Felsefeye dansla vücut veren usta: Maurice Béjart

Posted by M. Sadık

Dansçı/koreograf Maurice Bejart, 22 kasımda, Lozan’da mavi gözlerini hayata kapattı. Öyle bir dünya vatandaşına Fransız demeye dilim varmıyor ama Marsilya’da doğmuş, işte. Bejart’ın "tamamıyla tesadüf" dediği dans serüveninin, vücudunun zayıflığı  nedeniyle doktorunun dans dersi almasını önerdiği 14 yaşında başladığı söylenir. Oysa tarih daha eskidir. 1927′de Marsilya’da doğan Bejart’ın dansa ruh işlemesinin temeli filozof olan babası  Gaston Berger’in etkisiyle başlar. Babası gibi felsefe eğitimi alır. Daha sonra din değiştirerek Sufi olmasında bu felsefi etkinin rolü büyük olacaktır.

maurice bejart

Müziğin dansla uyumunu, sade insan vücudunun müzikle ne çok şey anlatabileceğini, Bejart’ın gözde oyuncusu Jorge  Donn’un 1960′larda sahnelediği Bolero yorumunda fark edersiniz. Bütün oyunlarında aynı sadelik, aynı koyu kırmızı, gece mavisi, aynı baştan çıkarıcı dekor, müzik ve dansın aynı güçlü ahengi… Bütün şatafatlı gösterileri paçavraya çıkaran bir sadelik…

Bana göre O’nu benzerlerinden farklı kılan en önemli özelliği felsefe toprağında yeşermesi.

Koreografilerinin konusunda, isimlerinde, seçtiği müziklerle sahne  tasarımının içiçe geçmesindeki sade ama çarpıcı yaratıcılıkta derin bir felsefe gücü var. Dansın felsefesini mi yapıyor, yoksa felsefeye mi dansla vücut veriyor ayırt edemiyorsunuz. Hem de bunu çok zor seyirci bulan modern dansla yapıyor. Küçük bir elitin izlediği modern dansı, pahalı  tiyatro salonlarından stadyumlara taşımayı başarmasının nedeni de bu güç. Üstelik Bejart bunu, 68′teki özgürlük hareketinden bile önce 1950′li yıllarda yapmaya başlıyor. Dans dünyasında gerçek bir devrim…

Daha ilk çalışmasında klasik dansçılardan "fazla" ve "farklı" olduğu ortaya  çıkıyor. Geleneksel dansla barışamayan ve baskısından kaçıp Brüksel’e sığınan koreograf, "Yirminci Yüzyıl Balesi" adli grubunu kuruyor.

İlk göze çarpan calışması 1955 yılında Pierre Henry’nin müziğiyle süslediği  “Yalnız Bir Adam İçin Senfoni. Stravinsky’nin müziği esliğinde, Bahar Ayini {Sacre de Prin-temps) adlı oyunuyla büyük başarı elde ediyor. Bu eseriyle Bejart stili doğuyor. 27 yıl boyunca yaşadığı Brüksel’de akşamlar O’nunla daha hızlı bir ritim yakalıyor. Beethoven’ın  9. Senfonisi, Romeo ve Jülyet, Modern Zamanlar İç in Ayin ama en çok da Ravel’in Bolero’su için 1960′larda yaptığı koreografi hafızalara ‘kazınıyor. Bejart, 1976′da Moliere’ in Maladie Imaginaire adlı oyunuyla, dans ve diğer tiyatro formları arasındaki bütün bariyerleri biran yeni bir misyon üstleniyor.

Aldığı  teklif üzerine Lozan’a giderek Bejart Bale Okulu’nu kuruyor. Babasının ve Şah Pevlevi döneminde İran’a gerçekleştirdiği ziyaretlerin etkisiyle Sufi felsefesine yoğunlaşıyor ve din değiştirerek Sufiliği seçiyor. Bejart bu tercihini "Önemli olan hangi dinden olduğunuz değil. Size hitap eden birini seçersiniz. Ancak bu diğerlerinin iyi olmadığı  anlamına gelmez" diye açıklıyor. Bu değişim oyunlarında felsefenin ayak izlerini daha da derinleştiriyor. AIDS ve çevre gibi dünya sorunlarına ve Nietzsche, Mevlana gibi felsefenin dev isimlerine yöneliyor. Zerduşt He Dua ve Dans bu dönemde doğuyor. Dua ve Dans’ın bu yıl İstanbul’da da gösterilmesi Bejart’ı  Türkiye’ye tanıtıyor.

Bejart, soluğu yetseydi, son oyunu 80 Dakikada Devr-i Alem’i 20 Aralikta Lozan’da sahneye koyacaktı. Ama hayata son reveransim yaparak sahneyi terketti. Şimdi oyuncuları, O’nun sahneye koyduğu Queen’in Şarkısı Show must go on da (Gösteri devam etmeli) olduğu gibi, son eserini sahnelemek için çalışmaya koyuldu. Bejart’ın  yıldız oyuncularından biri ustanın ardından "Eminim Şimdi yıldızlara dans ettiriyordur," bir diğeri "Dansın tanrısı oldu" diyordu.

Yıldızları dans ederken görürseniz şaşırmayın olur mu?

Arzu Çakır Morin
Taraf Gazetesi

 

Tags: , ,

This entry was posted on Perşembe, Mayıs 29th, 2008 at 13:37 and is filed under Meşk Olsun. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Yorum Yazın