Archive for the ‘Altı Çizili Satırlar’ Category

İşte Dünya Burada

Posted by M. Sadık

işte dünya burada aşkım,
başka yere koşmai toprak ve su
ama ateş ve berebarinde hava da burada.
Kaynaştılar ve ışıkla beraber karanlığa
tahammül etmek için, dansa başladılar.
Sebepler, yalanlar, seni oluşturdu ve aralarındaki aşklar süsler oluşturdu.
Teknende kürek çekmeye devam et,
kandini tamamıyla denizde bulursan,
kanat iste rüzgardan ve kurtarılacaksın.
Meyvesi olan ağaçlar dik, bulamazsan,
kaybedilen Aden için ağla ve hissedeceksin.

Erkan Oğur: Kopuz
Ercan Irmak: Ney
Iraklis Vavacikas: bayian
Hristos Cioamiolis: ud,rein,stick
Sokratis Sinopoulos: kemençe
Sotiris LEmonis: piano
Yiannis PApazahariakis: klasik gitar
Yiannis Plagianos: bas
Nikos Sidirokastritis: tumba

 

Nezih Uzel’den

Posted by M. Sadık

Kudsi Erguner ve Nezih Uzel
"Kudsi Erguner’in Paris’te oluşu ile geleneği oraya taşıdık. Kudsi o yıllarda mimarlık okuyordu. Ben de ara sıra Paris’e giderdim. Geceleri fazla dolaşmaz, bir yerlerde toplanıp eskilerin deyimi ile "esma surerdik". Sonunda konser vermek üzere sahneye çıktık, ne var ki etrafıma baktığımda hep tanıdık yüzlerle karşılaştım, sanki evde veya tekke’de gibiydik. Aradan 40 yıl geçti, ne o insanlar bizden ayrıldı, ne de biz onlardan ayrıldık, sonra sayıları arttı. Neden dinliyorlar hep merak ediyordum. Ama ben okuyunca, Kudsi de ney üfleyince iyi oluyor, Kudsi’den baska hiçbir Ney beni rahatlatmıyor. Bir ömür böyle geçti, belki birkaç yıl daha geçer. Sonra ben sağ ben selâmet. Biz gideriz, sesimiz size kalır. Kalın sağlıcakla."

Ayrılık Çeşmesi

Posted by M. Sadık

ayrilikcesmesiAdamın biri, derin bir kuyuya düşmek üzereyken, son anda kuyunun ağzındaki kuru dala tutunmayı başarmış. Ama ağırlığına dayanamayarak çatırdamaya başlayan dalın kırılması an meselesiymiş.

Korku içinde düşeceği kuyunun dibine doğru bakınca, aşağıda koca bir canavarın onu ayaklarından yakalamak üzere olduğunu fark etmiş.

Durumunun dehşetinden sıyrılıp kendini toparlamaya çalışan adam, boşlukta sallanırken kendisini taşıyan kuru dalın dibindeki bal peteğini fark etmiş. Bir eliyle yakaladığı dalı sımsıkı tutup, diğer eliyle baldan bir parmak alarak ağzına atmış. Keyifle bal tutan parmağını yalarken de:

“Oh!!!” demiş. “Hayat ne güzel!”

Feriduddin Attar

Bu kitabı hayatımın balları eşim Arzu ile çaocuklarım Selman, Sinan ve Merve’ye ithaf ediyorum…

(daha fazla…)

Kıyıların ardı; kıyıların ardı’ndan kıyıların ardı’ndakiler…

Posted by M. Sadık

Sirlarumi SöyledumKıyıların Ardı

Söz-Müzik: Fatih Yaşar

Sirlarumi söyledum
Dağlara dumanlara
Ben yazarken ağladum
Okurken de sen ağla

Kalem ilen çizmişler
Sevduğumun kaşıni
Saklasun sisler benum
Gölerumun yaşini

Bu benum sevduğumi
İstanbule vermişler
Ha bu benum yazumi
Yarden ayri yazmışler

*bozo: lazcada “kız” anlamına gelen Bozomota’nın kısa söylenişi

 

  (daha fazla…)

Otuz Beş Yaş Şiiri

Posted by M. Sadık

1946’da CHP’nin ödül verdiği “Otuz Beş Yaş” şiirinde Cahit Sıtkı Tarancı, neden Dante’yi misal gösteriyor, neden 35 yaşı ömrün yarısı sayıyor?

