<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>M. Sadık Erdoğan Web Bloğu &#187; Okudum Bitti</title>
	<atom:link href="http://msadik.com/category/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://msadik.com</link>
	<description>Ellerinden öpenin çok olmasın ey dünya!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 28 Jul 2010 18:40:53 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kimi Sevsem Çıkmazı</title>
		<link>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/kimi-sevsem-cikmazi.htm</link>
		<comments>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/kimi-sevsem-cikmazi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jun 2010 17:47:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okudum Bitti]]></category>
		<category><![CDATA[emrah serbes]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=671</guid>
		<description><![CDATA[“Apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın Bülent?”
“Hangisini?”
“Otomatik yanan, sensörlü lamba.”
“Hayır.”
“Komşu görmüş, yalan söyleme. Süpürge sapıyla kırmışsın dün gece.”
Önüme baktım.
“Neden kırdın?”
Cevap yok.
“Hasta mısın evladım? Söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle…”
“Kırdımsa kırdım, ne olacak! Çok mu değerliymiş?”
“Lamba senden değerli mi evladım, lambanın a&#8230; k&#8230;&#8230;yım, lamba kim? Yöneticiye de dedim. Lambanızı s&#8230;yim, kaç paraysa veririz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="../wp-content/uploads/2010/06/ErkenKaybedenler.jpg"><img class="alignleft" style="margin: 5px;" title="ErkenKaybedenler" src="../wp-content/uploads/2010/06/ErkenKaybedenler-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a>“Apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın Bülent?”</p>
<p>“Hangisini?”</p>
<p>“Otomatik yanan, sensörlü lamba.”</p>
<p>“Hayır.”</p>
<p>“Komşu görmüş, yalan söyleme. Süpürge sapıyla kırmışsın dün gece.”</p>
<p>Önüme baktım.</p>
<p>“Neden kırdın?”</p>
<p>Cevap yok.</p>
<p>“Hasta mısın evladım? Söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle…”</p>
<p>“Kırdımsa kırdım, ne olacak! Çok mu değerliymiş?”</p>
<p>“Lamba senden değerli mi evladım, lambanın a&#8230; k&#8230;&#8230;yım, lamba kim? Yöneticiye de dedim. Lambanızı s&#8230;yim, kaç paraysa veririz. Sen değerlisin benim için.”</p>
<p>“Beni görünce yanmıyordu baba.”</p>
<p>“Nasıl ya?”</p>
<p>“Görmezden geliyordu, yanmıyordu. Kaç sefer yok saydı beni.”</p>
<p>“E beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor.”</p>
<p>“Hadi ya! Sahiden mi?”</p>
<p>“Evet. Ucuzundan takmışlar. Bizimle bir alakası yok.”</p>
<p>Babama sarıldım yıllar sonra.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/kimi-sevsem-cikmazi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kutlu Güzellemesi</title>
		<link>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/mustafa-kutlu-guzellemesi.htm</link>
		<comments>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/mustafa-kutlu-guzellemesi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 May 2010 09:27:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okudum Bitti]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kutlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=654</guid>
		<description><![CDATA[
Fayrap&#8216;ın Mart sayısı, &#8220;Mustafa   Kutlu&#8217;ya doğum günü armağanı&#8221; olarak çıktı. Fayrap&#8216;ın daha önceki  Ahmet Güntan (Mayıs 2009), İsmet Özel (Eylül 2009), Cihan Aktaş (Ocak  2010) ve İsmail Kara (Şubat 2010) armağanlarından farklı ve Hakan  Arslanbenzer armağanına (Kasım 2009) benzer şekilde Mustafa Kutlu&#8217;ya  doğum günü armağanı özel sayı olarak yayımlandı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/05/m_kutlu.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-655" style="margin: 6px;" title="m_kutlu" src="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/05/m_kutlu-300x207.jpg" alt="" width="300" height="207" /></a></p>
<div><em>Fayrap</em>&#8216;ın Mart sayısı, &#8220;Mustafa   Kutlu&#8217;ya doğum günü armağanı&#8221; olarak çıktı. <em>Fayrap</em>&#8216;ın daha önceki  Ahmet Güntan (Mayıs 2009), İsmet Özel (Eylül 2009), Cihan Aktaş (Ocak  2010) ve İsmail Kara (Şubat 2010) armağanlarından farklı ve Hakan  Arslanbenzer armağanına (Kasım 2009) benzer şekilde Mustafa Kutlu&#8217;ya  doğum günü armağanı özel sayı olarak yayımlandı. 48 sayfalık derginin  tamamı Mustafa Kutlu&#8217;nun hayatı, sanatı ve kişiliği üzerine yazılardan  oluşuyor.</div>
<div></div>
<div>Özel sayı için ben çok  fazla şey yapmadım. Kendi yazımı yazdım. Nurcan Toprak ve İbrahim  Tenekeci&#8217;nin gayretleri için koordinatörlük görevi üstlendim. Nurcan  Toprak sayının editörlüğünü yaptı. İbrahim Tenekeci de çok yoğun destek  verdi, katkılarda bulundu; hem yazı yazdı hem yazdırdı, malzeme sağladı.  Mehmet Erdoğan, özellikle sayının yazar ve yazı listesi oluşturulurken  her zamanki gibi danışmanlığımızı yaptı. Cihan Aktaş vazifeşinaslığını,  vefasını gösterip (hem bize hem Mustafa Kutlu&#8217;ya) özel bir yazı yazdı.  Eleştiri yazıları çalışılınca disiplin sahibi herkes tarafından  yazılabilir; fakat Cihan Aktaş ve Nazan Bekiroğlu&#8217;nun yazdığı tarzda  yazılar için bilhassa o kişi olmak gerekiyor. Cihan ablanın bize her  zaman desteği oldu. Onunla çalışmak bir onur.<span id="more-654"></span></div>
<div>Nazan Bekiroğlu,  İnci Enginün ve Necmettin Turinay ile ilk defa birlikte çalışıyoruz.  İnci Enginün&#8217;le <em>Kılavuz </em>adına söyleşi yapmıştık; Nihan Kaya  yapmıştı bu söyleşiyi. Turinay&#8217;la da yine <em>Kılavuz </em>vesilesiyle bir  görüşmemiz olmuştu, fakat ötesini getirememiştik. Birkaç defa  Adilhan&#8217;da Fatih abinin dükkanında konuşmuşluğumuz var. Nazan Bekiroğlu  ise benim okuyucu olarak aşina olduğum bir yazar, ama <em>Dergâh</em>&#8216;ın  20. yılı toplantısında büyük masanın etrafında oturmak dışında hiç  karşılaşmamıştık.</div>
<div></div>
<div>Her biri tanıdığım  bütün yayıncıların güvendiği yazarlar, ismini saydıklarım. Mehmet Aycı  da bu listeye dahil edilmeli. Bugüne kadar Ahmet Güntan, Cihan Aktaş ve  rahmetli Eser Gürson sayılmazsa bu bireysel/bağımsız yazarlarla ortak  etkinliğimiz yok denecek kadar azdı. Mustafa Kutlu ismiyle,  şahsiyetiyle, eseriyle bu armağan sayıda bizi bir eşikten atlatmış oldu  diyebilirim. Bundan sonraki sayılarda <em>Fayrap</em>&#8216;ın edebiyat anlayışı  ve şiir görüşüyle açıklanamayacak bağımsız yazarlara dergide daha çok  rastlayacaksınız inşallah.</div>
<div></div>
<div>Necati Tonga, akademik altyapısı daha karmaşık ve derin olan  kısa bir yazı yazdı <em>Fayrap</em> için: Kutlu hikayesinin kronolojik  tahlili. 19 hikaye kitabını 4 sayfalık bir yazıya sığdırmak aylık  edebiyat dergisi yayıncılığının acımasızlıklarından da olsa, Necati beye  bizi kırmayıp donanımını yansıttığı için teşekkür ederim. Necati  Tonga&#8217;nın Kutlu hakkında kitaplaşmış bir monografisi var: <a href="http://kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=99190&amp;sa=54459765">Hikayeciliğimizdeki  Zenginlik, Mustafa Kutlu ve Yoksulluk İçimizde</a>. Tonga&#8217;nın Kutlu  hakkında görüşleri daha detaylı olarak bu kitapta bulunabilir.</div>
<div></div>
