İzledik… Dinleyeceğiz
‘Yazı Tura’ filminin Erkan Oğur imzalı müzikleri Kalan Müzik’ten çıktı. Filmin müzikleriyle Altın Portakal kazanan Oğur, ‘Ödüller, hiçbir şey ifade etmiyor’ diyor
Uğur Yücel’in senaryosunu yazdığı ve yönettiği ‘Yazı Tura’ filminin, Erkan Oğur tarafından hazırlanan müzikleri Kalan Müzik etiketiyle yayımlandı. 11 dalda Altın Portakal kazanan ‘Yazı Tura’nın Erkan Oğur imzalı müzikleri de ödüle değer görüldü. 1996′da ‘Eşkıya’ filminin müziklerini de yapan Erkan Oğur, “Altın Portakal benim için hiç mühim değil. Ödüller, bana bir şey ifade etmiyor” diyor. 
‘Yazı Tura’ ile ilk kez kamera arkasına geçen Uğur Yücel istediği için filmin müziklerini yaptığını belirten Erkan Oğur, Yücel’le çalışmaktan keyif aldığının altını çiziyor: “Filmlerde normalde senaryoyu yazan kişi de oturup müzik senaryosunu oluşturabilir. Yani senaryo yazan kişi de müzik tasarımını kendisi yapabilir, müzisyen de. Biz, ‘Yazı Tura’da Uğur Yücel’le bu konuda birlikte çalıştık.” Erkan Oğur, önce ‘Yazı Tura’nın montaj öncesi halini izleyip konuyu anladıktan sonra çalışmaya başlamış. Uğur Yücel’in istediği sahnelere, kendi uygun gördüklerini de ekleyerek müzikleri tasarlamış ve ortaya geniş bir repertuvara sahip bu albüm çıkmış.
‘Sürpriz’ klasikler Soundtrack albümde konuk sanatçı olarak yer alan Suren Asaduryan (duduk), Adnan Karaduman (keman) ve Ayşe Özbekligil (keman) dışında tüm enstrümanlar Erkan Oğur tarafından çalınıyor. Oğur’un perdesiz gitarıyla yorumladığı Eric Satie, Frederic Chopin ve J.S. Bach gibi klasik müzik bestecilerinin eserleri albümün en büyük sürprizi. Bunların yanı sıra, Itri’nın ‘Tekbir’i, ünlü ‘Dersim Dört Dağ İçinde’ türküsü ve ‘Zülfü Kâküllerin Amber Misali’ deyişinde Oğur, hem çalıyor hem söylüyor. ‘Hada’, ‘Garipler’, ‘Ağırlama’ ve ‘Görünmeyen’ ise Oğur’un bu film için yaptığı yeni besteleri.
Erkan Oğur, Uğur Yücel’le çalışmayı heyecan verici buluyor. Albümün kartonetinden anlıyoruz ki, bu durum Uğur Yücel için de geçerli: “Oyunculuk için ‘ruh göçü’dür derken ne anlatmak istiyorsam, Erkan’ın müziğinde de o var. Çalarken sazlarının ruhuna göçüyor.”
Türk halk müziğine perdesiz gitarıyla özgün yorumlar katan Oğur ‘Anadolu Beşik’, ‘Gülün Kokusu Vardı’ albümlerinde İsmail Hakki Demircioğlu ile çalıştı. Djivan Gasparyan ile ‘Fuad’ albümüne imza atan Erkan Oğur, ‘Hiç’ isimli albümünde Okan Murat Öztürk ile çalıştı. Kendi stiliyle Türk halk müziğine müzikal bir boyut ve mistisizm kazandıran Oğur’un ‘Bir Ömürlük Misafir’ ise ilk solo albümü.
Müjde Yazıcı – Radikal
Müziğimde Ulaşılmaz Olana Özlem Var
Erkan Oğur, 1954 Ankara doğumlu ama onun müzik öyküsünün başladığı yer olan Elazığ’la başlıyor hayat öyküsü de…Müziğinde duyduklarımız çocukluk ve gençlik dönemlerinin geçtiği Elazığ’ın kazandırdığı kültürel birikimin yansımaları…
Doktor bir baba ve orta tahsilli ev hanımı bir annenin çocukları Erkan Oğur. Baba Oğur biricik oğluna 6 altı yaşındayken oyalanması için boyu kadar bir keman alır. İlk günlerde çok barışık olmaz ama yıl sonuna doğru alır kemanı kaçar Harput’un tepelerine, dağlarına.. Eğlence olsun diye eve giren keman, ailedeki büyüklerin keyfini kaçırmaya başlamıştır. Oğulları sık sık ortadan kaybolur. Bu soruna bir çözüm bulunur ve keman erişilemeyecek bir yere kaldırılır. İşte o günlerde temeli atılır müzik serüveninin… (daha fazla…)
Müzisyenin en caz hali
Erkan Oğur, Turgut Alp Berkoğlu ve İlkin Deniz yıllar sonra bir araya geldi ve stüdyoya girdi.
