Archive for Mayıs, 2008

Bolvadin Meslek Yüksekokulu

Posted by M. Sadık

 

Okul resmine uyguladığım photoshop çalışmam

Felsefeye dansla vücut veren usta: Maurice Béjart

Posted by M. Sadık

Dansçı/koreograf Maurice Bejart, 22 kasımda, Lozan’da mavi gözlerini hayata kapattı. Öyle bir dünya vatandaşına Fransız demeye dilim varmıyor ama Marsilya’da doğmuş, işte. Bejart’ın "tamamıyla tesadüf" dediği dans serüveninin, vücudunun zayıflığı  nedeniyle doktorunun dans dersi almasını önerdiği 14 yaşında başladığı söylenir. Oysa tarih daha eskidir. 1927′de Marsilya’da doğan Bejart’ın dansa ruh işlemesinin temeli filozof olan babası  Gaston Berger’in etkisiyle başlar. Babası gibi felsefe eğitimi alır. Daha sonra din değiştirerek Sufi olmasında bu felsefi etkinin rolü büyük olacaktır.

maurice bejart
(daha fazla…)

Sitesiyle Facebook’a meydan okuyan Türk

Posted by M. Sadık

 

Orkut Büyükkökten, 120 milyon üyesiyle dünyanın en büyük sosyal iletişim ağlarından biri olan "orkut.com"un kurucusu, değeri 86 milyar doları bulan dünya devi Google’ın patronları Larry Page ve Sergey Brin’in sıkı dostu ve çalışma arkadaşı. Yaygın olarak kullanılan orkut.com nedeniyle 32 yaşındaki Orkut Büyükkökten, Brezilya ve Hindistan’da çok iyi tanınmasına karşın Türkiye’de pek az kişi ismini biliyor. Google çatısı altında kendi adına sosyal iletişim ağı kuran Büyükkökten, Konya Meram Anadolu Lisesi’nde başlayan ve Stanford’da devam eden başarı öyküsünün bilinmeyenlerini SABAH gazetesine anlattı:Orkut Büyükkökten

GOOGLE’DA ÇALIŞTI
"Google’ın kurucuları Larry ve Sergey’le Stanford Üniversitesinde bilgisayar bilimleri alanında doktora yaparken tanışmıştım. Öğrenciyken Microsoft’tan iş teklifi aldım ama mezun olduktan sonra Stanford öğrencileri tarafından kurulmuş ve çalışanlarının patronlar dahil neredeyse hepsini tanıdığım Google’dan gelen teklifi kabul ettim. Google henüz yeni başlamıştı, çok inandırıcı, orijinal, gelecek vaat eden bir projeydi. Ayrıca okul nedeniyle aşina olduğum ve sevdiğim silikon vadisi bölgesinden ayrılmak zorunda kalmadım."

ÜÇ NETWORK
"Son 8 yıldır internette sosyalnetwork üzerine çalışıyorum. Orkut. com kurduğum üçüncü network. Stanford’da öğrenciyken kampusta arkadaş edinmenin çok da kolay olmadığını fark ettim. Ben de halihazırdaki arkadaşlar vasıtasıyla kolayca yeni arkadaşlıklar kurulabileceğini düşünüp bu konuda networkler hazırladım.

(daha fazla…)

Ünlü Yönetmen Spielberg’in Hikayesi

Posted by M. Sadık

Spielberg, on iki, on üç yaşlarından beri bir film yönetmeni olmak istediğini biliyordu. On yedi yaşındayken bir hafta sonu Universal Stüdyolarını gezmek içinSpielberg düzenlenen bir tura katılması, O’nun hayatını değiştirdi.

Fakat turun tüm ayrıntıları gözler önüne sermediğini gören ve ne istediğini, neler yapabileceğini bilen Spielberg hemen harekete geçti. Gerçek bir filmin çekimlerini izlemek için gruptan ayrıldı. Sonra da kendini, bir saat boyunca ilginç film hikayelerini dinleyeceği Universal’in Yazı İşleri Müdürü’nün odasında, koyu bir sinema sohbetinin içinde buluverdi. Müdür de Spielberg’in senaryolarını ilgiyle dinliyordu.

Birçokları için hikayenin bu kadarı, hikayenin sona ermesi için yeterlidir. Fakat Spielberg, diğerleri gibi değildi. Çok güçlüydü. Ne istediğini biliyordu. İlk ziyaretinden ders aldı ve yaklaşım biçimini değiştirdi. (daha fazla…)

Yüzü olmayan adam…

Posted by M. Sadık

Paul Harvey

Yıllar önce çalışkan bir adam, ailesini avantajlı bir iş imkanı sağlamak için Newyork’tan Avusturalya’ya götürdü.Adamın ailesinden biri, sirke trapez artisti olarak katılmak veya aktör olma tutkusu olan genç ve yakışıklı oğluydu.
Bu genç adam zamanını bir sirk işi yada herhangi bir sahne işi gelene kadar kasabanın sınırındaki batı bölümünde yerel bir tersanede çalışarak geçirdi.