<div>Fazıl Baş, Kutlu&#8217;nun  çok dikkat edilmeyen eleştirmeciliğini yazdı. Kutlu&#8217;nun Hareket  yayınlarından beri yarı disiplinli, yarı serbest denecek tarzda kaleme  aldığı eleştiri yazıları <em>Sait Faik</em> ve <em>Sabahattin Ali</em> kitapları dışında toplanmadı. Ki Kutlu&#8217;nun bu iki kitabı da fazla  sahiplenmediği söylenebilir. Eleştiri yazarlığını <em>Dergâh</em>&#8216;ta, yer  yer Mustafa Kutlu&#8217;nun kontrolü altında geliştirmiş biri olarak buna her  zaman hayret etmişimdir. Kutlu genel olarak iyi bir eleştirmendir, fakat  Türk hikayesi dendi mi hem sıkı eleştirmen hem önemli bir tanıktır. <em>Hareket </em>ve <em>Dergâh</em>&#8216;taki yazıları sıralı ve düzenli değildir, fakat  hem çarpıcı görüşler içerir hem üslupça tatmin edicidir hem de üst düzey  bir ciddiyete sahiptir. Fazıl Baş&#8217;ın yazısı gelecekte konuya dönmek  isteyecekler için de bir tutamak noktası anlamına geliyor.</div>
<div></div>
<div>Nurcan Toprak, özel sayı için ortaya koyduğu  gayretin yanı sıra benim şüphelerimi, itirazlarımı, zorlamalarımı da  göğüsledi. Özel sayı Nurcan&#8217;ın sükuneti ile benim telaşlılığım arasında  kaza bela olmadan çıktı. Nurcan Toprak, <em>Şehrengiz </em>günlerinden  beri arayıp bulamadığım ilk tam hikaye editörümüz oldu bizim. Daha  önceki arkadaşlarla yaptıklarımız fena değildir; fakat Toprak bu işi  adam gibi yapmanın örneği oldu <em>Fayrap</em>&#8216;ta. Bundan sonrasında  başarısı için duacıyım.</div>
<div></div>
<div>Ve İbrahim Tenekeci&#8230; Şimdi biraz şaka gibi geliyor ama  geçmişte aramızda olan tatsızlıklar birçok insanın bizi kanlı bıçaklı  düşman sanmasına yol açmıştır. Biz hiçbir zaman ortak düsturumuzu  bozmadık Tenekeci&#8217;yle. Ana kaynağa, yani bizi geliştiren ortama,  insanlara ve değerlere sırtımızı çevirmedik. Bu yüzden de karşılaşacak,  el sıkışacak, tartışacak, birbirine yüzü olacak medeni cesareti koruduk.  Bir süredir, birkaç yıldır seyrek olarak haberleşiyorduk. Mustafa Kutlu  sayısı için hemen her gün telefonlaştık; her ayrıntıyı konuştuk. Mart  sayısında Tenekeci&#8217;nin çok ciddi emeği var. Hatta, dergiyi çıkarma  belasından olsa gerek, <em>Kırklar </em>için yaptıklarından çok daha temiz  bir editörlük işi ortaya koydu Tenekeci bana kalırsa. Hem yayıncılığın  kalın diyebileceğimiz taraflarıyla uğraşıp hem de içeriğe titizlenme  şansı bir tek insanın elinde olmayabiliyor. 90&#8242;ların iki genç dergisinin  editörleri olarak İbrahim Tenekeci&#8217;yle böyle bir ortak iş yaptığımız  için biraz şaşırıyorum biraz da şaşırmıyorum. Biz bu yolda çok şey  edinmiş, öğrenmiş insanlarız çünkü. <em>Fayrap</em>&#8216;a yardım ettiği için,  Mustafa Kutlu armağanında çok özel bir rol üstlendiği için İbrahim  Tenekeci&#8217;ye hem şükranımı ifade etmek isterim, hem de ortaya çıkan  kolektif eserde benden çok Tenekeci ve Toprak&#8217;ın imzası olduğunu bir  kere daha hatırlatmak isterim. Sağol, var ol İbrahim. Tatlı sert  geçmişimizi bu sayı kadar anlamlı kılan başka bir iş daha olamazdı  herhalde.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/mustafa-kutlu-guzellemesi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Amerika Diye Bir Yer Yok!</title>
		<link>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/amerika-diye-bir-yer-yok.htm</link>
		<comments>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/amerika-diye-bir-yer-yok.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 May 2010 08:39:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okudum Bitti]]></category>
		<category><![CDATA[murat zelan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=650</guid>
		<description><![CDATA[Kral, yeryüzünde yeni bir ülke keşfedebileceğini iddia eden küçük bir çocuğu huzuruna çağırır. Çocuğa, kendi ülkesini keşfetmesi için bir süre tanır. Çocuk saraydan ayrılır ve ülkesini keşfe çıkar. Ancak günlerce, haftalarca yol almasına rağmen Kral&#8217;ın ülkesinden dışarı adım bile atamaz. Sonunda iyice yorulur ve artık &#8220;dünyada keşfedilecek&#8221; yeni bir ülke olmadığı gerçeğine inanmak zorunda kalır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/05/kara_panterler1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-652" style="margin: 6px;" title="kara_panterler" src="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/05/kara_panterler1-300x170.jpg" alt="" width="300" height="170" /></a>Kral, yeryüzünde yeni bir ülke keşfedebileceğini iddia eden küçük bir çocuğu huzuruna çağırır. Çocuğa, kendi ülkesini keşfetmesi için bir süre tanır. Çocuk saraydan ayrılır ve ülkesini keşfe çıkar. Ancak günlerce, haftalarca yol almasına rağmen Kral&#8217;ın ülkesinden dışarı adım bile atamaz. Sonunda iyice yorulur ve artık &#8220;dünyada keşfedilecek&#8221; yeni bir ülke olmadığı gerçeğine inanmak zorunda kalır. Ama Kral&#8217;a söz vermiştir. Geri kalan süre boyunca ormanda gizlenir. Süre bittiğinde saraya geri döner. Kral, durumu sorar: &#8220;Söyle bakalım, keşfettin mi yeni bir ülke?&#8221; Çocuk, mahcup olmamak için &#8220;Evet&#8221; der, &#8220;keşfettim&#8221;. Kral nerede olduğunu sorar ve çocuk yeni ülkenin hangi yönde olduğunu gösterir. Bunun üzerine Kral bir adamını o yöne gönderir. Adam gider, ancak gittiği yerde hiçbir ülke olmadığını görür ve çocuğun &#8220;yalan&#8221; söylediğini anlar. O da bir süre ormanda kalır ve sonra geri döner. Kral, adama sorar: &#8220;Söyle bakalım, var mı böyle bir yer?&#8221; O sırada çocuk da saraydadır. Adam ve çocuk göz göze gelir. Ve adam Kral’a dönüp &#8220;Evet efendim, var!&#8221; der. Çocuk bunun üzerine &#8220;Amerigo, Amerigo!&#8217; diyerek adama doğru koşar. (Kralın adamının adı Amerikan Vespuçi&#8217;dir.) Böylece o ülkenin adı da Amerika olarak kalır&#8230; Bugün Amerika&#8217;ya gitmek için uçağa binenlere pilotlar uçakta bu hikayeyi anlatırlar, onlar da tarih boyunca o çocuğu yalancı çıkarmamak için eşe dosta kendi uydurdukları &#8220;Amerika Maceralarını&#8221; anlatıp dururlar. Ve bu böylece sürer. Ta ki günümüze kadar!</p>
<p>Amerika diye bir yer var mı? Hollywood diye bir yer var mı? Marilyn Monroe diye biri yaşadı mı? Elvis Presley hâlâ yaşıyor mu? New York diye bir şehir var mı? İkiz Kuleler&#8217;e yapılan uçaklı saldırı gerçek miydi?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/amerika-diye-bir-yer-yok.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Filmin Ağlanacak Yeri</title>
		<link>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/filmin-aglanacak-yeri.htm</link>
		<comments>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/filmin-aglanacak-yeri.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 May 2010 08:30:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okudum Bitti]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin macit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=645</guid>
		<description><![CDATA[Kuzey ilçelerden Erzurum’a göç edenlerin yerleştiği mahallede, Porto Riko&#8217;nun gecekondularından beter bir ev kiraladık. Ev dediysem banyosu, tuvaleti olmayan ve iki odası üst üste istif edilmiş, iki katlı mahzen. Sol yanını apartmana dayamış, sağ yanında yıkık dökük bir hamam ve onun biraz ötesinde de cami var.
