olmak durumundan nesne olarak çoktan tüketim ilişkileri içinde yerini alır. Öyleki bu hızın içinden eserlerin sözlerini anlamak, hissetmek duyumsamak imkansızlaşır. Söz-melodi gittikçe üst üste biner ve ne sözün nede melodinin bahsinin ne olduğu önemsizleşir, iç içe geçerek debelenirler.

Geçmişe ilkellik geleceğe hayaperestlik gözüyle bakan sanatçı ( çağdaş birey ) anın içinde yüksek ses, hız ve ritim içinde zamanına lanet okuyamayarak égününü gün etmekte”

Kendini bütün bunların dışında kurmaya ve yaşamaya çalışan bir sanatçıdan bahsetmek için yaptık bu girişi: Erkan Oğur. Mana ikliminde uçan nağmelerin peşinde bir müzisyen Erkan Oğur. Kafamıza geçirilen betondan yapılma kitle kültürüne rağmen kerpiç evlerin yıkıntılarında bulduğu eski zaman resimleriyle tarihimize, kültürümüze yine kendini anlatan ağıtları hatırlatarak, müzik nehrindeki suyla yıkamaya çalışıyor kendini ve kirlenmiş insanlığımızı.

Usul usul söylüyor  çağın hastalığı hızın frenine basıyor müzikte.

Türküleri usul usul söylüyor. Bunu yapmakla müziğin hızının ne olduğu hakkındaki saplantımızdan bizi göreleliğe ve sakinliğe çekiyor. Müziği dinlememize ve hissetmemize zaman tanıyor. Türkülerin nağmelerini ve sözlerini iki davul vuruşu ( bazı parçalarda davulda yok ) arasındaki ölçüye değil, zamana yayılan sese bırakıyor. Böylece kapitalizmle nesneleşen türküleri tekrar ruh iklimine kavuşturuyor. Sözün edebi değeri olan ve müzikle bütünlüğü olan şiirsel bir bileşime dönüşmesine şans tanıyor. Hız saplantısı olan tüketici-seyirciyle baştan yollarını ayırmak pahasına.

“kendini müziğe bırakmak, onunla bütünleşmek hayat eder”

Müziği veya sanatları insanın kopup koy verdiği doğasıyla buluştuğu pratik olarak düşünüyor Erkan Oğur. Bütün doğal süreçlerin sanatsal süreç içinde olmasını önemsiyor. Kayıt teknolojisini ve provayı mümkün olduğunca bu sürecin dışında tutmanın öneminden bahsederken meşk halini sanat için geri çağırıyor. Ses kadar sessizlikte onun için müzik. Mimaride boşluk aslında nasıl tasarımız parçasıysa, müziktede esler aynı işlevi görüyor ( doğadada sessizlik). Yer yer modern toplumdan umudunu kesen erkan oğur karmaşık bir ruh dünyası halinde “müzik sessizliğe doğru yola devam ediyor” dese bile kendi müzik dünyasını tasavvuftan devraldığı telvin-temkin ikilemiyle, gitgide müziğin sınırlarından bile çıkarak şöyle açıklıyor: “halden hale geçişin tezahürü bu. İnsanın yaşadığı ve yaşamadığı da dahil olmak üzere, bir yere gidişatın sonsuz hali” bu, kendini akıntıya bırakmaktan öte, sürekli değersizleştirmedarbeleri yiyen insanlığınkendi ruh iklimini bulma çabası gibi anlaşılmalı. Ayağımı basacağım bir dayanak göster bana deme hali. bu tarih ise tarih, türkü ise türkü yeterki bana tekrar insan olmaya giden yolları açsın. İnsan; doğasıyla, zihniyle, tarihiyle, kültürüyle nesneleşmemiş ve nesneleştirmemiş olan insan, bir kere kaybolmuş olmalı ki onu arıyoruz.

Bu hızlandıkça bizi ardından daha çok koşturan kapitalist uygarlık trenini bırakıp yolun kenarına otursak, otların üzerinde E. Oğur bize kaleden iniş molur’u söylese

Mahir Polat
Toplumsal özgürlük

Elazığ & Erivan Ezgi Kervanı

Posted by M. Sadık

Erkan Oğur ve Djivan Gasparyan işbirliğinin temelleri geçen yıl ki Caz Festivali’nde atıldı.

