Herkesi kucaklamak yerine, kucaklaÅŸmak…”
Ş, a ile k arasına boşuna konulmamış.
Şın’daki çınlama kimde var? İşte: Şınnnn…
Åž olmasa, kuÅŸ nasıl uçar? MaaÅŸ nasıl ödenir?
Åž olmasa, ÅŸen ÅŸakrak olabilir miyiz?
Kabul ediyorum: Dilimizdeki en güzel kelimeler m harfi ile baÅŸlıyor.
Merhametten, maneviyattan, mevsimden tutun da meÅŸakkate kadar…
İsimler de öyle: Muhammed, Müslüman, Mekke, Medine, Müslim…
Aydın deÄŸil, münevver; odak deÄŸil, mihrak; yurt deÄŸil, memleket vs. Devamını oku…
M. Sadık Erdoğan Web Bloğu
Ellerinden öpenin çok olmasın ey dünya!
Son Yazılar / Archives
Åž Harfi ve DiÄŸerleri
Selam olsun “kuru et yiyen kadının oÄŸlu”na!
"Mekke’nin fetih günüydü…
Bir adam Resulullah‘ın yanına yaklaÅŸtı. Korkudan, heyecandan titriyordu.
Resulullah da gördü adamın bu halini ve dönüp seslendi: " Titremene lüzum yok, ben kral deÄŸilim "
Ve ardından dedi ki; " Kureyşli kuru et yiyen bir kadının oğluyum ben."
Bu hadisi her okuyuşumda sarsılırım.
DüÅŸünün…
Mekke’yi fetheden kuvvetlerin başındaki kiÅŸinin ve Peygamber’in önünde titremez de insan, kimin önünde titrer? "
İktidarı olaÄŸanüstüleÅŸtirme " insanlık tarihi kadar eski bir hikâyedir çünkü..
Hatta geçmek bilmeyen bir hastalıktır. Devamını oku…
Facebook'da PaylaşGülbahar
özgürlük diyorsun hayaller mutluluklar
mutluluk kağıt gemilere benzer gülbahar
bulutlara benzer
özgürlük istiyorsun ille de özgürlük
tutabilirsen ellerinden gökyüzünün
özgürsün gülbahar özgürsün Devamını oku…
Bu dünyada ‘Hayat Var’ mı?..
Kartvizitinin bir yanına (ki en önemli yandır o) ‘auteur’ (yaratıcı) sıfatını yerleÅŸtirdiÄŸimiz yönetmenlerin, dertlerinin ne olduÄŸunu kavramaya çalışırken, çoÄŸu kez önceki filmlerinden geride kalan ayak izlerini takip ederiz. KuÅŸkusuz bir eleÅŸtirmen de, her yeni sınavda bahsi olunan yönetmenin filmlerine iliÅŸkin, kendi yazdıklarına göz atar. Dolayısıyla Reha Erdem ve son çalışması ‘Hayat Var’ özelinde, hem yönetmenin, hem de kendi karaladıklarımın izini takip etmek istiyorum, izninizle. Üstadın (orta kuÅŸak mensubudur ama yine de kaanatimce ‘üstat’ unvanını çoktan hak etmiÅŸtir kendileri) iki önceki çalışması ‘Korkuyorum Anne’nin minik karakteri Çetin, film boyunca sünnetçi amcalardan uzak durmaya çalışıyordu. Bu, bana kalırsa bir erkeklik travmasından öte, aslında büyümemekle ilgili bir karardı. Sünnet olmayacak, erkekliÄŸe adım atmayacak ve hep çocuk kalmanın yollarını arayacaktı. Sonraki adım olan ‘BeÅŸ Vakit’in iki küçük erkek kahramanı Ömer ve Yakup ise, Çetin’in aksine bir an önce büyümeye çalışıyordu. Ama onlar için de büyüme yolundaki en büyük engel babalarıydı. İkili, film boyunca bu engeli yıkmak için fırsat kolluyordu. ‘Hayat Var’ın kahramanı olan 13 yaşındaki Hayat’ın (dolayısıyla filme ismini de vermiÅŸ oluyor) ise önceki Erdem karakterlerinin yanında tuhaf bir konumu var. Büyümek istiyor, çünkü hayat sahnesinde bir an önce rol kapmanın ve kendi sesini duyurmanın peÅŸinde; büyümek istemiyor, çünkü, hayat çok zor ve tıpkı, önce salıncaktaki yerini, sonra da emziÄŸini aldığı kardeÅŸi kadar tasasız olmayı ve ilgi görmeyi düÅŸlüyor. Öte yandan etrafı, onu büyütenler ve küçültenlerle çevrili… Peki ya ÅŸimdiki zaman ve ÅŸimdiki hali?.. İşte onu, ‘o an’ın parçası olarak kabul eden tek kiÅŸi de taÅŸralı bir çırak oluyor.
Facebook'da PaylaÅŸDilenci ve Bahar
Brooklyn Köprüsü’nde bir bahar günü, kör bir adam dilencilik yapıyormuÅŸ. Dizlerinin dibine bir tabela koymuÅŸ. Üzerinde "DoÄŸuÅŸtan kör" yazılıymış.
Herkes dilencinin önünden geçip gidiyormuÅŸ. Bir reklamcı bunu görmüÅŸ. Tabelayı almış, arkasına bir ÅŸeyler yazmış, olduÄŸu yere tekrar bırakmış.