Rüzgârlı şatoda üç kişi kalıyoruz. Cemil ve ben üniversitede okuyoruz, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/05/filmin_aglanacak.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-646" style="margin: 6px;" title="filmin_aglanacak" src="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/05/filmin_aglanacak-192x300.jpg" alt="" width="192" height="300" /></a>Kuzey ilçelerden Erzurum’a göç edenlerin yerleştiği mahallede, Porto Riko&#8217;nun gecekondularından beter bir ev kiraladık. Ev dediysem banyosu, tuvaleti olmayan ve iki odası üst üste istif edilmiş, iki katlı mahzen. Sol yanını apartmana dayamış, sağ yanında yıkık dökük bir hamam ve onun biraz ötesinde de cami var.</p>
<p>Rüzgârlı şatoda üç kişi kalıyoruz. Cemil ve ben üniversitede okuyoruz, kardeşim Hanifi orta birde. Şatonun üst katını iptal ettik. Tek odada yatıp kalkıyoruz. Tercüman okuyoruz. İnci ilavesine şiirler, Güzin Abla&#8217;ya mektuplar yazıyoruz. Yayımlananları duvara yapıştırıyoruz. Bir de Türk sinemasının yıldızlarının posterlerini. Baş köşede Türkân Şoray ve Perihan Savaş var. Böylece rüzgârın sessizce şatoya girmesini de önlüyoruz. Diğer duvarda da mevcut görüntüden sıkıldığı her hâlinden belli olan Necip Fazıl ile Tanpınar sigara tüttürüyor.</p>
<p>Fırsat buldukça hafta sonlan sinemaya gidiyoruz. Sinemalar evden sıcak. Hafta içinde de derslerden kalan vakitlerde Sema Pastanesi&#8217;nde videoda film izliyoruz. Bir gün öğleden sonra Gürpınar Sineması&#8217;nın önünden geçerken baktım ki uzun bir kuyruk. Kocaman bir afiş asmışlar. Ferdi Tayfur&#8217;un Kara Gurbet&#8217;i yeniden gösterime girmiş. Ertesi gün Cemil&#8217;le kuyruğa girdik; zor bela bilet alarak balkon kısmında ön sıraya yerleştik.<span id="more-645"></span></p>
<p>Film başladı. Nefesleri tutmuş seyrediyoruz. Yoksulluktan ziraat mühendisliğine terfi eden Ferdi ile kötü adam Davut&#8217;un [Sümer Tilmaç] kız kardeşi Cemile [Oya Aydoğan] arasındaki aşkın işlendiği filmin sonuna doğru iki âşık kaçmaya karar verince Davut&#8217;un adamları peşlerine düştü. Sözde sınırdaki tel örgülerin arasından başka bir ülkeye geçecekler&#8230; Ferdi avuçlarına aldığı vatan toprağını öpüp kokladıktan sonra semaya açılan parmaklarının arasından salıverdikçe hamasî duygularım kabardı. Tam bu duygu med-ceziri esnasında Davut&#8217;un adamları kayalık bir tepede belirdi. Kaçan âşıkları gördüler. Hepsi birden nişan aldı. Dürbünlü tüfeklerden Ferdi ile Cemile&#8217;nin yakınlaştırılan görüntüleri perdeye yansıdıkça soluk alıp vermekte zorlanmaya başladık. Tam o sırada Davut&#8217;un en has adamı dedi ki: Durun! Bu sevdaya kurşun sıkılmaz!&#8230; Bizim Cemil yerinden fırladı. Avazının yettiği kadar bağırdı:</p>
<p>- Senin ciğerin yiyim emmiiii!</p>
<p>Bir alkış tufanı koptu. Alkış seslerine gözyaşları karıştı. Film bitti. Dışarı çıktık. Bir anda seyirciler Cemil&#8217;in etrafını sardı. Kimi tebrik ediyor, kimi sarılıp öpüyor. Hani biz de havasındayız filmin.</p>
<p>O havayı bozmadan evden Hanifi&#8217;yi de alıp pastaneye gittik. Karnımızı doyurduk. Bu sefer videoda, her nasılsa daha önce seyredemediğimiz bir film başladı: Selvi Boylum Al Yazmalım. Zaten gündüz yeterince dolmuşuz. Baştan ayağa aşk kesilmişiz. Filmin müziği yüreğimize mıh gibi saplanıyor. Ağlamamak için göz göze gelmekten kaçmıyoruz. Hanifi de pür dikkat izliyor. Daha çok filmdeki çocukla, Samet&#8217;le ilgilendiği belli. Ergenlik aşkı bizim bütün diğer duygularımızı bastırıyor ama Hanifi&#8217;nin çocuk kalbindeki baba hasretini Samet depreştirip duruyor. Ben Kadirleşmiş vaziyetteyim. Hani serde kamyonculuk da var ya! Türkân Şoray&#8217;ın gözlerine bir dalıp bir daha çıkamıyorum. Filmin sonuna doğru Samet, baba deyip Cemşit&#8217;in ardından koşunca Hanifi gözyaşlarını tutamadı. Bizi de ağlatacağından telaşlanan Cemil, Hanifi&#8217;nin omzundan tutup şöyle bir silkeleyiverdi. Sonra dedi ki:</p>
<p>- Sus lan! Filimde o kadar ağlanacak yer geçti ağlamadın, şimdi niye ağlıyorsun?<br />
İşte o an benim zemberek boşaldı.<br />
Güya gülüyorum ama gözlerimden sicim gibi yaş  akıyor.<br />
Ve anladım ki bu filim dünyasında herkes kendi derdine ağlıyor!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/filmin-aglanacak-yeri.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Barış Bıçakçı &#8211; Veciz Sözler</title>
		<link>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/baris-bicakci-veciz-soler.htm</link>
		<comments>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/baris-bicakci-veciz-soler.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 11:24:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okudum Bitti]]></category>
		<category><![CDATA[barış bıçakçı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=585</guid>
		<description><![CDATA[“Eskiden, ama çok eskiden; dünyada daha denizler, göller, nehirler yokken, sular yalnızca bardaklarda ve sürahideyken, üzgün balığı adında bir balık yaşarmış. Gözleri simsiyah, ağzı küçücük olan bu balık, mavi, kırmızı ve yeşil pulları güneşin altında parlarken havada dolaşır, hiç arkadaşı olmadığı için üzülür, durmadan ağlarmış. Öyle çok ağlamış ki, sonunda dünyanın çukurlarında gözyaşları birikmeye başlamış., [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/05/VecizSozler.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-589" style="margin: 5px;" title="VecizSozler" src="http://msadik.com/wp-content/uploads/2010/05/VecizSozler-195x300.gif" alt="" width="195" height="300" /></a>“Eskiden, ama çok eskiden; dünyada daha denizler, göller, nehirler yokken, sular yalnızca bardaklarda ve sürahideyken, üzgün balığı adında bir balık yaşarmış. Gözleri simsiyah, ağzı küçücük olan bu balık, mavi, kırmızı ve yeşil pulları güneşin altında parlarken havada dolaşır, hiç arkadaşı olmadığı için üzülür, durmadan ağlarmış. Öyle çok ağlamış ki, sonunda dünyanın çukurlarında gözyaşları birikmeye başlamış., sonrada taşıp nehirler halinde akmış üzgünbalığının gözyaşları, daha büyük çukurları doldurmuş, deniz olmuş.” Tam burada Kumru atılıp, “Böylece başka balık arkadaşları da olmuş değil mi?” diye sormuştu, sonra yanıtı beklemeden, “Denizler bu yüzden tuzlu sanırım, gözyaşı olduğu için,” demişti, akıllı kız.</p>
<p>O geceden sonra adetleri olmuştu, hemen her görüşmelerinde yeni bir üzgünbalığı masalı anlatıyordu Sulhi: Üzgünbalığı okulda, iyi ıslık çalamadığı yalnızca hava kabarcıkları çıkarabildiği için müzik dersinden bütünlemeye kalıyor; üzgünbalığı evde, geceleri korktuğundan evin bütün musluklarını açıp öyle yatıyor; üzgünbalığı tren yolculuğunda, kompartımanı tavana kadar suyla doldurduğundan bilet kontrolü için kapıyı açan zavallı kondüktör sırılsıklam oluyor; üzgünbalığı lokantada, onun müşteri olduğunu anlamayan kaba aşçılar ve garsonlar ellerinde kocaman bir tavayla üzgünbalığını kovalıyorlar, bizimki yarım bırakılmış bir sebze çorbası kâsesine saklanarak canını zor bela kurtarıyor; üzgünbalığı suluboya resim sergisi açıyor, üzgünbalığı ulusal sutopu takımının kaptanı, üzgünbalığının basın açıklaması: Büyük balıkların küçük balıkları yutmasına üzülüyorum…</p>
<p>Sulhi yeni bir üzgünbalığı masalı anlatmak üzere arkasına yaslandı, biraz düşündü, sonra anlatmaya başladı, sesi hiç de neşeli değildi: “Üzgünbalığı denize ve arkadaşlarına kavuşunca senin gibi bende sevinmiştim Kumrucuğum. Ama hiç aklımıza gelmeyen bir sorunu var şimdi üzgünbalığının: Suyun içinde ya, artık ağladığını kimse fark etmiyor! Hiçbir balık arkadaşı onun ağladığını görmüyor, yanına gelip ‘Neyin var dostum?’ diye sormuyor.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/baris-bicakci-veciz-soler.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kitabın kapağında silahı gösterip içeride patlatıyorum</title>
		<link>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/kitabin-kapaginda-silahi-gosterip-iceride-patlatiyorum.htm</link>
		<comments>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/kitabin-kapaginda-silahi-gosterip-iceride-patlatiyorum.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 18:44:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okudum Bitti]]></category>
		<category><![CDATA[korkma ben varım]]></category>
		<category><![CDATA[murat menteş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=469</guid>
		<description><![CDATA[
Murat Menteş, &#8216;Dublörün Dilemması&#8217;ndan yıllar sonra ikinci romanı &#8216;Korkma Ben Varım&#8217;ı yayımladı. Dört yılda tamamlanan kitabın, bir ay içinde ikinci basımı yapıldı. Hareketli anlatımıyla kendine özgü bir roman dili kuran; birbiri ardına icat ettiği macera ve sürprizlerle okuru sürekli uyanık tutan Menteş, Çehov&#8217;a atıfla, &#8220;Ben de kapakta silahı gösteriyor, içeride patlatıyorum.&#8221; diyor.