İSTANBUL – Erkan Oğur ve Djivan Gasparyan, önümüzdeki günlerde Kalan Müzik tarafından yayımlanacak ortak albümlerindeki çalışmaları yarın akşam verecekleri konserde müzikseverlerle paylaşacak. Most Production’un organize ettiği ‘Yaz Konserleri’ kapsamında saat 21.00′de Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda, yerel ezgileri evrensel ufuklara taşıyan bu ikili ile buluşacağız. Uzun bir süredir albüm projesi üstünde çalışan ikili, Ermeni ve Türk halk müziğinin güzel türkülerini ve doğaçlama ezgileri sunacaklar.

Erkan Oğur ve Civan Gasparyan’ın ortak albümlerinin ilk adımı, Gasparyan’ın geçtiğimiz yıl İstanbul Caz Festivali’ne katılmak üzere Türkiye’ye gelmesiyle atıldı. O günlerde sazlarını ilk kez bir araya getirdiler. Gasparyan’ın içli duduğuyla Oğur’un narin kopuzu gideceği yönü bulmuştu: Elazığ’dan Erivan’a yürüyecekti kervan.

‘Yemen Türküsü’nden ‘Volor Molor’a pek çok ezgi alındı repertuvara. Doğaçlama ezgiler için kapılar hep açık tutuldu. Gasparyan, kayda girmek için tekrar davet edildi Türkiye’ye. Günler süren kayıtlarda Derya Türkan klasik kemençesiyle, Ferruh Yarkın perküsyonlarıyla katıldı ikiliye.

Albümün adı Fuad

Ortaya dökülen lirik melodiler, her iki müzisyenin önceki çalışmaları gibi çok duygusaldı. Kimi zaman karşılıklı uzun havalar söylediler, kimi zaman duduğun dem sesiyle Erkan Oğur türküsüne girdi, kimi zaman Gasparyan kopuzun tellerinde verdi sesini. Albümün adının ‘Fuad’ olmaması için hiçbir neden yoktu Oğur için. Kalbin kırıldığı anı, kalpten olma halini, sevgiyi anlatan ‘Fuad’ sözcüğü bu proje için en güzel sözdü.

Bu çalışma sırasında ortaya çıkan her ses, kırılgan bir sözcüktü. Oğur ve Gasparyan bu albümde, aslında birbirinden pek farklı olmayan müzikal yolculuklarını birleştirmişlerdi. Kervanın ruhu Anadolu’nun uçsuz bucaksız nağmelerinden geliyordu.

Yarın gece Oğur ve Gasparyan’a, klasik kemençede Derya Türkan, perküsyonda Ferruh Yarkın ve Ermenistan’dan gelecek olan iki duduk sanatçısı eşlik edecek. Albümde yer alan ezgilerin yanısıra gecenin sessizliğine yürüyecek pek çok nota onlarla olacak. Gasparyan ve arkadaşlarının duduk nağmelerine Oğur kopuz, perdesiz gitar ve  e-bow’uyla cevap verecek. Erkan Oğur ve Civan Gasparyan’ın buluşması, gönül insanlarına unutulmaz bir gece vaat ediyor.

Ulaş Özdemir ©

 

Erkan Oğur – İsmail H.Demircioğlu

Posted by M. Sadık

Sessiz sedasız, ama derinden çalışmayı seven bir sanatçı Erkan Oğur. Titiz çalışmalarını fazla reklâm etmeden sürdürüyor, neyse ki belli bir dinleyici kitlesi de onun hakkını veriyor. Elimize ulaşan albümü son çalışması; Anadolu Beşik. İsmail Hakkı Demircioğlu ile birlikte Anadolu’nun halk ozanlarından derlenen türkülere yeni bir soluk vermişler.

Türküler, bildiğimiz bağlama, divan, cümbüş ve bendirin yanında Erkan Oğur’un çaldığı klasik gitar ve perdesiz klasik gitarla, orjinalliklerini yitirmeden zengin bir tınıya sahip oluyorlar. Hasan Saltık’ın yapımcılığını üstlendiği Kalan Müzik Yapım’dan çıkan albümdeki türkülerin düzenlemeleri Erkan Oğur’a ait.