Ne olduysa olmuÅŸ….Gelip geçen ve bu tabeladaki yeni yazıyı okuyan herkes, baÅŸlamış dilencinin önündeki ÅŸapkaya habire para atmaya…
Bir cümle yetmiÅŸ onca kiÅŸiyi etkilemeye ve dilencinin ÅŸapkasının kısa sürede aÄŸzına kadar parayla dolup taÅŸmasına…
"Güzel bir bahar günü…Ama ben baharı görmüyorum…"
Hayata seyirci kalmak kötüdür oÄŸlum…
Baba oÄŸlunu kucakladı, bir çeÅŸit sarsalayarak "Bak sana ne anlatacağım" dedi. "Bu annene kalırsa sen hapı yutarsın oÄŸlum. Çünkü senin annen tıpkı benim anneme benziyor. Benim annem de böyleydi, beni çok severdi. Titrerdi üstüme. Ailenin tek çocuÄŸuydum. Başıma iÅŸ gelmesin diye, ‘aman aÄŸaca çıkma oÄŸlum, düÅŸersin’, ‘aman suya girme oÄŸlum, boÄŸulursun’, ‘aman kimseyle güreÅŸme, bir yanını kırarsın’ diye diye beni her ÅŸeye seyirci bir insan haline getirdi. Hayata seyirci kalmak kötüdür oÄŸlum. Hayatın iyi, uslu bir seyircisi olmaktansa, hayatın içinde baÅŸarısız bir adam olmak bin kere daha iyidir. İyi bir boks seyircisi olmaktansa kötü bir boksör olmayı göze almak daha iyidir oÄŸlum."
yılmaz güney, oÄŸluma hikayeler
Harput’un Hediyelisi
Google görsellerde "Alex Grey"i aratın. Karşınıza çıkan resimlerin en küçüÄŸü 60×60 cm., en büyüÄŸü odanızın duvarı kadar olan tuallere yapılmış, Alex Grey’in gözünden insanın enerji tablosu diye en kısa ÅŸekliyle tabir edebileceÄŸim yaÄŸlı boya tablolar. Dikkatli Tool hayranları Alex Grey’in Tool albüm kapakları ve videolarındaki marifetlerini zaten biliyorlar. Daha önce Nirvana ve Beastie Boys da Grey ile iÅŸbirliÄŸi yapmışlar. SeyrettiÄŸim bir röportajında ise Grey, sanatlarında belli bir derinlik bulabileceÄŸimiz rock müzisyenlerinin modern Amerikan toplumunun ÅŸamanları olduÄŸunu söylüyordu.
‘Aslında çok matrak bir adamım’
Gösterimdeki ‘Vali’de izlediÄŸimiz hüzünlü rollerin adamı UÄŸur Polat, ‘Hüzünlü karakterler benim seçimim deÄŸil. Gelen teklifler üç aÅŸağı beÅŸ yukarı birbirine benziyor. Ben çok matrak bir adamımdır aslında. Benden ne istenirse onu vermeye programlanmış bir aktörüm sonuçta’ diyor
UÄŸur Polat ünlü olduÄŸunu unuttu! Korktum… İtiraf ediyorum… OyunculuÄŸa adanmış 30 senenin tutkusu ve derinliÄŸi altında kalmaktan…
SöyleÅŸi yerine ulaÅŸmak için çıkmam gereken merdivenlerden mi yoksa heyecandan mı bu kadar hızlı atıyor kalbim henüz çözememiÅŸken zili çaldım… Elimi uzattım “Ömür” dedim… Elini uzattı “UÄŸur” dedi. Çarpıntım geçti. Ama yine karar veremedim, ‘mütevazı’lığından mı ‘sahici’liÄŸinden mi? Karar sizin… Devamını oku…
Rıhtıma varmayan ceset elbette hatırlanmaz
Åžehrin gürültüsü, hengamesi almış başını yürüyor. Gün geçmiyor ki devasa bir heyula gibi çöreklenmesin insanın boÄŸazına. Metropol sıkıntısı, Batı’ya öykünen öyküleri andırıyor.
Ne Leylayı çağır, ne çölü incit!..
AÅŸkı konuÅŸmak kolay da, onu olmak zor. Âşık olmaktan söz etmiyorum, aÅŸkı olmaktan ve oldurmaktan bahsediyorum. AÅŸkla kanatlanmaktan, âlemi yukarılardandan kalb gözüyle görebilmekten. ‘Kâh çıkarım gökyüzüne seyrederim âlemi/Kah inerim yeryüzüne seyreder âlem beni’. AÅŸk varlığın merkezini deÄŸiÅŸtirir. Önceki varlık düzeyimizden bir boÅŸluÄŸa atılırız, oradan yeni bir dünyaya, yeni bir varoluÅŸa kement atmak isteriz. Hiçbir ÅŸey artık eskisi gibi deÄŸildir ve etrafımızdaki dünya bir deprem geçirircesine sallanmaktadır. ‘Ballar balını buldum/ Kovanım yaÄŸma olsun’ der Yunus.
Ölüm, aÅŸkın gölgesinde bekler. Sevmek dünyayı yok sayabilmek demektir, seven kiÅŸi endiÅŸe ve coÅŸkunun bıçak sırtında gezinirken sorar : ‘Yeni bir dünya mı kazanacağım ÅŸimdi, yoksa dünyamı mı kaybedeceÄŸim?’ ÖleceÄŸimizi bildiÄŸimiz için tutkuyla sevebiliriz. Ölümlülük duygusu aÅŸkı zenginleÅŸtirir ve adeta onu mümkün kılar. AÅŸk, bize ölümsüzlük ve zamansızlık vaat ederek, faniliÄŸin kıskacından bir süreliÄŸine kurtarır. Devamını oku…
Facebook'da PaylaÅŸ