Bugünlerde farklı bir şeyler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" style="margin: 8px;" title="muratmentes" src="http://msadik.com/wp-content/uploads/2009/12/muratmentes.JPG" alt="" width="400" height="350" /><br />
Murat Menteş, &#8216;Dublörün Dilemması&#8217;ndan yıllar sonra ikinci romanı &#8216;Korkma Ben Varım&#8217;ı yayımladı. Dört yılda tamamlanan kitabın, bir ay içinde ikinci basımı yapıldı. Hareketli anlatımıyla kendine özgü bir roman dili kuran; birbiri ardına icat ettiği macera ve sürprizlerle okuru sürekli uyanık tutan Menteş, Çehov&#8217;a atıfla, &#8220;Ben de kapakta silahı gösteriyor, içeride patlatıyorum.&#8221; diyor.</p>
<p>Bugünlerde farklı bir şeyler okumak derdindeyseniz, Murat Menteş&#8217;in yeni romanı Korkma Ben Varım tam size göre. Dili ve kurgusuyla farklı, hareketli, sürprizlerle dolu bir roman. Aşk, dostluk, intikam, yalnızlık ve şiddetin ustaca harmanlandığı romanı Menteş 4 yılda tamamlamış. İlk romanı Dublörün Dilemması ile dikkat çeken yazarın ikinci kitabı için daha &#8220;usta işi&#8221; bir roman diyebiliriz. Okurun ilgisini esirgemediği romanın bir ay içinde ikinci basımı yapıldı. Biz sorduk, Murat Menteş &#8220;Korkma Ben Varım&#8221;ı anlattı.<span id="more-469"></span></p>
<p><strong>Roman hepimizin bildiği kelimelerle yazılmış. Ama bu tanıdık kelimeler Murat Menteş&#8217;in kaleminde özgün, yepyeni anlamlarla karşımıza çıkıyor&#8230;</strong></p>
<p>Onu boşverin. Size şunu söyleyeyim: Dil, modern çağda siyasî ve düşünsel söylem alanı olarak algılandı. Edebiyat alanında, bir sözün anlamı ve değerinin, o sözün edebi niteliğiyle sıkı sıkıya ilişkili olduğu fikri öne çıkmadı. Dolayısıyla edebiyat, ya ideoloji ve siyasetin gerisinde ya da gölgesinde kaldı. Siyasetçiler, medya mensupları, akademisyenler&#8230; Edebiyat bilmeleri gerektiği fikrinden uzak yaşıyorlar. Bence, edebiyat alanında göz ardı edilemeyecek bir enerji üretilebilirse, o zaman gerçek bir iş yapılmış olacak. Ülkemizdeki edebiyat ödüllerinin yerel seçimler ya da popstar yarışmaları yanında ne kadar sönük kaldığını bir düşünelim&#8230; Çok mu karışık konuştum?</p>
<p><strong>Yoo, aslında değil. Murat Menteş romanda neyin peşinde? Ne tür bir yenilik sunuyorsunuz?</strong></p>
<p>Tuhaf ama bu konuda çok kesin bir şey söyleyemem. Edebiyat alanında iş okurda biter. Temelde, kitabıma ödenen paraya değecek metinler yazmaya özen gösteriyorum. (Gülümsüyor.)</p>
<p><strong>Korkma Ben Varım, hem kurgusu hem de diliyle hareketli, hızlı bir roman. Bu hareketliliğin, akıcılığın çağımızla ilgisi var mı?</strong></p>
<p>Var elbette. Önce bir açıklama yapayım: Romanları &#8216;piyasa&#8217; ve &#8216;kitleyle&#8217; ilişkisi bakımından ikiye ayırmak mümkün: Eğlence sektörünün parçası olanlar, edebiyat eseri olanlar. Popüler romanlarda anlatım akıcıdır, olaylar belli bir popüler içerik gözetilerek tanzim edilmiştir. Edebi eserlerde ise daha farklı yoğunluklar göze çarpar. Ben, günümüz koşullarının, insanları &#8216;okuyucu&#8217; olmaktan alıkoyduğu fikrindeyim. Bu nedenlerle, edebi seviyesi yüksek bir metni, okuyanın bağlanabileceği bir tarzda düzenlemeyi gözetiyorum.</p>
<p><strong>Klişe bir ifade vardır. &#8220;Şair dizelerini kurarken bir kuyumcu titizliğinde işlemiş kelimeleri&#8221; diye. Sizin de cümleleriniz öyle. Bu roman nasıl bir sürecin sonunda ortaya çıktı?</strong></p>
<p>Kuyumcu titizliği hepimize lazım. Titizlik olmadan, hassasiyet, dikkat olmadan hiçbir işte üstün bir seviye tutturulamaz. Romanı yazmam tam 4 yıl sürdü. Halbuki, Dublörün Dilemması&#8217;nı 8-10 ay civarında yazmıştım. Bu 4 yıl içinde, aynı dönemde üç ayrı işte çalıştığım oldu.</p>
<p><strong>Bir de ünlü çizer Ersin Karabulut, romanın bölümlerinden birini çizmiş. Metin birdenbire çizgi romana dönüşüyor, sonra tekrar normale dönüyor. Bu fikir nereden çıktı, Ersin Karabulut&#8217;la nasıl bir çalışma yürüttünüz?</strong></p>
<p>Bu, bildiğim hiçbir romanda olmayan bir atraksiyon. Anlatının bir parçası olarak tasarlanmış bir çizgili bölüme hiç rastlamadım. Öyle birden aklıma geliverdi. Türkiye&#8217;de en sevdiğim çizer Ersin Karabulut. Cidden olağanüstü bir yeteneğe sahip. Kendisine teklifte bulundum. Önce biraz temkinli yaklaştı, sonra &#8216;tamam&#8217; dedi. Hakikaten benim umduğumdan daha güzel çizdi bölümü. Kitabın en güzel sayfaları ona aittir. Kapağı da Ersin tasarladı. Ben sadece nasıl bir şey olabileceği konusunda bir iki sahne tarif ettim, hepsi bu.</p>
<p><strong>Romanınızı okurken çok güldüğümü söylemeliyim. Burada kullanılan argo sözcüklerin patenti size mi ait?</strong></p>
<p>Valla çoğu için ben Hulki Aktunç&#8217;un sözlüğünden istifade ettim. Kitapta argo konuşan bir yan kahraman var. Onun haricinde gangsterler ve sıradan suçluların da bazı argo tabirler kullandıkları oluyor. Argo aslında muhitten muhite değişen bir lisandır. Ben argodan ziyade bazı deyimsel sözler yazdım. &#8220;At, pirenin ayağına gitmez&#8221; gibi.</p>
<p><strong>Romanda kullandığınız epigraflar ve atasözlerinin hepsi sahiden gerçek mi? Bunların çoğunu sizin uydurduğunuz söyleniyor. Bazıları da hakikaten kuşku uyandırıcı?</strong></p>
<p>Epigrafları, metinlerin istikameti hakkında fikir versin diye kullanıyorum. Bazılarını da evet, itiraf edeyim, madem yeri geldi, ben uyduruyorum. &#8220;İnsan kaderinde olmayan şeylerden kaçınmalı&#8221; filan gibi.</p>
<p><strong>Gönül İşleri Bakanlığı gönül ehli bir heyet kuruyor. Mülakatı ya da testi geçen AŞKart&#8217;ı almaya hak kazanıyor. Aşk test edilir mi?</strong></p>
<p>Edilemez. Zaten onu anlatıyorum. Kur&#8217;an&#8217;da belirtildiği gibi &#8220;Kalplerde olanı yalnızca Allah bilir.&#8221;</p>
<p><strong>Romanda Aziz İstanbul edebiyat üzerine büyük laflar ediyor. Mesela diyor ki: &#8220;Birbirimizi hakikaten tanımamız, sahiden anlamamız, derinden kavramamız edebiyat sayesindedir.&#8221; Siz de böyle mi düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Aziz Bey&#8217;e katılıyorum evet. Dahası, edebiyat bilmezsek, derinlikli, incelikli, esaslı düşüncelere varamayız. Dilimizin imkanlarını genişletmedikçe, zihin açıklığına, geniş bir ufka kavuşamayız.</p>
<p><strong>İki romanınızın kapağında silah var. Silahla bu yakınlık nereden geliyor? Silah okura ne söylüyor?</strong></p>
<p>Gogol&#8217;ün ya da Çehov&#8217;un bir sözüdür: &#8220;Bir oyunda, bir sahnede silah göründü mü, mutlaka patlamalı.&#8221; Ben de kapakta silahı gösteriyorum, içeride patlatıyorum.</p>
<p><strong>Kitaptan&#8230;</strong></p>