Dante bu yaşa kadar berbat bir hayat yaşıyor. Floransa Cumhuriyeti’nde Siyahlarla Beyazların arasında anlaşmazlık artınca Papa 1300’ü “Jübile Yılı” olarak ilan ediyor.İki milyona yakın muazzam bir kalabalık Roma’ya doluyor. Dante de bunların arasındadır, gördüğü manzaralar gözünü de, gönlünü de doyuruyor ve kararını veriyor:
“İnsanlara en iyi yolu göstereceğim.”

Bu sırada 35 yaşındadır. Yani 35 yaş, Dante’nin kötü hayattan iyi hayata dönüş noktasıdır.
Dante, Kur’an-ı Kerim’i ve hadis-i şerifleri inceliyor. Cennet, Cehennem, Arafat isimli üç eserini “İlahi Komedya” adı altında topluyor.
1941’de Hasan Ali Yücel, Milli Eğitim Bakanı iken beş yüz kadar tercüme kitap yayınlattı.
Cahit Sıtkı, bunlardan “Cehennem” isimli kitabı okuyunca, özellikle mütercim Dr. Feridun Timur’un yazdığı öz sözün tesirinde kalıp, Dante’yi örnek alıyor.

Her ikisi de ömür ortalamasını 70 kabul ediyor, amma Dante 56, Cahit Sıtkı da 46 yaşında ölmüştür. (daha fazla…)

Giderken söylenmiştir – İbrahim Tenekeci

Posted by M. Sadık

Taşların İçindeki

Bir annenin elindeki pazar çantası
bilmezdim nasıl büker bir babanın belini
yüzü gözü olmayan p şekilsiz korkular
bilmezdim nasıl büker bir babanın belini
çiçeklerin emzirdiği o küçük kanatlılar.Giderken Söylenmiştir

kısmışım sesimi lambayı kısar gibi
içine kapanık bir taşım şimdi,
gözüm olsaydı eğer dünya nimetlerinde
pekala bulurdum onları bir çöplükte,
bir şey ki dilimin varmadığı
kuşların çarpmadığı uçarken gökte-

günler gelip geçti, hiç direnmedim
suyu yıkayan allah, sulayan ormanları
öpüp başıma koyduğum gökyüzü kadar aziz
bağışladı bana, suskun olmayı

III

kapıya yakın otururdum eskiden
korsancılık oynardım tek gözlü evlerde
isterdim ki habire çınlasın kulaklarım
beni ansın gökyüzü bile.

yok artık
beni suya götüren o güzelim nedenler,
çürüyerek geliyor bana gelen ne varsa
cenazeye ölüden önce gelenler:

yaşasın diyorlar, yaşamayı hak eden
varsın bulunmasın çorabımızın teki
gülümsemek için ne güzel neden
tapu işlemleri ve yemek tarifleri.

(daha fazla…)

Sessiz Konser

Posted by M. Sadık

Ünlü virtiöz kuyruklu piyano’nun başına oturmuş. Ve konser salonunumhınca hınç dolduran seyircilerin önünde konserine başlamıştı…

Ancak; tuşlara basıp çalıyor görünmesine rağmen, telleri önceden sökülmüş olan piyanodan hiçbir ses çıkmıyordu!

Meğer sınırı yokmuş

Dinleyiciler, birbirine göz ucuyla bakarak ne yapmaları gerektiğini araştırıyorlar, fakat nedense tepki gösteremiyorlardı. İki saat süren sessiz konserden sonra, ünlü virtiöz oturduğu yerden kalkarak büyük bir ciddiyetle onları selamladı. Salon, sürekli alkış sesleriyle çınlıyordu.

İngilterede yaşanan bu konser olayından sonra piyanist, kendisiyle röportaj yapan televizyon spikerine;

- İnsanlardaki aptallığın nereye kadar varacağını öğrenmek istedim, diyordu. Meğer sınırı yokmuş.

Andre Maurois

Doğu’nun “rahat” sesi Son kavvali, Rahat Fatih Ali Han

Posted by M. Sadık

1947’de, Pakistan isimli bir ülkenin ortaya çıktığı çalkantılı günlerde insanlar bu tarihin bir müzik türünün talihini açtığından habersizdiler. Bir yıl kadar sonra kavvali müziği dev bir ismi öne sürdü. Sabri Kardeşler ile beraber kavvali yorumunu dünyaya tanıtan Nusret Fatih Ali Han…

“Pakistan’ın Pavarotti”si diye de biliniyor Nusret. Rolling Stone dergisine göre de “dünyanın en iyi sesi”. Avrupa’da ve Amerika’da pek fazla popüler ve deyim yerindeyse aranan bir isim. Batı’da gerçekleşen konserler, “dead man walking”, film müzikleri derken, kavvali müziği salt bir “sufi müziği” portresinden uzaklaşmış, fakat buna rağmen de iç dinamiklerini yitirmeden gün geçtikçe de önemini artırarak yürüyegelmiş ta ki 1997’ye değin.

