19 Mayıs soruları

Bir 19 Mayıs’ı daha geride bıraktık. Daha önceleri bu bayramın içinde çok sayıda ‘ve’ vardı. Yanılmıyorsam şöyleydi: Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor ve Bayramı. Kim yaptıysa eline sağlık, ‘ve’lerde çok ciddi bir sadeleştirme yapıldı.

Bugün ağırlıklı olarak 19 Mayıs törenleri ve gençlerle ilgili sorularınız üzerinde duracağım.

SORU: Muhterem Sivilay Abla, Cumhuriyetimizin kurucuları bu ülkeyi gençlere bıraktı. Onların çarıkları yırtıktı, karınları açtı. Bu büyük fedakarlıklara rağmen, şimdiki gençler stadyumlarda yapılan bayram törenlerinden kaytarmanın peşinde. Bazıları da bu törenleri beğenmiyor, modası geçmiş diyor. Cumhuriyetimize sahip çıkmaları gerekirken, sorumsuzluk sergileyen bu gençlere siz de bir iki laf edin ne olur. (Haydar Kanık)

CEVAP: Sevgili Haydar,  bu ülkeyi gençlere bıraktılar, çünkü başka şansları yoktu. Yanlarında götüremeyeceklerine göre doğal olarak onlardan sonra gelen kuşaklara kalacaktı. Sonuçta ortada doğal bir el değiştirme süreci varken; 11 – 12 senelik eğitim hayatları boyunca bu konunun tekrar tekrar gençlerin yüzüne vurulmasını ruhsal gelişimleri açısından çok sakıncalı buluyorum.

Hele ‘yırtık çarık’ ajitasyonunu hiç anlamıyorum. Mantığımızı çalıştırırsak ‘yırtık çarık’lılar ülkeyi şu anda seksenli yaşlarını geçmiş olan dedelerimize, ninelerimize bıraktılar. Onlar, çocuklarına, çocukları da çocuklarına bıraktı. Bugünkü gençlerin stadyumlarda ille de bir şükran jimnastiği yapmaları gerekiyorsa ‘İspanyol paça pantolonlu’ anne babaları için yapmaları gerekir. (daha fazla…)

Tags   devamını oku

2009 için bugünden bir öneri: “90’ıncı 19 Mayıs’ı gençlere verelim”

Farklı bir 19 Mayıs hayali

İlk ve son kez lise son sınıftayken katılmıştım 19 Mayıs gösterilerine… Seçildiğim için çok sevinçliydim çünkü tam da bahar sınıf penceresine abanmışken derslerden yırtmak için eşsiz bir bahaneye kavuşmuştum.

Haftalarca okulda, beden eğitimi hocasıyla “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” düsturuyla çalıştıktan sonra birkaç gün de Hipodrom’da bütün okullarla birlikte genel prova yapmış, o arada harika arkadaşlar bulmuştuk.

Unutamadığım sahne şudur:

Elimizde sopalar, dilimizde marşlarla şeref tribünü önünden geçerken, dönemin modasına uygun olarak sağcı olanlarımız sağ kollarını, solcu olanlarımız da sol kollarını kaldırarak selamlamıştı devlet zevatını…

70’lerin final gösterisiydi bu…

Sonra o sopaları o “sağlam kafa”larda kırdılar zaten…

  (daha fazla…)

Tags   devamını oku

Sessiz Konser

Ünlü virtiöz kuyruklu piyano’nun başına oturmuş. Ve konser salonunumhınca hınç dolduran seyircilerin önünde konserine başlamıştı…

Ancak; tuşlara basıp çalıyor görünmesine rağmen, telleri önceden sökülmüş olan piyanodan hiçbir ses çıkmıyordu!

Meğer sınırı yokmuş

Dinleyiciler, birbirine göz ucuyla bakarak ne yapmaları gerektiğini araştırıyorlar, fakat nedense tepki gösteremiyorlardı. İki saat süren sessiz konserden sonra, ünlü virtiöz oturduğu yerden kalkarak büyük bir ciddiyetle onları selamladı. Salon, sürekli alkış sesleriyle çınlıyordu.

İngilterede yaşanan bu konser olayından sonra piyanist, kendisiyle röportaj yapan televizyon spikerine;

- İnsanlardaki aptallığın nereye kadar varacağını öğrenmek istedim, diyordu. Meğer sınırı yokmuş.

Andre Maurois

Tags   devamını oku

Doğu’nun “rahat” sesi Son kavvali, Rahat Fatih Ali Han

1947’de, Pakistan isimli bir ülkenin ortaya çıktığı çalkantılı günlerde insanlar bu tarihin bir müzik türünün talihini açtığından habersizdiler. Bir yıl kadar sonra kavvali müziği dev bir ismi öne sürdü. Sabri Kardeşler ile beraber kavvali yorumunu dünyaya tanıtan Nusret Fatih Ali Han…

“Pakistan’ın Pavarotti”si diye de biliniyor Nusret. Rolling Stone dergisine göre de “dünyanın en iyi sesi”. Avrupa’da ve Amerika’da pek fazla popüler ve deyim yerindeyse aranan bir isim. Batı’da gerçekleşen konserler, “dead man walking”, film müzikleri derken, kavvali müziği salt bir “sufi müziği” portresinden uzaklaşmış, fakat buna rağmen de iç dinamiklerini yitirmeden gün geçtikçe de önemini artırarak yürüyegelmiş ta ki 1997’ye değin.

Her büyük üstat gibi o da yerine bir çırağını bırakıp gitti. Nusret’in halefi, konserdeyken dizinin dibinde oturan yeni yetme “Rahat” oluyor.

Nusret Fatih Ali Han gibi devasa bir ismin hemen ardından söylenmesi gereken tek isim oluyor yeğeni, 1973 doğumlu Rahat.

Kavval, yani kavvali müziğinin solisti, hanendesi ve de grup yöneticisi, üzerinde taşıdığı yükümlülüğü öyle bir çırpıda kazanamıyor. Uzun yıllar boyu sıkı bir eğitimden ve terbiyeden geçmiş olması gerek. Sadece kavval için değil tabii ki bu ön şartlar, tüm icra grubu için de geçerli. Rahat Fatih de bu öğreti çemberinden geçiyor

Henüz gençken hocasından kavvali müziğinin inceliklerini alıyor; ta ki amcasının ölümüne değin. 1997’de üstadın vefatından sonra, amcasının yerine baş kavval oluyor. Bu bir başlangıç aslında tüm kavvali müziği adına. Çünkü Nusret’in bıraktığı yerden benzer bir ivmeyle Rahat Fatih, bu önemli görevi ileriye götürmeye çabalıyor. Bu çaba tabii ki salt Rahat’ın değil, Nusret’in miras bıraktığı grubun da aynı zamanda. (daha fazla…)

Tags   devamını oku
Sayfa 7 & 7«...234567