<p>&#8220;Şebnem, susamlı akide şekerim, saraya sızmış lunapark balerinim;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Şebnem ne çok melek var yüzünde, tebessümün için binlercesi çalışıyor olmalı.</p>
<p>Şebnem niye böyle? Aşkın, patlayan bir okyanusun tozları gibi saçılıyor.</p>
<p>Şebnem kediler geliyor, apartman boşluğuna doğrudan bana miyavlıyorlar, sanki senden bahsediyorlar, dikkatle bakıyorum.</p>
<p>Şebnem zarflar açıyorum, faturalar çıkıyor içinden. Sanki senden bir haber gelecek, senin el yazın, imzan olacak&#8230;Öyle saçma, küçücük, tülbent boncuğu gibi umutlar pıt pıt içimde beliriyor.</p>
<p>Şebnem uçaklar geçiyor. Uçakları sanki sen kullanıyorsun.</p>
<p>Hey şeyde sana dair bir ipucu, bir işaret seziyorum.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>(Müntekim Gıcırbey&#8217;in okunmamış aşk mektuplarından, s.295)</p>
<p>Murat Tokay &#8211; Zaman Gazetesi<br />
29 Kasım 2009, Pazar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/kitabin-kapaginda-silahi-gosterip-iceride-patlatiyorum.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ayrılık Çeşmesi</title>
		<link>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/ayrilik-cesmesi.htm</link>
		<comments>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/ayrilik-cesmesi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 May 2008 19:58:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okudum Bitti]]></category>
		<category><![CDATA[kudsi erguner]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=16</guid>
		<description><![CDATA[Adamın biri, derin bir kuyuya düşmek üzereyken, son anda kuyunun ağzındaki kuru dala tutunmayı başarmış. Ama ağırlığına dayanamayarak çatırdamaya başlayan dalın kırılması an meselesiymiş.
Korku içinde düşeceği kuyunun dibine doğru bakınca, aşağıda koca bir canavarın onu ayaklarından yakalamak üzere olduğunu fark etmiş.
Durumunun dehşetinden sıyrılıp kendini toparlamaya çalışan adam, boşlukta sallanırken kendisini taşıyan kuru dalın dibindeki bal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://msadik.com/wp-content/uploads/2008/05/ayrilikcesmesi.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-383" style="margin: 8px;" title="ayrilikcesmesi" src="http://msadik.com/wp-content/uploads/2008/05/ayrilikcesmesi.jpg" alt="ayrilikcesmesi" width="200" height="301" /></a>Adamın biri, derin bir kuyuya düşmek üzereyken, son anda kuyunun ağzındaki kuru dala tutunmayı başarmış. Ama ağırlığına dayanamayarak çatırdamaya başlayan dalın kırılması an meselesiymiş.</p>
<p>Korku içinde düşeceği kuyunun dibine doğru bakınca, aşağıda koca bir canavarın onu ayaklarından yakalamak üzere olduğunu fark etmiş.</p>
<p>Durumunun dehşetinden sıyrılıp kendini toparlamaya çalışan adam, boşlukta sallanırken kendisini taşıyan kuru dalın dibindeki bal peteğini fark etmiş. Bir eliyle yakaladığı dalı sımsıkı tutup, diğer eliyle baldan bir parmak alarak ağzına atmış. Keyifle bal tutan parmağını yalarken de:</p>
<p>“Oh!!!” demiş. “Hayat ne güzel!”</p>
<p>Feriduddin Attar</p>
<p>Bu kitabı hayatımın balları eşim Arzu ile çaocuklarım Selman, Sinan ve Merve’ye ithaf ediyorum…</p>
<p><!--[if !supportLineBreakNewLine]--><span id="more-16"></span></p>
<p><!--[endif]--></p>
<p class="MsoNormal">Eski bir Hint hikayesine göre, ihtiyar bir guru, genç müridiyle birlikte seyahat ediyormuş. Yorgunluktan yürüyemez hale gelince bir ağacın dibine oturmuş ve müridinden, belindeki<span> </span>testiyle, uzaktaki köyden kendisine su getirmesini istemiş. Yola koyulan mürid bir süre sonra çeşmeye varmış. Gün ortası olduğundan, çeşmenin etrafı su almaya gelen köyün kadınlarıyla cıvıl cıvılmış. Hele içlerinden bir tanesi varmış ki, genç mürid onu görür görmez kalbinden vurulmuş ve o anda aklında ne testi kalmış ne de ağacın altında su bekleyen gurusu. Kızı evine kadar takip edip, mecnun misali günlerce evinin etrafında dolaşmış. Sonunda durumun farkına varan kızın babası, genç adama ne istediğini sormuş. Genç mürid, kıznı sevdiğini ve onunla evlenmek istediğini söyleyince de rıza gösterip ikisini evlendirmiş. Bir çocuk, iki çocuk derken aradan seneler geçmiş ve müridin büyüyen oğlu babasının izniyle evden ayrılıp kısmetini aramaya çıkmış. Yavaş yavaş bütün çocuklar izin isteyerek yuvayı terk etmişler. Derken önce kayınpederi, sonra kayınvalidesi en nihayet de karısı vefat etmiş ve mürid kendini yine yapayalnız bulmuş. Bir gün üzgün bir şekilde köyün çeşmesinin önünden geçerken aklına aniden(!) testi, su ve ağacın altında bıraktığı ihtiiyar gurusu gelmiş. Telaşla eve koşmuş, önce arayıp tarayıp testiyi bulmuş, sonra da çeşmeden su doldurarak şeyhini bıraktığı ağacın altına yollanmış. Soluk soluğa vardığında, ihitiyarı aynı bıraktığı günkü gibi sırtı ağaca dayalı, gözleri ufukta bir noktaya takılı sanki bir heykelmiş gibi hareketsiz bir vaziyette, derin bir tefekkür aleminde bulmuş. Dönüşünü haber vermek, biraz da hayatta olup olmadığını anlamak için, çekinerek şeyhin omuzuna dokunduğunda, yaşlı adam gözlerini yavaş yavaş diktiği o bilinmeyen noktadan müridine doğru çevirmiş ve<br />
“merak etmeye başlamıştım evlat…!” demiş.</p>
<p>Hayatımızı dolduran dalgınlık ve şaşkınlıklarımızı çok güzel ifade eden bu hikayeyi çok severim. Hepimiz “Ayrılık Çeşmesi”<span> </span>etrafında dolaşıyoruz. Ta ki varlık sebebimiz kafamıza dank dank edinceye kadar. İşte ancak o zaman hayat başka bir anlam kazanıyor.</p>
<p>Kitabıma ismini verdiğim “Ayrılık Çeşmesi”, Kadıköy civarında, bugün sadece aynı adı taşıyan bir otobüs durağı ile etrafını çeviren binaların arasında bulunan ve artık suyu bile akmayan eski bir çeşmedir. Geçmiş zamanlarda bu doğuya gidenlerin ve gelenlerin yolcu edildiği veya karşılandığı, belki de su gibi su gibi çabuk gelmeleri dileğiyle arkalarında su döküldüğü yermiş.</p>
<p class="MsoNormal">Hacca giden hacılara, sefere çıkan padişahlara bu çeşmeye kadar refakat edilir, yolcu taze başlayan hasretiyle, belki de uzun zamandır hazırlığını yaptığı yolculuğuna, yine bu çeşmede arkasında bıraktıklarıyla buluşabilme ümidiyle yola koyulurmuş.</p>
<p>Bu çeşmeden ben de çok kez sevdiklerimi arkamda bırakarak yollara düştüm. Bugünse, bilinmez bir âleme yolculuğun simgesi olan “Ayrılık Çeşmesi” artık benim iç dünyamda akmakta.</p>
<p>Hz. Mevlânâ’nın Mesnevi’sine başlarken:</p>
<p>Dinle neyden çün hikâyet itmede<br />
Ayrılıklardan şikayet itmede</p>
<p>dediği gibi, neyimle hikaye ettiklerimi<span> </span>bugün dilimin döndüğü kadar sözlerle anlatmaya çalıştım, her ne kadar sürç-i lisan ettimse affola.</p>