Yıllardır müzik çevrelerinde kendince bir efsane halini alan Telvin grubu nihayet beklenen albümünü yaptı. İki CD’lik albüm, çağdaş cazın renklerini barındıran ve müzisyenlerin ustalıklarını sergileyen özel bir çalışma..
Telvin, Türkiyeli cazseverlerin yıllardır dillerinden düşürmediği, nadir verdiği konserleri nedeniyle mutlaka bir albüm çıkarması beklenen bir gruptu. Bu ilginin nedeni, Telvin’i oluşturan üç müzisyenin de kendi enstrümanlarında ülkenin en iyileri arasında olmaları. Gecikmenin önemli nedenlerinden biri üçlünün basçısı olan İlkin Deniz’in yıllardır ABD’de yaşıyor olması. Gitarist Erkan Oğur ve davulcu Turgut Alp Bekoğlu, İlkin Deniz dışında bir basçıyla stüdyoya giremiyorlardı. ABD’de bile başarılı konserler vermişlerdi. Çaldıkları hep ortak kompozisyonlardı. Dolayısıyla ancak beraber özenle çalabilirlerdi parçalarını. İşte bu trionun o beklenen albümü kısa süre önce nihayet yayımlandı. Hem de bir double albüm olarak. (daha fazla…)
Nağmenin Tekâmülü
Erkan Oğur’u yakın zamanlarda Babylon müzik performans merkezinde dinleyenler 1995′te kurulmuş bir grubu ilk kez tanıma şerefine de erişmiş oldular. Bu konserde diğer konserlerden farklı olan bir şey daha vardı: Oğur’un parça aralarında, eserle ilgili izahları yaparken tasavvufî terimler kullanması. Yaptığı müziğin daha iyi anlaşılması için tasavvufî argümanlardan yararlanması, icra ettiği müziğe ve sahnede sergilediği “hâl ve tavrı”na çok ters durmuyordu doğrusu. Fakat, Eşkıya filminin müziği, perdesiz gitar, Elazığ türküleri gibi onun imajını oluşturan kavramların içinde tasavvuf yoktu.
Tasavvuf ve müzik
“Tasavvufla ilişkim sırf müzikle sınırlı değil. Müzik, hayatımızın içinde bizimle devam eden bir unsur sadece. Ben koyu, geleneksel mânâda tasavvufî kişiliği olan veya öyle yaşayan, yazan-çizen birisi değilim; ama doğal olarak kendimi tabiata yakın hissediyorum, öyle yaşamak özlemi var bende. Düşüncelerim, oturuşum, kalkışım filan biraz öyle gibi görünüyor. Ya da ben öyle hissediyorum.” (daha fazla…)
Ortalığa Nağme Savurmuyorum
“Bir Ömürlük Misafir” albümünüzdeki tüm şarkıları birilerine ithaf etmişsiniz. “Sülalem için”, “Annem için” gibi notlar var her şarkıda. Bunun sebebi ne?
Erkan Oğur: Etkilendiğim müziklerin, Elazığ’da yaşadığım olayların bir harmanı bu repertuar. Hayatımın bütününü ilgilendiriyor. Ne yaşıyorsak, onu yazıyorum, onu yorumluyorum. Ortalığa nağme savurmuyorum. Yazılan her şeyin kaynaklandığı bir olay var. Eğlence değil. Eğlence müziğimin içindeki unsurlardan biri sadece, çöldeki kum tanesi kadar. Ayrıca, kesinlikle ticari bir müzik değil. Sonunda, ticari bir mala, kasete CD’ye dönüşse de…
“Bir Ömürlük Misafir” isimli parça daha önceki albümünüzde enstrümantaldi değil mi?
Evet. Ama bu parçayı Bülent (Ortaçgil) çok severdi ve “Ah efendim…” diye başlar, sürekli bir takım sözler mırıldanırdı. Gerçekten de bir söz ihtiyacı doğdu. Daha sonraları, Sezen Aksu’yla çalışırken, onun da diline dolandı, geri kalan sözleri de o yazdı. Ben de bir iki küçük değişiklik yaptım sonradan.