Erkan Oğur klasik gitar, perdesiz klasik gitar, kopuz, cura, balta, cümbüş, davul ve kemençenin yanında vokalde;

İsmail H. Demircioğlu divan ve bağlamanın yanında vokalde;

İzzet Kızıl bendir, tabla, djembe’de;

Ferruh Yarkın, Bekir Sakarya davulda;

Cengiz Özkan bağlamada;

Ertan Tekin mey ve düdükte;

Süren Asaturyan düdükte Anadolu Beşik’e emek verenler.

ntvmsnbc.com ©

Erkan Oğur – “Fuad”

Posted by M. Sadık

“Kâlb öncesi zamanlar vardı. Sonra mucize gerçekleşti , kâlbin oluşum süreci tamamlandı. Emir geldi ve kâlb atmaya başladı… O ilk darbe ânı ve hareketin başladığı hayat noktası “Fuad” ile sarsılır cisim. Gücü vardır , sesi vardır , ritmi vardır. Kâlb, hayata hevesle , tüm gerçekliği ile başlar… Hızlanmalar, yavaşlamalar, heyecanlar, korkular, aşklar, mutluluklar, hüzünler, müzik, coşkular, keskin şoklar, gider bozuklukları, yetmezlikler, hastalıklar, durma ve yeniden başlamalar. Derken cisime gelen sinyal ve durma ânı . “Fuad”. En küçük sonsuzluktan, en büyük sonsuzluğa , yokluktan varlığa kâinatı başlatır “Fuad”. Orada artık ne son ne de ilk olmak tariflenemez. Mutlak varlık yegâne gerçektir .Kâlb öncesi, kâlb ânı, kâl sonrası sorularını kendime sormaktayım. Kâlbin kırıldığı an vardır ki, o hayat noktasından “Fuad”dan kırılır. Kâlbin en mutlu olduğu an “Fuad”dır. “Fuad”ile görür, duyar, dokunur, tadar, koklar, sever, gariplikleri sezer, hissederiz. Ve “Fuad” ile düşünürüz. Yeteneklerimizi, ve hatta hiçbir zaman keşfedemeyeceğimiz yeteneklerimizdir “Fuad” .Mantık kâlbimizde şekillenir ve nasibimiz ölçüsünde acımasız ya da sevgi dolu olabilir. (daha fazla…)

Erkan Oğur & Bir Ömürlük Misafir

Posted by M. Sadık

Bazı müzisyenleri kategorize edemezsiniz. Onlar kendi başlarına ve kendi müzikleriyle başlı başına bir kategoridir zaten. Erkan Oğur da bu müzisyenlerden biri. Türk dinleyicilerin bugüne kadar özellikle de Mazhar-Fuat-Özkan, Bülent Ortaçgil, Fahir Atakoğlu ve Sezen Aksu başta olmak üzere diğer müzisyenlerle duyduğu özgün perdesiz gitar sesi, önce Almanya’da basılan ilk kişisel albümüyle sonunda Türkiye’deki raflarda da yerini aldı. Tam bir müzik şöleni olan albüm aslında bir öykünün notalarını içeriyor. Özgün bir “lutiye” olan Erkan Oğur’un perdesiz gitarından dökülen notalar dinleyiciye doyulmaz keyifler sunuyor.

Doğaçlama müziğin ve özellikle de cazın en keyifli yanlarından biri, bir öykünün müziğini dinlemek ya da bir müziğin öyküsünü okumaktır. Erkan Oğur’un bize hediyesi bu. Elazığ’da başlayan ve şekillenen bir yaşam o yörenin folklorundan, havasından ve suyundan izleri her notayla birlikte kulağımıza döküyor. Sarp dağlardan akan buz gibi suları Mor Dağlar’la görüyorsunuz. Şarkının eşsiz bestesi ve düzenlemesi, Erkan Oğur’un perdesiz gitarı, şarkının sonlarında yer alan sesi, Melik Yirmibir’in bası ve Arto Tunçboyacıyan’ın vurmalı çalgılardaki yorumlarıyla müthiş bir resim sunuyor bizlere. (daha fazla…)

Erkan Oğur – Djivan Gasparyan

Posted by M. Sadık

Bazı konserler vardır ki insana “insan” olduğunu hatırlatır. İşte 1 Ağustos akşamı Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosunda izlediğim Erkan Oğur – Djvan Gasparyan ikilisinin konseri de öyle bir konserdi.