<p><!--[if !supportLineBreakNewLine]--></p>
<p><!--[endif]--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/ayrilik-cesmesi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Otuz Beş Yaş Şiiri</title>
		<link>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/otuz-bes-yas-siiri.htm</link>
		<comments>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/otuz-bes-yas-siiri.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 May 2008 19:06:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okudum Bitti]]></category>
		<category><![CDATA[Altı Çizili Satırlar]]></category>
		<category><![CDATA[cahit sıtkı tarancı]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=14</guid>
		<description><![CDATA[1946&#8217;da CHP&#8217;nin &#246;d&#252;l verdiği &#8220;Otuz Beş Yaş&#8221; şiirinde Cahit Sıtkı Tarancı, neden Dante&#8217;yi misal g&#246;steriyor, neden 35 yaşı &#246;mr&#252;n yarısı sayıyor?
Dante bu yaşa kadar berbat bir hayat yaşıyor. Floransa Cumhuriyeti&#8217;nde Siyahlarla Beyazların arasında anlaşmazlık artınca Papa 1300&#8217;&#252; &#8220;J&#252;bile Yılı&#8221; olarak ilan ediyor.İki milyona yakın muazzam bir kalabalık Roma&#8217;ya doluyor. Dante de bunların arasındadır, g&#246;rd&#252;ğ&#252; manzaralar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1946&rsquo;da CHP&rsquo;nin &ouml;d&uuml;l verdiği &ldquo;Otuz Beş Yaş&rdquo; şiirinde Cahit Sıtkı Tarancı, neden Dante&rsquo;yi misal g&ouml;steriyor, neden 35 yaşı &ouml;mr&uuml;n yarısı sayıyor?</p>
<p><o:p></o:p>Dante bu yaşa kadar berbat bir hayat yaşıyor. Floransa Cumhuriyeti&rsquo;nde Siyahlarla Beyazların arasında anlaşmazlık artınca Papa 1300&rsquo;&uuml; &ldquo;J&uuml;bile Yılı&rdquo; olarak ilan ediyor.İki milyona yakın muazzam bir kalabalık Roma&rsquo;ya doluyor. Dante de bunların arasındadır, g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; manzaralar g&ouml;z&uuml;n&uuml; de, g&ouml;nl&uuml;n&uuml; de doyuruyor ve kararını veriyor:<br />
&ldquo;İnsanlara en iyi yolu g&ouml;stereceğim.&rdquo;</p>
<p>Bu sırada 35 yaşındadır. Yani 35 yaş, Dante&rsquo;nin k&ouml;t&uuml; hayattan iyi hayata d&ouml;n&uuml;ş noktasıdır.<br />
Dante, Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;i ve hadis-i şerifleri inceliyor. Cennet, Cehennem, Arafat isimli &uuml;&ccedil; eserini &ldquo;İlahi Komedya&rdquo; adı altında topluyor.<br />
1941&rsquo;de Hasan Ali Y&uuml;cel, Milli Eğitim Bakanı iken beş y&uuml;z kadar terc&uuml;me kitap yayınlattı.<br />
Cahit Sıtkı, bunlardan &ldquo;Cehennem&rdquo; isimli kitabı okuyunca, &ouml;zellikle m&uuml;tercim Dr. Feridun Timur&rsquo;un yazdığı &ouml;z s&ouml;z&uuml;n tesirinde kalıp, Dante&rsquo;yi &ouml;rnek alıyor.</p>
<p class="MsoNormal">Her ikisi de &ouml;m&uuml;r ortalamasını 70 kabul ediyor, amma Dante 56, Cahit Sıtkı da 46 yaşında &ouml;lm&uuml;şt&uuml;r.<span id="more-14"></span></p>
<p class="MsoNormal"><b>OTUZ BEŞ YAŞ</b><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p></o:p>Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder. <o:p></o:p><br />
Dante gibi ortasındayız &ouml;mr&uuml;n. <o:p></o:p><br />
Delikanlı &ccedil;ağımızdaki cevher, <o:p></o:p><br />
Yalvarmak, yakarmak nafile bug&uuml;n, <o:p></o:p><br />
G&ouml;z&uuml;n&uuml;n yaşına bakmadan gider. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p></o:p>Şakaklarıma kar mı yağdı ne? <o:p></o:p><br />
Benim mi Allah&#8217;ım bu &ccedil;izgili y&uuml;z? <o:p></o:p><br />
Ya g&ouml;zler altındaki mor halkalar? <img hspace="5" height="264" align="right" width="200" vspace="5" alt="Cahit Sıtkı Tarancı" src="http://msadik.com/wp-content/uploads/image/okudum/cst_b.jpg" /><o:p></o:p><br />
Neden b&ouml;yle d&uuml;şman g&ouml;r&uuml;n&uuml;yorsunuz; <o:p></o:p><br />
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar? </p>
<p>Zamanla nasıl değişiyor insan! <br />
Hangi resmime baksam ben değilim: <o:p></o:p><br />
Nerde o g&uuml;nler, o şevk, o heyecan? <o:p></o:p><br />
Bu g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; adam ben değilim <o:p></o:p><br />
Yalandır kaygısız olduğum yalan. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p></o:p>Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız; <o:p></o:p><br />
Hatırası bile yabancı gelir. <o:p></o:p><br />
Hayata beraber başladığımız <o:p></o:p><br />
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; <o:p></o:p><br />
Gittik&ccedil;e artıyor yalnızlığımız <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p></o:p>G&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml;n başka rengi de varmış! <br />
Ge&ccedil; farkettim taşın sert olduğunu. <o:p></o:p><br />
Su insanı boğar, ateş yakarmış! <o:p></o:p><br />
Her doğan g&uuml;n&uuml;n bir dert olduğunu, <o:p></o:p><br />
İnsan bu yaşa gelince anlarmış. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ayva sarı nar kırmızı sonbahar! <o:p></o:p><br />
Her yıl biraz daha benimsediğim. <o:p></o:p><br />
Ne d&ouml;n&uuml;p duruyor havada kuşlar? <o:p></o:p><br />
Nerden &ccedil;ıktı bu cenaze? &Ouml;len kim? <o:p></o:p><br />
Bu ka&ccedil;ıncı bah&ccedil;e g&ouml;rd&uuml;m tarumar. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p></o:p>N&#8217;eylesin &ouml;l&uuml;m herkesin başında. <br />
Uyudun uyanamadın olacak <o:p></o:p><br />
Kim bilir nerde, nasıl, ka&ccedil; yaşında? <o:p></o:p><br />
Bir namazlık saltanatın olacak. <o:p></o:p><br />
Taht misali o musalla tasında. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/otuz-bes-yas-siiri.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Giderken söylenmiştir &#8211; İbrahim Tenekeci</title>
		<link>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/giderken-soylenmistir-ibrahim-tenekeci.htm</link>
		<comments>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/giderken-soylenmistir-ibrahim-tenekeci.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 May 2008 18:59:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okudum Bitti]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim tenekeci]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=13</guid>
		<description><![CDATA[Taşların İ&#231;indeki
Bir annenin elindeki pazar &#231;antası
bilmezdim nasıl b&#252;ker bir babanın belini
y&#252;z&#252; g&#246;z&#252; olmayan p şekilsiz korkular
bilmezdim nasıl b&#252;ker bir babanın belini
&#231;i&#231;eklerin emzirdiği o k&#252;&#231;&#252;k kanatlılar.