Bu parça Özdal Orhon’a ithaf edilmiş. Hikâyesini öğrenebilir miyiz? (daha fazla…)
Türkiye Müzikteki Karmaşaya Benziyor
Doğu Anadolu’nun folk müziği ve Aşık Veysel gibi ozanların şarkılarıyla büyüyen erkan oğur , 1960′larda Jimi Hendrix’i dinledi ve bu, yeni bir müzikal deneyimin başlangıcı oldu. Dünyada ilk kez perdesiz elektrikli gitarın pasajları üzerinde kayma ve çeyrek tonların çalınmasına olanak tanıdı. Müzik hayatına 1980 yılında Kibariye’nin gitarcısı olarak başladı ve ilk albümü “Fretless”i 1994 yılında Almanya’da çıkardı. Bu albümü çıkarmasındaki başka bir neden ise müzik dünyasında bir buluş olabilecek nitelikte olan perdesiz gitarın patentini alamaması. Albüme yazdığı “İnsanlığa hediyem olsun” ibaresinden oluşuyor tüm çabası.
1954 yılında Ankara’da doğdum. Çocukluğum Elazığ’da geçti, Elazığ’daki o günlerimde bağlama ve kemana merak sardım. Liseyi Ankara’da okuduktan sonra babam benim hep bilim adamı olmam yönünde yönlendirirdi. Ben Fen fakültesi fizik-kimya mühendisliğini kazandım. Almanya’da öğretimime devam ettim. 1973 yılında gitarla tanıştım. Kötü bir fizikçi olmaktansa orta bir müzisyen olmayı seçtim. 1976 Türk müziği seslerine olan ihtiyacımdan dolayı perdesiz gitarı yaptım. (daha fazla…)
Perdesizin Gizemi Sonsuzluklarda Yatar
Hayat hikâyenizle ilgili biraz bilgi verir misiniz?
Ben Elazığlıyım, ’54 doğumluyum, orada büyüdüm, sonra üniversite yıllarında ayrıldım oradan. Üniversite yıllarında burada, Ankara’da bulundum, Fen Fakülte sinde fizik okudum ’70 ile ’73 yılları arasında, sonra Almanya’ya gittim, orada 6 yıl kadar kaldım, yani zaman dilimleri öyle; sonra Türkiye’ye döndüm ’80 yılında, o zamandan beri işte buralarda dönüp duruyorum. Arada bir Amerika’ya gittim ’89 ile ’92 arasında. Müziğe gelince: ’80 yılında Türk Müziği Devlet Konservatuvarı’na girdim, ’84′te oradan mezun oldum, bütün eğitimim o yani, geri kalan kendi kendine ….
Yurtdışı deyince aklıma şey geldi, sanırım yurtdışında yaptığınız albümler var.
Yurtdışında bir tane albüm var, o da ’94 yılında Almanya’da yayınlandı, Fretless diye bir albüm.
Bizim o albüme ulaşma şansımız olur mu?
Vallahi bende bile yok, üretilmiyor, o zaman çok az sayıda üretilmişti. (daha fazla…)
Erkan Oğur ile Söyleşi
Rüzgâr sesi, denizlerin, dalgaların nağmeleri, yağmur, kuş sesleri… Müzikle, ahenkle dolu bir kâinat… Kalpleri, ruhları aşka çağıran müziğin coşkusudur. Sanatçı bozmadan, bulandırmadan duygulara müziği taşır.
Müziğin piyasaya “para” olarak düşmesi, piyasa malı olması, gerçek müziğin gizlenmesine neden olmuştur. Erkan Oğur’un ifadesi ile, “Hoyratça tüketme çabasında olanlar kaybederler.” Zaman bunu gösterecektir.
Erkan Oğur’un müziği başkadır. “Müziğim pek eğlenceli değildir. Hep uzak bir şeye, ulaşılmaz bir hedefe özlem vardır. Dingindir, hüzünlüdür, enerjisi vardır ama. Bir şeyler anlatmak ister; ama bunun ne olduğunu ben de tam bilemiyorum.” diyen sanatçı gerçekten de has müziğin izini süren birisi. Televizyon ve radyo programlarına pek çıkmayan, gazetelerde görünmeyen bir isim. İnsanın ruhuna, kalbine dokunmayan müziklerin egemen olduğu, televizyon ve radyo programlarında Erkan Oğur’un görünmeyişi yerinde bir duruş olsa gerek.
Erkan Oğur kimdir? “Erkan Oğur (1954 – ) Müziği sever…” Bu kadar. Bir de, “Anadolu farklıdır. Ne başkası Anadolu’ya benzer, ne Anadolu başkasına… Kendisidir. Kendi olandır.” der ve bu toprakların sesini yakalamaya çalışır. Albümlerinden birkaçı: Gülün Kokusu Vardı (1998), Hiç (1999), Anadolu Beşik (2000), Bir Ömürlük Misafir (2000), Fuad (2001). (daha fazla…)