Konser öncesinde tek bildiğim Djvan Gasparyan’ın dünyaca ünlü bir “Düdük” ustası olduğuydu. Hatta uzun zamandır da müziğinden bir örnek dinleme isteğindeydim. Ama bir türlü dinleme fırsatı da bulamamıştım. Çok yakın bir dostumun önerisi ile de konsere gitmeye karar vermiştim.

Erkan Oğur’un ismini duymayan yoktur herhalde. Kimilerine göre “Eşkıya” filmindeki “Fırat Türküsü” yorumu ile ismi duyulmuş olsa da öncesinde de “bilen zaten biliyordu” denebilecek bir sanatçı.

Djvan Gasparyan ise Ermeni asıllı bir “Düdük” ustası. Her iki sanatçı da dallarında söz sahibi kişilerdi ayrıca da bu tip birlikteliklere oldukça ender rastlanır. Bildiğim kadarıyla da bu birliktelik Kalan Müzik sahibi Hasan Saltuk’ın çabalarıyla gerçekleşmiş.

Daha konserin başında kendine has sakin sunumu ile mikrofonu alan Erkan Uğur, konserin ne kadar iddiasız ve sade olduğunu ilk sözlerinde özetledi; “Dinleyeceklerinizi bir çeşit müzikmiş gibi düşünün çünkü evde birbirimize çalarmışız gibi çalacağız”.

Bu tanımlamalardan sonra bizler de kendimizi evlerimizde (ama biraz rahatsız koltuklarda) zaman zaman soluksuz, zaman zaman da gözlerimizi kullanmadan da bazı güzellikleri görebildiğimiz konser yaşamaya başladık.

Djvan Gasparyan iki Düdükçü ile birlikte gelmişti. Erkan Oğur da Kemençe ve ritim sazları eşliğinde performansını sundu.

Erkan Oğur, karakteristik sounduyla çizgisini korurken, Gasparyan da Oğur’un tınısını çok güzel destekledi.

Zaman zaman sahne Gasparyan’ın idi. Trio olarak seslendirdikleri Ermeni halk ezgilerinin de çok sesli ve çağdaş armoni anlayışı ile seslendirilmiş olması da konserin dikkat çeken önemli noktalarıydı.

Oğur’un isteği ile Açık Hava’da bulunan herkesin bir ağızdan “Fırat Türküsü”ne eşlik etmesi de gerçekten yaşanması gereken bir deneyimdi.

Keşke ikilinin stüdyo kayıtlarını tamamladıkları albümün piyasaya çıkması bu konsere yetişebilseydi…

Tolga GÜLEN ©

HİÇ İçin 16 Bin $

Posted by M. Sadık

İki müziksever düşlerindeki CD’nin sponsorluğunu yaptı. Herşey, günlük hayatın boğucu temposundan bunalıp sükûnu bulabilecekleri, ruhlarına derman olacak bir CD düşlemekle başladı. Türküler olacaktı içinde: Mükemmeliyetçi ama mümkün olduğunca sade bir üslûpla çalınan nefesler, zeybekler, deyişler, semahlar. Fikir ekonomist Osman Genç’indi. Almanya’daki iş arkadaşı Aydoğan Cengiz’le parayı denkleştirdiler. Dostları Fatih Zülfikar’a teslim ettiler düşlerini. Erkan Oğur ve Okan M. Öztürk katıldı imece grubuna. Birkaç yüz CD bastırıp dostlarına dağıtmayı düşünürken prodüktör Hasan Saltık devreye girdi. Ve ortaya son yılların en ilginç albümlerinden biri, ‘Hiç’ çıktı.