kısmışım sesimi lambayı kısar gibi
i&#231;ine kapanık bir taşım şimdi,
g&#246;z&#252;m olsaydı eğer d&#252;nya nimetlerinde 
pekala bulurdum onları bir &#231;&#246;pl&#252;kte,
bir şey ki dilimin varmadığı
kuşların &#231;arpmadığı u&#231;arken g&#246;kte-
g&#252;nler gelip ge&#231;ti, hi&#231; direnmedim
suyu yıkayan allah, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Taşların İ&ccedil;indeki</p>
<p class="MsoNormal"><o:p></o:p>Bir annenin elindeki pazar &ccedil;antası<br />
bilmezdim nasıl b&uuml;ker bir babanın belini<br />
y&uuml;z&uuml; g&ouml;z&uuml; olmayan p şekilsiz korkular<br />
bilmezdim nasıl b&uuml;ker bir babanın belini<br />
&ccedil;i&ccedil;eklerin emzirdiği o k&uuml;&ccedil;&uuml;k kanatlılar.<img width="200" vspace="5" hspace="5" height="313" align="right" alt="Giderken S&ouml;ylenmiştir" src="http://msadik.com/wp-content/uploads/image/okudum/giderken.jpg" /></p>
<p>kısmışım sesimi lambayı kısar gibi<br />
i&ccedil;ine kapanık bir taşım şimdi,<br />
g&ouml;z&uuml;m olsaydı eğer d&uuml;nya nimetlerinde <br />
pekala bulurdum onları bir &ccedil;&ouml;pl&uuml;kte,<br />
bir şey ki dilimin varmadığı<br />
kuşların &ccedil;arpmadığı u&ccedil;arken g&ouml;kte-</p>
<p>g&uuml;nler gelip ge&ccedil;ti, hi&ccedil; direnmedim<br />
suyu yıkayan allah, sulayan ormanları<br />
&ouml;p&uuml;p başıma koyduğum g&ouml;ky&uuml;z&uuml; kadar aziz <br />
bağışladı bana, suskun olmayı</p>
<p class="MsoNormal"><o:p></o:p><o:p></o:p>III</p>
<p>kapıya yakın otururdum eskiden <br />
korsancılık oynardım tek g&ouml;zl&uuml; evlerde<br />
isterdim ki habire &ccedil;ınlasın kulaklarım<br />
beni ansın g&ouml;ky&uuml;z&uuml; bile.</p>
<p>yok artık <br />
beni suya g&ouml;t&uuml;ren o g&uuml;zelim nedenler,<br />
&ccedil;&uuml;r&uuml;yerek geliyor bana gelen ne varsa<br />
cenazeye &ouml;l&uuml;den &ouml;nce gelenler:</p>
<p>yaşasın diyorlar, yaşamayı hak eden<br />
varsın bulunmasın &ccedil;orabımızın teki<br />
g&uuml;l&uuml;msemek i&ccedil;in ne g&uuml;zel neden<br />
tapu işlemleri ve yemek tarifleri.<br style="" /><br />
<!--[if !supportLineBreakNewLine]--><span id="more-13"></span><br style="" /><br />
<!--[endif]--><i style="">kendine yazık eden<o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal">&#8212;&#8212;&#8212;<br />
hep kendine d&ouml;k&uuml;yor t&uuml;t&uuml;n kolonyasını,<br />
&#8212;<br />
kuş<br />
kuludur kanadının</p>
<p class="MsoNormal"><o:p></o:p><i style="">II<o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal">&#8212;&#8211;<br />
kimsenin bilmediği g&ouml;bek adıyla<br />
&#8212;-<br />
bir elif miktarı uzat boynunu<br />
budur işte, şeklimiz şem&acirc;limiz.</p>
<p><i style="">&ouml;zet g&ouml;r&uuml;nt&uuml;ler</i></p>
<p>ahşap bir d&uuml;nyanın herhangi bir k&ouml;şesinde<br />
kim direnebilir bit bandonun ritmine.</p>
<p><i style="">olmayan</i><span style="">&nbsp; </span></p>
<p class="MsoNormal">nereye bakıyorsun, orası yok ki.<br />
elma bah&ccedil;eleri, eski insanlar<br />
duruyor d&uuml;nde, bir şey diyecek gibi<br />
&ccedil;i&ccedil;eği burnunda bir demet nergis<br />
gibi duruyor, şaşırmış sanki.</p>
<p class="MsoNormal"><o:p></o:p>Herkes yattıktan sonra, ben ona<br />
sesli d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r orman, kuş sesleri vs<br />
yoktur orada t&uuml;rk&ccedil;esi bozuk olan,<br />
diye anlatıyorum, artık olmayan<br />
g&uuml;cenmiş g&uuml;zelliği, o kutlu ikindiyi<br />
hak ge&ccedil;mesin diye durduğum zaman.</p>
<p class="MsoNormal"><o:p></o:p><i style="">Gen&ccedil; g&ouml;r&uuml;nmek isteyen</p>
<p></i>suyu kurutuyorlar derine inmek i&ccedil;in,<br />
&hellip;&hellip;.<br />
g&ouml;z&uuml;m&uuml; kapasam ve a&ccedil;tığımda<br />
bilsem hangi dert &ouml;zl&uuml;yor beni<br />
hangi dağ ayakta zor duruyor<br />
g&ouml;z&uuml;m&uuml; a&ccedil;sam ve g&ouml;rmesem kimseyi.<br />
<i style=""><br />
<br style="" /><br />
<!--[if !supportLineBreakNewLine]--><br style="" /><br />
<!--[endif]--><o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style=""><o:p>&nbsp;</o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style=""><o:p>&nbsp;</o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="">Terden bembeyaz<o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style=""><o:p>&nbsp;</o:p></i></p>
<p class="MsoNormal">Şu sıkıntı, ne kadar d&uuml;şk&uuml;n bana<br />
&hellip;&hellip;.</p>
<p>d&uuml;nlerin biriktiği bu yongalıkta<br />
seni de severim yolumun &uuml;st&uuml;ndeysen<br />
kar olur yağarım terden bembeyaz<br />
nedensiz sevin&ccedil;ler alırım sana<br />
baksam da g&ouml;rmem aşk gibi kurnaz<br />
g&uuml;n bitti ve şaşırdık, bir kez daha<br />
kaldırıp baktık, birer birer evlerin<br />
ve dağların denizlerin altına.</p>
<p>seni yoksulkern g&ouml;rd&uuml;m, daha g&uuml;zeldin<br />
gel ey mahcubiyet, saklan arkama.<br />
<br style="" /><br />
<!--[if !supportLineBreakNewLine]--><br style="" /><br />
<!--[endif]--></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>
<p class="MsoNormal">giderken s&ouml;ylenmiştir</p>
<p class="MsoNormal">
seviyorum aklımın almadığı şeyleri<br />
titriyorum emin olduğum zaman<br />
evlerin ev halkının ve devletlerin<br />
gidiyorum bıraktığı boşluktan.</p>
<p>nefes alıp emek veren, insan g&ouml;r&uuml;nce ka&ccedil;an<br />
gereksiz harcamalar gibi herkesin<br />
canını sıkan ve sonra bırakan<br />
gidiyorum, bu kesin.</p>
<p>II</p>
<p>ancak uyurken rabbime nazım ge&ccedil;er.</p>
<p>III</p>
<p>s&ouml;zc&uuml;k yapımında kullanılan <br />
bir şeydir senin g&uuml;l&uuml;ş&uuml;n.<br />
herkes g&uuml;zeldir sustuğu kadar<br />
sen de g&uuml;zelsin, bu m&uuml;mk&uuml;n</p>
<p>ne kaldı geriye aslına uygun olan,<br />
tutumlu g&uuml;neş, girişken g&uuml;n<br />
gibi sen kaldın, eli ekek tutan<br />
bir bah&ccedil;e kadar d&uuml;zg&uuml;n.</p>
<p>adres değişikliği</p>
<p>topa vurmak i&ccedil;in o kadar a&ccedil;ıldı ki<br />
topu bulamadı bir daha,<br />
