Benim Allahım

Marcel Proust’un çok yıllar önce keşfedip yazdığı gibi geçmişin anıları, kokular âleminin muhafızlığında saklanır ve her koku bir kapı açar o unutulmuş sandığınız zamanlara.

Üstüne çörek otu serpilmiş pişkin pide kokusu, birçokları gibi beni de alır bir fırının kapısına götürüp bırakır.

Vakit nedense sonbaharın son günleridir.

Hava serincedir ve akşam inmeye hazırlanır.

Kendine bir iş yaratmak isteyen yaşlı amcalarla çocukların biriktiği uzun kuyruktakiler, minare ışıkları yanmadan önce pideleri alıp iftara yetiştirebilmek için telaşlarını saklayan bir sabırla beklerler. (daha fazla…)

  devamını oku

Ş Harfi ve Diğerleri

Herkesi kucaklamak yerine, kucaklaşmak…”
Ş, a ile k arasına boşuna konulmamış.
Şın’daki çınlama kimde var? İşte: Şınnnn…
Ş olmasa, kuş nasıl uçar? Maaş nasıl ödenir?
Ş olmasa, şen şakrak olabilir miyiz?
Kabul ediyorum: Dilimizdeki en güzel kelimeler m harfi ile başlıyor.
Merhametten, maneviyattan, mevsimden tutun da meşakkate kadar…
İsimler de öyle: Muhammed, Müslüman, Mekke, Medine, Müslim…
Aydın değil, münevver; odak değil, mihrak; yurt değil, memleket vs. (daha fazla…)

  devamını oku

Selam olsun “kuru et yiyen kadının oğlu”na!

“Mekke’nin fetih günüydü…

Bir adam Resulullah‘ın yanına yaklaştı. Korkudan, heyecandan titriyordu.

Resulullah da gördü adamın bu halini ve dönüp seslendi: ” Titremene lüzum yok, ben kral değilim

Ve ardından dedi ki; ” Kureyşli kuru et yiyen bir kadının oğluyum ben.
(daha fazla…)

Tags   devamını oku

Dilenci ve Bahar

Brooklyn Köprüsü’nde bir bahar günü, kör bir adam dilencilik yapıyormuş. Dizlerinin dibine bir tabela koymuş. Üzerinde “Doğuştan kör” yazılıymış.

Herkes dilencinin önünden geçip gidiyormuş. Bir reklamcı bunu görmüş. Tabelayı almış, arkasına bir şeyler yazmış, olduğu yere tekrar bırakmış.

Ne olduysa olmuş….Gelip geçen ve bu tabeladaki yeni yazıyı okuyan herkes, başlamış dilencinin önündeki şapkaya habire para atmaya…

Bir cümle yetmiş onca kişiyi etkilemeye ve dilencinin şapkasının kısa sürede ağzına kadar parayla dolup taşmasına…

“Güzel bir bahar günü…Ama ben baharı görmüyorum…”

  devamını oku

Hayata seyirci kalmak kötüdür oğlum…

Baba oğlunu kucakladı, bir çeşit sarsalayarak “Bak sana ne anlatacağım” dedi. “Bu annene kalırsa sen hapı yutarsın oğlum. Çünkü senin annen tıpkı benim anneme benziyor. Benim annem de böyleydi, beni çok severdi. Titrerdi üstüme. Ailenin tek çocuğuydum. Başıma iş gelmesin diye, ‘aman ağaca çıkma oğlum, düşersin’, ‘aman suya girme oğlum, boğulursun’, ‘aman kimseyle güreşme, bir yanını kırarsın’ diye diye beni her şeye seyirci bir insan haline getirdi. Hayata seyirci kalmak kötüdür oğlum. Hayatın iyi, uslu bir seyircisi olmaktansa, hayatın içinde başarısız bir adam olmak bin kere daha iyidir. İyi bir boks seyircisi olmaktansa kötü bir boksör olmayı göze almak daha iyidir oğlum.”
yılmaz güney, oğluma hikayeler

Tags   devamını oku

‘Aslında çok matrak bir adamım’

ugurpolat

Gösterimdeki ‘Vali’de izlediğimiz hüzünlü rollerin adamı Uğur Polat, ‘Hüzünlü karakterler benim seçimim değil. Gelen teklifler üç aşağı beş yukarı birbirine benziyor. Ben çok matrak bir adamımdır aslında. Benden ne istenirse onu vermeye programlanmış bir aktörüm sonuçta’ diyor

Uğur Polat ünlü olduğunu unuttu! Korktum… İtiraf ediyorum… Oyunculuğa adanmış 30 senenin tutkusu ve derinliği altında kalmaktan… (daha fazla…)

Tags   devamını oku

Ne Leylayı çağır, ne çölü incit!..

Aşkı konuşmak kolay da, onu olmak zor. Âşık olmaktan söz etmiyorum, aşkı olmaktan ve oldurmaktan bahsediyorum. Aşkla kanatlanmaktan, âlemi yukarılardandan kalb gözüyle görebilmekten. ‘Kâh çıkarım gökyüzüne seyrederim âlemi/Kah inerim yeryüzüne seyreder âlem beni’. Aşk varlığın merkezini değiştirir. Önceki varlık düzeyimizden bir boşluğa atılırız, oradan yeni bir dünyaya, yeni bir varoluşa kement atmak isteriz. Hiçbir şey artık eskisi gibi değildir ve etrafımızdaki dünya bir deprem geçirircesine sallanmaktadır. ‘Ballar balını buldum/ Kovanım yağma olsun’ der Yunus.

Ölüm, aşkın gölgesinde bekler. Sevmek dünyayı yok sayabilmek demektir, seven kişi endişe ve coşkunun bıçak sırtında gezinirken sorar : ‘Yeni bir dünya mı kazanacağım şimdi, yoksa dünyamı mı kaybedeceğim?’ Öleceğimizi bildiğimiz için tutkuyla sevebiliriz. Ölümlülük duygusu aşkı zenginleştirir ve adeta onu mümkün kılar. Aşk, bize ölümsüzlük ve zamansızlık vaat ederek, faniliğin kıskacından bir süreliğine kurtarır.  (daha fazla…)

Tags   devamını oku

Kahramanlara ve arabalara yakın olmak

Enzo Ferrari tutkuları için yaşayan bir efsaneydi. Zor günler geçirmiş, zor bir insan. 18 yaşında, hem babasını hem de kardeşini kaybetmiş, iki yıl sonra yakalandığı rahatsızlık nedeniyle ölümden dönmüş, sonraları yapmak istediği şeyi başardığında ise, çok sevdiği oğlunun ölümüne tanık olmuş ve hayata gözlerini yumuncaya kadar, her gün O’nun yasını tutmuş bir insan.

Efsanenin arkasındaki isim Enzo Ferrari, otomobil yarıştırmaya tutkulu biriydi. Metal işi ile uğraşan babası, Enzo’nun mühendis olmasını istiyor, Enzo ise opera sanatçısı, ya da gazeteci olmak istiyordu. Sonraları babasının, arkadaşları ile sıkça yaptığı otomobil sohbetlerinde, Enzo etkilemeye başladı ve ilk kez bir otomobil yarışı izlediğinde, gönlünde yatanı bütünüyle fark etti. Otomobil yarışlarında hissettiklerini, seneler sonra şöyle ifade etmişti. “O kahramanlara ve arabalara yakın olmak”. (daha fazla…)

Tags   devamını oku
Sayfa 5 & 7«...234567