Bir akşam, işten eve gelirken ,onu soymak isteyen beş haydut tarafından saldırıya uğradı.Genç adam, parasından vazgeçmek yerine onlara karşı koydu. Bununla birlikte onu kolayca alt ettiler ve onu feci şekilde dövmeyi sürdürdüler. Botlarıyla yüzünü parçaladılar ve tekmelediler,vücuduna
sopalarla acımasızca vurdular ve onu ölüme terk ettiler.

Aslında polisler,onu yolda uzanmış bir şekilde bulduklarında, onun öldüğünü sanmışlardı.

Morg yolunda, polislerden biri, adamın zorlukla nefes aldığını duydu ve onu hemen hastanedeki acil bölümüne götürdüler. Acil bölümünde yatarken,bir hemşire korku içinde bu genç adamın uzun süre bir yüze sahip olamayacağını fark etti.Göz yuvaları parçalanmış, kafatası,bacakları ve kolları kırılmış, burnu askıda kalmış, bütün dişleri kırılmış ve çenesi hemen hemen kafatasından ayrılmıştı. (daha fazla…)

İşte Dünya Burada

Posted by M. Sadık

işte dünya burada aşkım,
başka yere koşmai toprak ve su
ama ateş ve berebarinde hava da burada.
Kaynaştılar ve ışıkla beraber karanlığa
tahammül etmek için, dansa başladılar.
Sebepler, yalanlar, seni oluşturdu ve aralarındaki aşklar süsler oluşturdu.
Teknende kürek çekmeye devam et,
kandini tamamıyla denizde bulursan,
kanat iste rüzgardan ve kurtarılacaksın.
Meyvesi olan ağaçlar dik, bulamazsan,
kaybedilen Aden için ağla ve hissedeceksin.

Erkan Oğur: Kopuz
Ercan Irmak: Ney
Iraklis Vavacikas: bayian
Hristos Cioamiolis: ud,rein,stick
Sokratis Sinopoulos: kemençe
Sotiris LEmonis: piano
Yiannis PApazahariakis: klasik gitar
Yiannis Plagianos: bas
Nikos Sidirokastritis: tumba

 

Benim Okulum Elazığ’ın Köy Düğünleri

Posted by M. Sadık

"Neden Geldim İstanbul’a"nın Burhan Çaçan tarafından meşhur edildiği sıralarda uzun uzun konuştuk Erkan Oğur’la… Sonra, "Bir Ömürlük Misafir" yayınlanınca bir kere daha… Geçen zaman içinde Oğur, "Eşkıya" filminin müziklerini yaptı, yakında bağlama sanatçısı İsmail Demircioğlu’yla birlikte yeni albümü yayınlanacak…

Son günlerde gazetelerde adı sık sık geçen, listelere giren bir türkü var: "Neden Geldim İstanbul’a". Bu türkü aslında. Sizin adınız hiç geçmese de, sizin orijinal yorumunuz ve oldukça ilginç de bir hikâyesi var. Türküyü nasıl buldunuz, hikâyesini anlatır mısınız?

Erkan Oğur : Türkünün aslı "Neden Geldim Amerika’yadır. Bir Ermeniye ait. Bu adam 1920′lerde memleketi Harput’ta Amerika’ya göç ediyor. Önce Bandırma’ya geliyor, gemiye binip New York’a gidiyor. Orada yaşamaya başlıyor. Amerika’ya çok da uyum sağlayamıyor. Memleketi özlüyor. Ve orada, yine bu bölgeden müzisyenlerle Harput yöresi folkloruyla bir beste yapıyor. Anonim değil yani, bir beste. 0 yörenin folklorundan etkilenerek, "Neden Geldim Amerika’ya"nın hikâyesini yapıyor. Hem yörenin aksanı, hem Ermeninin Türkçe konuşmasını düşünün, koyu bir aksanla, çok güzel bir sesle söylüyor. Taş plak olarak kaydediliyor. Ben 89-90 yılları arasında Amerika’dayken Jerry Silverman adlı bir müzikolog sayesinde farkettim bu türküyü. Çok hoşuma gitti. Ben de Amerika’dayım, memleketi çok özlüyorum, bir-iki kere öyle söyledim. Sonra bir baktım, "Neden Geldim İstanbul’a" lafı çıktı ağzımdan. Birdenbire bizim İstanbul’daki durumumuza ne kadar denk düştüğünü gördüm. Göçü anlatan bir şey…

  (daha fazla…)

Ben Bülent’i Tek Başına Özlüyorum

Posted by M. Sadık

izdüşüm: Müzisyen olmaya ne zaman karar verdiniz?