diyorum ben insana;<br />
şaşırmayan ne bilsin.</p>
<p>Kur&rsquo;an okunurken susuyor herkes<br />
ge&ccedil;iş &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; onundur &ccedil;&uuml;nk&uuml;.<br />
b&uuml;t&uuml;n &ccedil;i&ccedil;ekleri otob&uuml;s tutar,<br />
diye yazmışım, koklayıp g&uuml;l&uuml;.<br />
<br style="" /><br />
<!--[if !supportLineBreakNewLine]--><br style="" /><br />
<!--[endif]--></p>
<p class="MsoNormal">su&ccedil;luluk duygusu</p>
<p>II</p>
<p>kalkmaya hazırlanan misafiri severim</p>
<p>
<i style="">&uuml;z&uuml;lmek i&ccedil;in gerekli malzemeler</i></p>
<p>kirleniyor su insana yaklaştık&ccedil;a</p>
<p>
II</p>
<p>bir yaprağı kim &ccedil;izer ağa&ccedil;tan daha iyi.</p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><i style="">Işıklandırma &ccedil;alışmaları<o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal">
biz doktora gideriz, ya bir kuş hastalansa</p>
<p>VI</p>
<p>bayram namazını şaşırmak kadar doğal</p>
<p>VIII</p>
<p>budur işte d&uuml;nyanın s&ouml;ylediği<br />
g&ouml;lleri ırmakları kurutan şarkı<br />
uzatır her akşam sevgili g&uuml;neş<br />
suların i&ccedil;ine yorgun ayaklarını<br />
kapılar kapanır tertemiz bir g&uuml;venle<br />
almıştır herkes alacağını.</p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hayır duası</p>
<p>bir &ccedil;i&ccedil;ek d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n, yerini eğenmeyen<br />
&ccedil;i&ccedil;ek işte, herkese nazı ge&ccedil;en<br />
solar &ccedil;i&ccedil;ek, beğenmezse yerini<br />
yani sen, yani ben.</p>
<p>g&ouml;k herkesin iyi duru &uuml;st&uuml;nde.<br />
g&ouml;k işte, boşluğu boşver deme<br />
kurt da kurtlanır onun altında<br />
ilk &uuml;&ccedil;e girenler de.</p>
<p>&ccedil;imenleri g&ouml;r&uuml;r g&ouml;rmez ah dedim<br />
bir toprak kalmış sesini y&uuml;kseltmeyen<br />
toprak iştei anladın mı ey fani<br />
sadece odur, yaşını g&ouml;stermeyen.</p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>
<p class="MsoNormal">&Ouml;fkesi ge&ccedil;miş olan</p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>
<p><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">Ellerinden &ouml;penin &ccedil;ok olmasın ey d&uuml;nya!</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<div style="page-break-after: always;"><span style="display: none;">&nbsp;</span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/giderken-soylenmistir-ibrahim-tenekeci.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Aşk Öyküsü</title>
		<link>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/9.htm</link>
		<comments>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/9.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 May 2008 08:56:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Sadık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okudum Bitti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msadik.com/?p=9</guid>
		<description><![CDATA[Moses Mendelssohn hi&#231; yakışıklı bir adam değildi. &#199;ok kısa boyunun olması yani sıra, &#231;ok garip bir de kamburu vardı. Mendelsohn, g&#252;n&#252;n birinde Hamburg&#8217;da yaşayan bir işadamını ziyarete gitti. İşadamının, Frumtje adında cok g&#252;zel bir kızı vardı. Moses, bu g&#252;zel kıza umutsuz aşkla tutuldu. Fakat g&#252;zel kız onun &#231;irkin g&#246;r&#252;nt&#252;s&#252;nden &#252;rkm&#252;şt&#252;. O nedenle, değil onun sevgisine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Moses Mendelssohn hi&ccedil; yakışıklı bir adam değildi. &Ccedil;ok kısa boyunun olması yani sıra, &ccedil;ok garip bir de kamburu vardı. Mendelsohn, g&uuml;n&uuml;n birinde Hamburg&rsquo;da yaşayan bir işadamını ziyarete gitti. İşadamının, Frumtje adında cok g&uuml;zel bir kızı vardı. Moses, bu g&uuml;zel kıza umutsuz aşkla tutuldu. Fakat g&uuml;zel kız onun &ccedil;irkin g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml;nden &uuml;rkm&uuml;şt&uuml;. O nedenle, değil onun sevgisine karşılık vermek, y&uuml;z&uuml;ne bile bakmak istemiyordu. </p>
<p>Ayrılma zamanı geldiğinde Moses, g&uuml;zel kızın &uuml;st kattaki odasına &ccedil;ıktı ve t&uuml;m cesaretini toplayarak onunla son kez konuşma girişiminde bulundu. Kızın g&uuml;zelliği &ouml;ylesine olağan &uuml;st&uuml;ydiki, bir an i&ccedil;in onun cennetten geldiğini bile d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. Fakat kızın, başını kaldırıp da y&uuml;z&uuml;ne bakmamaktaki direnci, Mosesi &ccedil;ok &uuml;zd&uuml;. </p>
<p>G&uuml;&ccedil;l&uuml;kle bakabildiği konuşmasını sırasında &ccedil;irkin aşık, bu g&uuml;zel kıza bir soru sordu: &ldquo;Evliliklerin kutsal bir &ouml;zelliği olduğuna inanır misiniz ?&rdquo; &ldquo;elbette&rdquo; diyerek yanıtladı g&uuml;zel kiz ve g&ouml;zlerini yine kaldırmayıp Mosesin y&uuml;z&uuml;ne yine bakmadan, kendi de ona bir soru sordu: &ldquo;Peki ya siz ?&rdquo; dedi. &ldquo;Siz inanırmısınız buna ?&rdquo; Moses bir an bile duraksamadı: &ldquo;Evet, bende inanırım&rdquo; dedi ve ekledi: &ldquo;Biliyor musunuz? Her erkek &ccedil;ocuğu doğduğunda Tanrı, onun evleneceği kızı belirlermiş. </p>
<p>Benim doğduğumda da benim evleneceğim kız belirlenmiş ve bana &acute;Senin karın kambur olacak `demiş. O zaman ben bir istekte bulunmuşum Tanrı&acute;dan. &ldquo;Tanrım, kambur bir kadın bir trajedi olur, l&uuml;tfen onun kamburluğunu bana ver ve onu g&uuml;zel bir kadın yap demiştim&rdquo; Mosesin bu s&ouml;zlerinden sonra Frumtje g&ouml;zlerini yerden kaldırdı, onun g&ouml;zlerinin i&ccedil;ine baktı ve elini uzatıp, Mosesin elini tuttu. Ve daha sonra da onun, sevgili eşi oldu. Bu anlattıgım bir &ldquo;peri masalı&rdquo; değil, &uuml;nl&uuml; Alman besteci Mendelssohn&acute;un b&uuml;y&uuml;kbabasi ile b&uuml;y&uuml;kannesinin evlenmelerinin &ouml;yk&uuml;s&uuml;d&uuml;r.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msadik.com/alti-cizili-satirlar/okudum-bitti/9.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
