İbrahim Altay – Evsiz
Biz insanlar, cüceler ülkesine düşmüş Gülliver gibiyiz. Bir sabah dalgalar bizi bir kıyıya atıyor. Uyanıyor ve bakıyoruz ki bizi küçük sicimlerle, düştüğümüz yere bağlamışlar. Üzerinizde cüceler dans ediyor. O küçük bağların ve cücelerin aslında hiçbiri bizi orada tutacak kadar güçlü değil ama hepsi bir araya geldiğinde yerden kalkmanıza engel oluyor. Alışkanlıklar, günlük rutin işler, elektrik faturası, su faturası, randevular vs… Bu bağlardan kopabilmeyi denemek, hep yapmak istediğim bir şeydi. Buna bir de bilimsel araştırma sosu ekledim.
diyor İbrahim Altay. Genç adam Los Angeles’a sinema eğitimi almak için gelir ve bir gün, “evsiz” olup sokaklarda yaşamaya karar verir. Amerikan filmlerine aşinaysanız bir film saati süresi içinde rahatça okuyacağınız, sürükleyici biraz absürd ama Altay’ın söylediğine göre hepside gerçek olaylar. Orson Welles “Mutlu bir son istiyorsanız bu, hikayeyi nerede bitirdiğinize bağlı” demiş. Altay tam yerinde bitirmiş hikayeyi, kitap bir sayfa daha uzun olsaydı Altay’ı belkide kaybetmiş olacaktık.
İbrahim Tenekeci – Kimsenin Kalbi
denizin suyuna giden gemiler, uzunları yakmış geliyor kader….
Canının peşinden koşan insanlar
Zincir çok kısa, yaşamak kadar.
Gülleri güldüren hatır olmasa
Bir ırmak niye akar?
insanın içine insan sıkışmış….
araba tutuyor bile diyemez kamyona yüklenmiş giden koyunlar…
Kuş kadar kaldı ömrüm, üzgünüm
Derdim dururdum kendi kendime
Bir yatağım olsa hergün akardım
Akardım, durduk yere.
herkes mahçuptur kalbine karşı;
herkes mahçuptur kalbine karşı;
herkes mahçuptur kalbine karşı;
herkes mahçuptur kalbine karşı;
herkes mahçuptur kalbine karşı;
herkes mahçuptur kalbine karşı;
herkes mahçuptur kalbine karşı;
herkes mahçuptur kalbine karşı;
herkes mahçuptur kalbine karşı;
Burhan Sönmez – Masumlar
hangi rüya kolay bozulur ve
Hangi rüyaya geridöner insan
Sus dinle rüzgar sana söylesin
Gül açar yel eser ince
Leyli leyli sevdalı gence
Bir ömür kuş kanadında kırık geçince
Son nefeste insan neye hasret kalır
Sus dinle rüzgar sana söylesin
Ya çok mutludur ya da ölümü bekler mutsuzluktan
Bir yağmur damlası kurtarabilir onu
Veya birdost eliyle kalkıp gider hayat uyksundan
Nohsen Namjoo – Alaki 2012
Stanford Üniversitesi Müzik Bölümü bildiğim kadarıyla dünyanın en iyilerinden. Bizim konservatuar dediğimiz okullardan. Yalnız bu okulun müzik gruplarında her bölümden öğrencileri var. Flüt çalan öğretim görevlisi, bas çalan dekanı…Klasik müzik korosu, ensemble müzik grubu, caz topluluğu, leptop ve cep telefon müziği yapan gruplar bile var. Cep telefon melodileri, leptop ile müzik çalışmaları müzikle ilgili herşeyi yapıyorlar. Web veritabanları görülmeye değer. Güzel bir arşivleri var. Mohsen Namjoo’yu zaten biliyoruz. Namjoo’yu bir ensemble grubuyla dinlemek daha da güzel. Albümde 9 eser var ve hepside daha önce seslendirilmiş eserler. Şubat ayında Stanford Üniversitesinde gerçekleştirilmiş konserin kayıtları. Yeni yılın ilk albümü diyerek arşive ekliyoruz ve albümün en melodik eserini dinliyoruz….
İnsan her hâlukârda seçer…
Lise bitince üniversiteye hazırlanmak yerine kitapçıya kapak atmayı seçmiştim. Hayatımdaki en önemli kararlardan birincisi, ikincisi ise üniversite okumak. İkisini de yaptım. Yalnız yıllarda biraz karışıklık oldu. Üniversiteyi 4. girişimde kazandım. İlk önce önlisans, sonra dikey geçişle lisans ve açıköğretimden 4 yıllık ikinci üniversite. Üniversite eğitiminin bu üç farklı sürecinden de geçtim. Neyse okuyorum bi şekilde… Bu sene son senem ve mezun olucam artık…
Ben eğitimimi Kızılayda kitabevinde yaptım. Kitabevinin müşterilerinin çoğunluğu üniversite öğrencisiydi. Ankara üniversitelerinin edebiyat bölüm öğrencileri genelde buradan alışveriş yapardı. Onları görmeseydim belkide hiç okumazdım. 2 yıllık kitabevi maceramdan sonra 2 yılda turizm şirketinde rehberle beraber Türkiye’yi gezdim. O zamanlar haritam vardı. Gezdiğim yerleri boyuyordum. Hedef 81 ilin hepsine gitmekti. Hakkari, Tunceli, Şırnak, Ağrı gibi uç bölgelere hala gidemedim. Ama aklımda hep var bu 81 ili gezme isteği. Az kaldı bitecek inşallah. (daha fazla…)
Black
Benim hikayemdeki dünya farklı. / Sesler sessizliğe dönüşür..Aydınlık da karanlığa. / Benim dünyam bu… / Ne görülür, ne de duyulur. / Benim dünyamın tek bir ismi var: Siyah!
film bu sözlerle başlıyor.
“Ona sözcüklerden bir kanat takacağım Bayan Nair, uçmayı öğreteceğim..”
ve öğretmenin bu sözleri ile hikayenin içinde kendinizi buluyorsunuz… Karanlıktan çok uçmayı öğreten bir film. İzlediğiniz zaman uçacaksınız. En iyi Hint filmlerinden biri. Hatta birincisi. Bu Hintlilerin eğitim anlayışını da araştırmak lazım. Yapacamda…
”tanrım kör bir çocuk rüyasında ne görür,
bildiği ne var ki karanlıktan başka?”
Tenekeci’nin mısraları filmi özetliyor.Tenekeci diyorum, Hint filmi diyorum. Uçmak diyorum..1 üzerinden 1 verdim.
Sanjay Leela Bhansali abimizde kötü film çekmemiş maşallah.
Gelecek Uzun Sürer
“Bir aşk ya da ideal uğruna özveride bulunmanın, insanların acılarına duyarlı olmanın, Voznesenski’nin şiirlerini, Yaşar Kemal’in Ağıtlar’ını okumanın, Angelopoulos filmlerini izlemenin, zamanın geriye döndürülemeyecek biçimde aktığının kaygısını duymanın, şiddet ve felaketlerle dolu dünya ve memleket ahvali karşısında melankoliye kapılmanın, 25 yıl sonrasının hayalini kurabilmenin temsil ettiği bir romantizm bu filmde ortaya çıkan…”