1998 Eylül’ünde ılık bir sonbahar akşamı, Salacak’ta, Kızkulesi’ne bakan bir çay bahçesinde buluştular ilk kez. Üç kişiydiler: Yatırım danışmanlığı hizmeti veren bir şirketin müdürü Osman Genç, Devlet Klasik Türk Müziği Topluluğu’nda bendir çalan gönül dostu Mehmet Fatih Zülfikar ve onun topluluk arkadaşı Erkan Yarkın. Çaylarını yudumlarken düşlerini koydular masanın üstüne. Erkan Oğur’a ‘Hayalname’ adını verdikleri projelerini anlattılar. (daha fazla…)

İzledik… Dinleyeceğiz

Posted by M. Sadık

‘Yazı Tura’ filminin Erkan Oğur imzalı müzikleri Kalan Müzik’ten çıktı. Filmin müzikleriyle Altın Portakal kazanan Oğur, ‘Ödüller, hiçbir şey ifade etmiyor’ diyor

Uğur Yücel’in senaryosunu yazdığı ve yönettiği ‘Yazı Tura’ filminin, Erkan Oğur tarafından hazırlanan müzikleri Kalan Müzik etiketiyle yayımlandı. 11 dalda Altın Portakal kazanan ‘Yazı Tura’nın Erkan Oğur imzalı müzikleri de ödüle değer görüldü. 1996′da ‘Eşkıya’ filminin müziklerini de yapan Erkan Oğur, “Altın Portakal benim için hiç mühim değil. Ödüller, bana bir şey ifade etmiyor” diyor.

‘Yazı Tura’ ile ilk kez kamera arkasına geçen Uğur Yücel istediği için filmin müziklerini yaptığını belirten Erkan Oğur, Yücel’le çalışmaktan keyif aldığının altını çiziyor: “Filmlerde normalde senaryoyu yazan kişi de oturup müzik senaryosunu oluşturabilir. Yani senaryo yazan kişi de müzik tasarımını kendisi yapabilir, müzisyen de. Biz, ‘Yazı Tura’da Uğur Yücel’le bu konuda birlikte çalıştık.” Erkan Oğur, önce ‘Yazı Tura’nın montaj öncesi halini izleyip konuyu anladıktan sonra çalışmaya başlamış. Uğur Yücel’in istediği sahnelere, kendi uygun gördüklerini de ekleyerek müzikleri tasarlamış ve ortaya geniş bir repertuvara sahip bu albüm çıkmış.

‘Sürpriz’ klasikler Soundtrack albümde konuk sanatçı olarak yer alan Suren Asaduryan (duduk), Adnan Karaduman (keman) ve Ayşe Özbekligil (keman) dışında tüm enstrümanlar Erkan Oğur tarafından çalınıyor. Oğur’un perdesiz gitarıyla yorumladığı Eric Satie, Frederic Chopin ve J.S. Bach gibi klasik müzik bestecilerinin eserleri albümün en büyük sürprizi. Bunların yanı sıra, Itri’nın ‘Tekbir’i, ünlü ‘Dersim Dört Dağ İçinde’ türküsü ve ‘Zülfü Kâküllerin Amber Misali’ deyişinde Oğur, hem çalıyor hem söylüyor. ‘Hada’, ‘Garipler’, ‘Ağırlama’ ve ‘Görünmeyen’ ise Oğur’un bu film için yaptığı yeni besteleri.

Erkan Oğur, Uğur Yücel’le çalışmayı heyecan verici buluyor. Albümün kartonetinden anlıyoruz ki, bu durum Uğur Yücel için de geçerli: “Oyunculuk için ‘ruh göçü’dür derken ne anlatmak istiyorsam, Erkan’ın müziğinde de o var. Çalarken sazlarının ruhuna göçüyor.”

Türk halk müziğine perdesiz gitarıyla özgün yorumlar katan Oğur ‘Anadolu Beşik’, ‘Gülün Kokusu Vardı’ albümlerinde İsmail Hakki Demircioğlu ile çalıştı. Djivan Gasparyan ile ‘Fuad’ albümüne imza atan Erkan Oğur, ‘Hiç’ isimli albümünde Okan Murat Öztürk ile çalıştı. Kendi stiliyle Türk halk müziğine müzikal bir boyut ve mistisizm kazandıran Oğur’un ‘Bir Ömürlük Misafir’ ise ilk solo albümü.

Müjde Yazıcı – Radikal