Erkan Oğur: Üniversiteler arasında bocalarken böyle bir karar dönemi oldu. Aslında tam bir karar değil. Sadece, ailem karşıydı müzisyen olmama. Ben de onlara uyum sağlamak için erteliyordum müzisyenliği. Daha sonra 1974-75 gibi bu ertelemeyi durdurdum. İlk enstrümanım sesimdi. Daha sonra 5-6 yaşımda keman. Ardından balta, cümbüş, ahenk gibi Elazığ’ın yöresel sazlarıyla ilgilendim. Okul döneminde elimize mandolin verdiler ama ben pek sevmedim. Yapı itibariyle kötü bir sazdı. Aslında bu keman hikayesi de ilginçtir. Bizim ailede müzisyen yoktu. Babamın yakın bir arkadaşı bir gün bana bir keman getirdi ve babama da bu çocuk keman çalsın dedi. Keman büyüktü, tam kemandı. Benim boyum kemanın yayı kadardı. Önce hevesimi alayım diye ailem kemanla ilgilenmeme ses çıkarmadı. Ancak ben üzerine fazla düşmeye başlayınca, kemanı yüksek bir yere kaldırdılar. bende onu oradan alıp, uzaklara kaçardım ve oralarda çalıp eve geri dönerdim. Daha sonra Elazığ’dan bir bayanla bir sene kadar metodik bir çalışmam oldu. O benim ilk hocamdı. Zaten müzik eğitimim de bu kadar aslında.

İzdüşüm: Peki hocam, hepimiz üniversite sınavına girerken aklımızda çelişkiler oluyor. Bazen istemediğimiz bölümlerde okumak zorunda bırakılıyoruz. Sizin de ailenizin etkisi olmasaydı üniversite eğitiminizi müzik üzerine mi yapmak isterdiniz?

Erkan Oğur: Dokuz yaşındayken dedem beni Ankara’ya konservatuara getirdi. Orada bir alman hoca beni test etti. Nen piyanoda on bir sesi ayırt ettim. Hoca da hemen gelsin dedi. Ancak babam izin vermedi. Keman eğitimi almayı çok istiyordum. Belki iyi bir kemancı olabilirdim.

İzdüşüm: Perdesiz gitar fikri nasıl ortaya çıktı.

Erkan Oğur: Onu tamamen türk müziği seslerini yakalamak için yaptım. Makam ve tavır ihtiyacımı karşılamak amaçlıydı biraz da.

Erkan Oğur’un Bülent Ortaçgil’le bir araya gelmesi ise hayli ilginç. Bülent ortaçgil’le beraberlik ne zaman gerçekleşti diye sorduğumuzda:

  (daha fazla…)

Ben ahlak peşindeyim…

Posted by M. Sadık

"Gülün Kokusu Vardı"yı dinleyenlere anlatmaya hacet yok, dinlemeyenlere albümdeki imzaların Erkan Oğur-İsmail Demircioğlu olduğunu söylemek yeterli herhalde. Erkan Oğur’la bu üçüncü söyleşimiz; her seferi bir başka "durum". İsmail Demircioğlu’yla ise ilk kez yüz yüze geldik, Oğur’un aksine, konuşkan bir gününde değildi, daha çok dinlemekle iktifa etti… Yaklaşık beş saat süren söyleşide Erkan Oğur’la epey meşakkatli bir yolculuk yaptık… .

 

Albümün kapağındaki "nefsime hakim olamayarak bazı düzenlemeler yaptım…" ifadesi dikkatimizi çekti…

Oğur: tam anlamıyla bozmak değil, ama bozulmuş bir şeye biraz daha bir şey katıyorsunuz! Kendi duygunuzu belki katıyorsunuz, yaklaşımınız belki safiyane. Bizimkinin öyle olduğunu sanıyoruz, belki yanılıyoruz, sevdiğimiz için .söylüyoruz ama hiçbir zaman,o türküyü yaşamadık. Örneğin, Pir Sultan Abdal’ın "derdim çoktur, hangisine yanayım…" türküsünü biz yaşamadık. Sadece bir şeyler hissediyoruz, "ne güzel" diyoruz, "makamı çok güzel, sözler ne güzel anlatıyor, ta ne zaman yazılmış, hâlâ aynı şey, değişmemiş…

  (daha fazla…)

Nezih Uzel’den

Posted by M. Sadık

Kudsi Erguner ve Nezih Uzel
"Kudsi Erguner’in Paris’te oluşu ile geleneği oraya taşıdık. Kudsi o yıllarda mimarlık okuyordu. Ben de ara sıra Paris’e giderdim. Geceleri fazla dolaşmaz, bir yerlerde toplanıp eskilerin deyimi ile "esma surerdik". Sonunda konser vermek üzere sahneye çıktık, ne var ki etrafıma baktığımda hep tanıdık yüzlerle karşılaştım, sanki evde veya tekke’de gibiydik. Aradan 40 yıl geçti, ne o insanlar bizden ayrıldı, ne de biz onlardan ayrıldık, sonra sayıları arttı. Neden dinliyorlar hep merak ediyordum. Ama ben okuyunca, Kudsi de ney üfleyince iyi oluyor, Kudsi’den baska hiçbir Ney beni rahatlatmıyor. Bir ömür böyle geçti, belki birkaç yıl daha geçer. Sonra ben sağ ben selâmet. Biz gideriz, sesimiz size kalır. Kalın sağlıcakla."