Her büyük üstat gibi o da yerine bir çırağını bırakıp gitti. Nusret’in halefi, konserdeyken dizinin dibinde oturan yeni yetme “Rahat” oluyor.

Nusret Fatih Ali Han gibi devasa bir ismin hemen ardından söylenmesi gereken tek isim oluyor yeğeni, 1973 doğumlu Rahat.

Kavval, yani kavvali müziğinin solisti, hanendesi ve de grup yöneticisi, üzerinde taşıdığı yükümlülüğü öyle bir çırpıda kazanamıyor. Uzun yıllar boyu sıkı bir eğitimden ve terbiyeden geçmiş olması gerek. Sadece kavval için değil tabii ki bu ön şartlar, tüm icra grubu için de geçerli. Rahat Fatih de bu öğreti çemberinden geçiyor

Henüz gençken hocasından kavvali müziğinin inceliklerini alıyor; ta ki amcasının ölümüne değin. 1997’de üstadın vefatından sonra, amcasının yerine baş kavval oluyor. Bu bir başlangıç aslında tüm kavvali müziği adına. Çünkü Nusret’in bıraktığı yerden benzer bir ivmeyle Rahat Fatih, bu önemli görevi ileriye götürmeye çabalıyor. Bu çaba tabii ki salt Rahat’ın değil, Nusret’in miras bıraktığı grubun da aynı zamanda. (daha fazla…)

Bir Aşk Öyküsü

Posted by M. Sadık

Moses Mendelssohn hiç yakışıklı bir adam değildi. Çok kısa boyunun olması yani sıra, çok garip bir de kamburu vardı. Mendelsohn, günün birinde Hamburg’da yaşayan bir işadamını ziyarete gitti. İşadamının, Frumtje adında cok güzel bir kızı vardı. Moses, bu güzel kıza umutsuz aşkla tutuldu. Fakat güzel kız onun çirkin görüntüsünden ürkmüştü. O nedenle, değil onun sevgisine karşılık vermek, yüzüne bile bakmak istemiyordu.

Ayrılma zamanı geldiğinde Moses, güzel kızın üst kattaki odasına çıktı ve tüm cesaretini toplayarak onunla son kez konuşma girişiminde bulundu. Kızın güzelliği öylesine olağan üstüydiki, bir an için onun cennetten geldiğini bile düşündü. Fakat kızın, başını kaldırıp da yüzüne bakmamaktaki direnci, Mosesi çok üzdü.

Güçlükle bakabildiği konuşmasını sırasında çirkin aşık, bu güzel kıza bir soru sordu: “Evliliklerin kutsal bir özelliği olduğuna inanır misiniz ?” “elbette” diyerek yanıtladı güzel kiz ve gözlerini yine kaldırmayıp Mosesin yüzüne yine bakmadan, kendi de ona bir soru sordu: “Peki ya siz ?” dedi. “Siz inanırmısınız buna ?” Moses bir an bile duraksamadı: “Evet, bende inanırım” dedi ve ekledi: “Biliyor musunuz? Her erkek çocuğu doğduğunda Tanrı, onun evleneceği kızı belirlermiş.

Benim doğduğumda da benim evleneceğim kız belirlenmiş ve bana ´Senin karın kambur olacak `demiş. O zaman ben bir istekte bulunmuşum Tanrı´dan. “Tanrım, kambur bir kadın bir trajedi olur, lütfen onun kamburluğunu bana ver ve onu güzel bir kadın yap demiştim” Mosesin bu sözlerinden sonra Frumtje gözlerini yerden kaldırdı, onun gözlerinin içine baktı ve elini uzatıp, Mosesin elini tuttu. Ve daha sonra da onun, sevgili eşi oldu. Bu anlattıgım bir “peri masalı” değil, ünlü Alman besteci Mendelssohn´un büyükbabasi ile büyükannesinin evlenmelerinin öyküsüdür.